<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333</id><updated>2012-02-12T01:25:31.943-08:00</updated><category term='yol'/><category term='tatil'/><category term='bataklık'/><category term='türk'/><category term='gezmek'/><title type='text'>Feyzullah Kırca- Yazılarım</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>62</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-5238862324251811825</id><published>2012-02-12T01:25:00.000-08:00</published><updated>2012-02-12T01:25:31.951-08:00</updated><title type='text'>PERVANENİN AŞKI</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-W4SR6rTFT5o/TzeFdWBX1GI/AAAAAAAABLk/ZREtRfc_iB8/s1600/PERVAN~1.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" sda="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-W4SR6rTFT5o/TzeFdWBX1GI/AAAAAAAABLk/ZREtRfc_iB8/s320/PERVAN~1.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Her şey döner. Canlı cansız her varlık, yeryüzünde bir şekilde döner. Toprak toprağa döner. Yaprak yaprağa döner. Yeşeren ağaç yeşilden kurur yine pervane misali yeşile döner. Başak tohuma tohum katıp, yine tohuma döner. Tohumdan yeşerir, tohuma dönüş evresinden sonra yine tohumdan başağa döner. Kelebek evresini tamamlayıp, yeniden kelebeğe döner. Dünya üzerindeki her şey kendi etrafında döner, aşk ile aşkına döner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisinde tüm bu pervane olup sevdasına dönen, kendisini ısıtacak olan gündüzlerde güneşine, gecelerde ay ve yıldızlara, karanlık gecelerde muma ve mum ışığına dönen varlıkları üzerinde taşıyan dünya ve bütün bir kâinat kendisi de pervane olup döner. Hakka döner, hakikate döner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk varlığından haberdar oluş ve varlığının bir farkına varıştır. Gecenin karanlığında pervane kelebeğinin ateşin farkına varıp, onun etrafında döndükleri gibi yaratıcı, yol gösterici ve koruyucuya dönüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fuzuli’nin meşhur mısralarında:&lt;br /&gt;“Aşk odu evvel düşer ma’şuka, ândan âşıka, &lt;br /&gt;Şem’i gör kim, yanmadan yandırmadı pervâneyi”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani “Aşk ateşi önce sevilene düşer, ondan da âşıka sıçrar. Muma bak da gör. Önce kendisi yandı, sonra pervaneyi yaktı” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk ateşin önce sevilene, sonrada sevene düşer. Sevilende bir ateş yanmalı ki; pervane o ateşi görüp, ona dönsün. Ateşin farkına varsın. Aşkının farkına varsın. Yaratılan cümle zerraatın yaratan güçten Kudret ve Tekvin ‘OL’ ilhamını aldıktan sonra var olduğunu kavrayıp, özüne döner. Şükür ve hamt etme gereği idrak ederek, yaratanına döner. Onun sevgisine ve kulluğuna layık olduğunu göstermeye çalışır. Yandıkça daha çok yanmak ister. Döndükçe daha çok dönmek ister.&lt;br /&gt;Yunus Emre’nin:&lt;br /&gt;“Severim ben seni candan içeri&lt;br /&gt;Yolum vardır bu erkândan içeri.&lt;br /&gt;Beni bende demen bende değilim&lt;br /&gt;Bir ben vardır bende benden içeri” dizelerinde ve&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hallacı Mansur’un:&lt;br /&gt;“Hac halk içindir, benim haccım sevgiliyedir Hakk’adır ”&lt;br /&gt;“Onlar koyun kurban ederler, ben ise kendi öz kanımı... ” ,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlerinde de belirttikleri gibi; tek hakikat haktır. Her şey onun içindir. Tek muhtaç olunan odur ve her şey ona döner gerçeğini kabul edip, onunla hem hal olma isteğini ortaya koymak içindir. İlimle, irfanla, arınmış, temiz bir kalp ile öze inmek, hakikate varmak, vahdet sırrına ermek; Hakk’ı kendi özünde, kendi özünü Hakk’ta görmek ve Hak ile Hak olmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu düşünce ve isteğini ifade eden Hallacı Mansur: ‘Ben hakkım’ anlamına gelen Arapça ‘Ene’l hak’ dediği için darağacında başını vermişti. Hal bu ki; sözüm ve özüm haktır. Ben yaratanı kendimden daha fazla seviyorum. Hak, hakikat ve doğru söz bendedir. Yani Hz Ali’nin deyişiyle: “koskoca bir evreni özünde taşıyan, büyük ve kutsal olan âlemin kendisi (Âlemi Kübra), kâinatın aslı ve cümle yaradılışın aynası olan insandadır; her-şey insanın özündedir, gönlündedir, hiç bir şey ondan ayrı değildir”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hallacı Mansur ‘Ene’l hak’ dediği için asılırken ya da asıldıktan sonra ruhu göğe yükselirken şeytanla karşılaştığı ve aralarında şu konuşmanın geçtiği ve birbirlerine:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İblis: “Bir kez sen ‘Ene’ dedin, bir kez de ben ‘Ene’ dedim; sen: ‘Ene’l-Hak’ dedin, ben: ‘Ene Hayrun’ dedim. Bana lanet etti, sana rahmet etti; hikmeti nedir? ”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hallacı Mansur(Hüseyin): “Sen ‘Ene’ derken kendini üstün gördün (benlik davası güttün). Bense ‘Ene’ derken, beni benlikten çıkarıp, benden uzak ettim. ‘Ben Hakk’ınım. Ben onun için varım. Ona layık dost olmak, onunla hem hal olmak içinim. Hal ve söylediğin bu iki durumun hakikati böyledir” dediği rivayet olunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevlana ve müritlerinin Mevlevi’ce sema dönüşü bu coşku içindir. Bu hazzı ve şevki duyup pervane kelebeğinin; aşkına dönüşünü temsilen, ulu dosta yakınlık hissetmek içindir. Bir el yere bakar ‘topraktan geldik ve toprağa dönülecektir’ der onu ifade eder. Diğer el göğe bakar, dosta el açar ve dostluk dilenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suyun ortasına damlayan damla ile damlanın düştüğü yerden dışa doğru dairesel dalgalar olarak tüm suyu kapsayarak yayılır. Tıpkı ilahi kudretin kâinattaki yaratılmışı kuşattığı gibi tüm suyu kuşatır. Yani su; hareket veren asıl damlaya döner. İlk var olan, hep var olacak yaratıcıya döner. Onu tespih ve zikir eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani her varlığın bir dönüşü, dönüş şekli vardır. Bir zikri ve zikir şekli vardır. Her varlık kendince kâinatın varlığını tespih ve zikir eder. Ancak bunu her dili bilen, gizli-açık her dili duyan, açıktan söylenmiş ve söylenecek her sözü duyan biri vardır. Hamt etmek ona mahsustur. Dostluğunu umarak dönmek hep ona layık ve sırf ona mahsustur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pervane kelebeği; aşkını ispat edebilmek için ışığı gördüğü anda, onun etrafında dönmeye başlar. Bu dönmenin döndükçe daralan bir çemberi vardır. Ateşi aşkın cazibesinde, yandıkça daha çok yanmak istenir. Döndükçe daha yakından dönmek istenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başta insan olmak üzere canlı cansız her varlık tıpkı pervane gibi, hakka dönüyor. Allah’ın varlığını idrak ettiği anda ilmen öğrenen insan da, yakin bilmek, onu kendine yakın bilmek için mum ateşinin etrafında dönen pervane böcekleri gibi Mevla’ya döner. Yaratana döner. Tek yaratıcı ulu Allah’a döner. Ona yakınlaştıkça, daha da yakınlaşmak ister. Yakınlaştıkça mumun etrafındaki dönüş çemberi daralır. Çember daralıp muma yani sevilene yaklaştıkça, pervanenin aşkı artıyor. Dönüş şevki ve coşkusu artıyor. Şevki ve coşkusu artıkça daha da yaklaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mumun ateşiyle teması sağlar pervane kelebeği sonunda. Kanadı yanar ilk önce. Derken yakar kavurur ve kavrulmuş bir başak tanesi gibi yere düşürür. Artık pervane yakından biliyordur muma kavuşmayı. Ama bu canını verdiği nokta ve andır. Gerçekte mumun bundan haberi yoktur. Olmasına da gerek yoktur. Çünkü bu aşkı ve sevdiğine kavuşmak uğruna can veren pervanenin aşkıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama mumda yanar. Kendisini seven, uğruna can verircesine, ölüme giden pervane kelebeğinin aşkına ve acısına cevap verircesine yanar. Mumun aşkı da, acısı da kendincedir. Kendine has yanmaktadır. Mumla sarılmış can ipliğine bir ateş düşer mum yanmaya başlar. Yangını söndürmek için yandıkça gözyaşı döker. Gözyaşı döktükçe ateşine daha bir güç verir. Gözyaşı döktükçe maddi yokluğa ve maddi tükenişe yaklaşır. Ama bu arada ışık olup yol gösterir yolunu kaybedenlere. Karanlıktan kurtarır karanlıkta kalanları. Ve erir sevgili yolunda can özü tamamen ortaya dökülüp, sevgiliyle ruhlar âlemimde vuslat edip, hem hal olana kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakkı zikir için aşkına dönen pervaneden, hakka vuslat için gözyaşı döken mumdan ibret almak gerekir. Pervane böceğinin muma olan aşkı gibi insan kâinatın efendisini sevmek gerekir. Onun peşinden koşmalı, ışığına koşmalı, onun aydınlattığı yolda koşmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl yanıp tükenmenin, efendisine ve onun gösterdiği dosta yürüyerek asıl sevgiliye ulaşır. Aksi takdirde güneşten habersiz, gece karanlığında yaşayan yarasalar gibi karanlıkta kalınır. Bu da yetmezmiş gibi ışıkla, hakla, hakikatle mücadele etmek ise demir pençeli kocaman devle savaşmak gibidir. Şeytanın karanlık ve aldatıcı batağına battıkça batmaktır. Cehalettir. Kendini bilmezlik, özünü bilmezlik, kurtuluşa çağıran ve yol gösteren rahmet peygamberini bilmezliktir. Geldiği ve istese de istemese de döneceği ebedi âlemi, yokken onu bir damla sudan var eden, ilahi gücü bilmezliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanmaktan korkup mumdan ve sımsıcak ısıtacak olan dost ateşinden uzaklaşmak, şeytanın karanlık ve tuzaklı yollarına düşmektir. Düşman olduğunu bildiğin birisini, bilebile dost edinmek akıllıca bir hareket olmayacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun için rabbim bize hidayet versin. Karanlığını ve yok oluşun peşine değil, dost ışına dönerek, onun yolunda, onun dost ateşiyle yanıp kavrulmak nasip eylesin. Ölümün bir yok oluş değil, yeniden ebediyete uyanış olduğu hakikatini özümüzde hissetmemizi nasip eylesin. Gönlümüzde onun aşkını hep var eylesin. Bizlerin tek ve ebedi dostumuz olan kendisinin sevgisine mazhar eylesin. Âmin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar köyü / Dursunbey&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;﻿&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-5238862324251811825?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/5238862324251811825/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2012/02/pervanenin-aski.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/5238862324251811825'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/5238862324251811825'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2012/02/pervanenin-aski.html' title='PERVANENİN AŞKI'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-W4SR6rTFT5o/TzeFdWBX1GI/AAAAAAAABLk/ZREtRfc_iB8/s72-c/PERVAN~1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-6880099483852365691</id><published>2012-02-03T13:19:00.000-08:00</published><updated>2012-02-03T13:19:58.270-08:00</updated><title type='text'>MEVLİT KANDİLİNİ KUTLUYORUZ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-7pWvVnqP04E/TyxPSVwhimI/AAAAAAAABLU/lDY2kBFkLN8/s1600/mevliddj8.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="250" sda="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-7pWvVnqP04E/TyxPSVwhimI/AAAAAAAABLU/lDY2kBFkLN8/s320/mevliddj8.gif" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Mevlit kelime manası olarak doğum, doğum zamanı demektir. Mevlit Kandili dediğimiz de ise peygamberimiz Hz Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in doğduğu gecenin yıl dönümünü ifade etmiş oluruz. Peygamberimiz hicri olarak Rebiü’l-evvel ayının 12.gecesi sabaha karşı dünyaya gelmiştir. Bu doğum günü miladi takvime göre ise 20 Nisan 571 gününe rastlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hicri takvimin her yıl miladi takvime göre 11 gün önce gelmesi münasebetiyle, hicri takvime göre Rebiü’l-evvel ayının 12.gecesi mevlit kandili, miladi takvime göre 20 Nisan’ın içince yer aldığı hafta ise ‘Kutlu Doğum Haftası’ olarak kutlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlığın kurtuluşu için gönderilen âlemlerin efendisi, insanların en mükemmeli, tüm insanlığın son peygamberi Hz Muhammed (s.a.v.)’in doğduğu gecenin yıl dönümü olan bu Rebiü’l-evvel ayının 12.gecesinde insanlık onun doğumunu en güzel şekilde idrak etmeliyiz. Özellikle biz Müslümanlar onun yaşadığı dönemin zorluklarını, o doğmadan önceki cehalet dönemindeki ahlaksızlıkları ve kötülükleri, hak hukuk bilmezlikleri hatırlayarak, o yüce peygamberin getirdiği esaslara daha sıkı sarılarak kurtuluşa doğru yol almaya çalışmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu geceyi bir fırsat bilerek kendimize ve yaşantımıza çeki düzen verip daha bir yenilenmeliyiz. Allah’ın razı olacağı kul olmak ve mevlit kandilinde doğumu kutladığımız eşrefi mahlûku olan insanların da en şereflisi peygamberinin şefaatine nail olunacak amel ve icraatlarda bulunmalıyız. O'nun ahlâk ve fazilet dolu hayatını öğrenerek kendimize örnek almalıyız. Kuru kuru Allah’ı seviyorum, peygamberi seviyorum diyerek değil, Allah’a ve resulünü severken onlara itaat ederek onun sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmış oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Kıyamet günü insanların bana en yakını bana en çok salâvat okuyanıdır’ (Tirmizî, “Vitir”, 21) diyen o yüce peygambere çok salât ve selam getirmeliyiz. Bilmeliyiz ki; O'nun doğduğu çağda dünyanın her tarafında cehalet, zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüş, Allah inancı unutulmuş, insanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüş, dünya yaşanmaz hale gelmişti. &lt;br /&gt;Sevgili Peygamberimizin tebliğ ettiği İslâm dini ile dünya aydınlandı, tek Allah inancı ile kalpler nurlandı. Eşitlik, adalet ve kardeşlik geldi. O'na inanan toplumlar gerçek huzura kavuştu. O'nun doğduğu gece, insanlığın kurtuluşu için çok hayırlı ve mübarek bir başlangıçtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Allah Kuran-ı kerimde insanlığın halini "Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın ayetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hal bu ki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler." (Âl-i İmrân, 164) diyerek haber vermektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On dört asır evvel, yine böyle bir geceydi,&lt;br /&gt;Kumdan, ayın on dördü, bir öksüz çıkıverdi!&lt;br /&gt;Lakin o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler,&lt;br /&gt;Kaç bin senedir hâlbuki bekleşmedelerdi!&lt;br /&gt;Neden görecekler, göremezlerdi tabii;&lt;br /&gt;Bir kere, zuhur ettiği çöl en sapa yerdi,&lt;br /&gt;Bir kerede, mamure-i dünya, o zamanlar,&lt;br /&gt;Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi.&lt;br /&gt;Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;&lt;br /&gt;Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diye devam eden ‘Bir Gece’ şiirinde Mehmet Akif’te böyle tarif edip haber veriyordu o günkü insanlığın halini… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ki; yeryüzünde manevi bir çöküş var olmuş ve insanlığın yolunu kaybettiği karanlıklar içinde bir yaşam hâkim olmuştu. Neredeyse tüm canlılar ve güçsüz ve korumasız olan insanlar, kendisinden güçlü olan diğer insanların zulüm ve vahşetine maruz kalır olmuştu. Ruhlar ve kalpler kararmış ve katılaşmış, nice gözler zulüm ve eziyetler karşısındaki çaresizlikten ağlayıp gözyaşı döker olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce gelen peygamberlerden Hz Musa ve Hz İsa aleyhisselamın yüce Allah’tan vahiy meleği Cebrail aracığıyla getirip tebliğ ettiği esaslara inanıp, bunlara uygun olarak yaşayanlar elbet vardı. Özellikle cahiliye Arap yarımadasında Varaka Bin Nevfel gibi Hz İbrahim aleyhisselamın tebliğ ettiği Hanif dinine inananlar da azınlıkta da olsa vardı. Ancak insanların çoğunluğu, birbirini yiyen canavarlar gibi vahşîleşmişti. Küfür, şirk, cehalet ve zulüm bataklığında boğulmaya yüz tutmuşlardı. Zalimin zulüm kamçısı al­tında mazlum inim inim inler hale olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlık bir yol göstericiye, kötülük ve cehalete dur diyecek öndere, bir kurtarıcıya muhtaçtı. Diri diri gömülen kızların, karın tokluğuna bile olmadan çalışan kölelerin, gücünün üzerinde yüklerle yüklendikten sonra aç ve susuz bırakılan hayvanların, yarabbi ben senin insanoğluna verdiğin bir nimetinken beni senin yerine koyup tapıyorlar acıkınca da beni yiyorlar diye feryat eden helvanın, ezilen ve hakir görülen mazlumların feryatlarını dindirmenin vakti gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklı yok sayan, ruhları ve insanın Kâbe’si olan gönülleri kıskacı altına alıp olanca kuv­vetiyle sıkan bu küfür ve şirke, bu dalâlet ve cehalete, bu hüzün ve sıkıntıya bir son verilmesi gerekiyordu. İnsanlığın ve diğer mahlûkatın bu buhranlı cehalet yaşamına daha fazla katlanmasına Allah’ın sonsuz merhameti elbette müsaade edemezdi. Hakikî sahibini arayan ruhların ortalığı çınlatan feryadını duyacaktı. Bütün bunlara son verecek bir zatı, şefkat ve merhametinin bir eseri ve tecellisi olarak elbette gönderecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın yaşamsal ve ahlaki çöküşünü, beraberinde getirip yaşayarak tebliğ edecek olan, getirdiği o ilahi nurla hayatı yaşanır hale getirecek olan, Hz İsa’nın ilahi nizamı İncil’de geleceğini müjdelediği, yüce Allah’ın ‘âlemlere rahmet olarak gönderdim’ hitabına mazhar olan son peygamberi dünyaya geliyordu. Cinlerin ve insanların kurtarıcısı, âlemlerin efendisi geliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu bekliyordu sanki elli beş yıl önce Ebrehe’nin filleri de, Kâbe’yi yıkmak için sürüldüklerinde her türlü acı ve işkenceye rağmen o tarafa doğru yürümemekte ısrar ediyorlardı. Doğduğu gece Kâbe’deki 360 adet put dünyaya teşrifinden haberdar olup utanırcasına konuldukları yerden yere düşüyorlardı. Bir nur meydana çıkıp onun doğduğunu haber verircesine Şam’ın saraylarını aydınlatıyordu. Onu değmek ve onu okşamak istercesine yıldızlar yere yaklaşıyordu. Ve hatta bunu gören insanlardan bazıları yıldızları elimle tutacak kadar yakından gördüğünü söylüyorlardı. Mecusilerin bin yıldır yanmakta olan ateşleri kendisine tapıldığını gizlemek istercesine sönüyordu. Allah’a ortak koşan müşriklerin kutsal saydığı Save gölü ‘niye müşriklere hizmet ediyorsun’ demesinden çekinir gibi bir anda kuruyordu. Öbür tarafta ise yıllardır kuru olan Semave gölü onun doğumuna sevincinden suyla doluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer olay ise; İran’daki Kisra Sarayının 14 sütunu yıkılıp saray odaları yerle bir oluyordu. Bu sütunların yıkılmasının; ayın 14 evreden sonra yeniden dolunay halini alıp bütünlenmesine benzeten Mevlana “Elinden çıkanlara üzülme. Unutma ki ay da paramparça ola ola dolunaya erişir de nurlar yansıtır. Bil ki parçalandıkça nurlanmaktasın! ” demiştir.&lt;br /&gt;Yine göğüs kafesimizdeki sağlı sollu uzanan iman tahtası tabir edilen 7 +7=14 kaburgalar ile korunan can evimiz vardır. Kalp ameliyatının bu 14 kemiği tutan birleşme noktası yukardan aşağı kesilerek yapıldığını da hesap edersek, 14 bağ kopunca insanın iman merkezi kalbe inilmesi gibi 14 sütunun yıkılması ile de insanlığın iman merkezinin önünün açıldığını sembolize ettiği söylenebilir. Okuduğum bir kaynak kitapta, 14 sütunun yıkılması İran ülkesinin topraklarının İslam’a katılmasıyla, İslam’ın dünya hâkimiyetine yol bulacağına işaret olduğundan bahsediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, göğüs kafesindeki 14 sütun gerçekte neyi işaret ediyordur acaba diye düşünelim. Ben biraz düşündüm; nefsin 7 mertebesi geldi aklıma. Bunlar: 1-Nefs-i Emmâre 2-Nefs-i Levvâme 3-Nefs-i Mülhime 4-Nefs-i Mutmaine 5-Nefs-i Râdiyye 6-Nefs-i Mardıyye 7-Nefs-i Kamile’dir.&lt;br /&gt;Her bir kemiğin açılmasıyla kalbe daha çok yaklaşılarak nefs-i Kamile derecesine ulaşılabileceği var sayılabilir. Ama bundan ziyade; şeytanın 14 vehmini içinde barındıran Nefs-i Emmâre’nin bölümlerini söylemek daha gerçekçi olacaktır. Bunlar ise; Haset, kibir, öfke, riya, şehvet, hırs, para, makam, şöhret, intikam, bencillik, kıskançlık, cimrilik, ibadetine güvenme gibi kötü huylardır.&lt;br /&gt;14 sütunun yıkılması, o gece doğan Muhammed’in getireceği dinle yıkılacağına işaret olarak görülür. Şeytan ve onun kölesi Nefs-i Emmare onları ayakta tutmak istese de, gerçek müminler tarafından artık onların yüzlerine bile bakılmayacaktır.&lt;br /&gt;İran Kisra sarayının 14 sütunun doğum gecesi yıkılması denince; Allah’ın Zati ve Subuti sıfatlarının toplamının da 14 olduğunu anımsamak gerekir diyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih Hicri 12 Rebiü’l-evvel (Miladi 20 Nisan 571) gecesi mütevazı bir evde, günlerden pazartesi günü, vakitlerin sultanı seher vaktinde efendimiz dünyaya gözlerini açtı. Kâinat, sevinç ve heyecan için­de adeta, Süleyman Çelebi’nin 15.asırda yazacağı mısraları bilircesine “Doğdu ol saatte Sultan-ı Din Nura gark oldu semâvât-ü zemin” di­ye haykırdı. Karanlıklar aydınlanıp, anında nurla yırtılıp dağılıverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı gece Hz. Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn As’ın annesi gördüklerini anlatırken: "O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük." demektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihin seyrini, hayatın güzel ahlak ve kâmil mümin olan insanlar tarafına akışını sağlayacak olan bu doğum olayı, dünyadaki değişimlerin en büyüğüne işaret etmekteydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlığın ihtiyaç duyduğu artık dünyaya gelmişti. Akıllardaki tutulmayı, vicdanların körelmesini çözecek ve kalplerdeki düğümlenmeyi "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularının cevabını vererek, insanların akıl ve vicdanlarındaki bu düğümlenmeleri çözerek, kâinatın sahibini ilân ve ispat edecek olan eşsiz insan, eşsiz peygamber dünyaya gelmişti. Onun gelişiyle; sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer tüm canlı varlıkların ve hatta cansız eşya ve varlıklarda bile yansımasını bulacaktı. Buldu.&lt;br /&gt;İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi ve Mevlit kandili diyoruz. Onun doğduğu gecenin her yıl dönümünde onun doğuşunu bütün kalbimizle, ruhumuzla kutluyoruz. Getirdiği İslam nuruna daha bir sıkı sarılmak gerektiğini anımsayıp, saadet yoluna, huzur ve mutluluk caddesine doğru yolumuzu yeniliyoruz. Mevlit kandilini vesile bilerek onun getirdiği esaslara iman ederken yaptığımız sözümüzü hatırlayarak biatimizi ve ona bağlılığımızı tazeliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmayalım... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimizin doğumunu kutlayıp anarken, yalnız mevlit okumak, ilahiler söylemek, salavat getirmek ve kandil simidi, şeker, lokum veya bisküvi türü şeyler dağıtmak yeterli değildir, Sadece bu geceyi yaşamak yeterli değildir. Yüce Allah'ın hoşnutluğuna, sevgisine ve bağışlamasına nail olmanın yegâne yolu, İslam dinini en güzel şekilde yaşamaktır. Peygamberimizin yaşadığı gibi yaşayıp, onun ibadet ettiği gibi ibadet edip, onun örnek yolundan gitmektir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Rabbim bizleri onun ümmeti olma şerefine nail eylediği gibi, bu şerefle daim kılsın ve iki cihanda mutluluk ve saadet hedefine ulaştırsın. Sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin. Ona komşu olarak cennetine girmeyi nasip eylesin. Hepsinden önemlisi de; kendisinin razı olduğu kullarının zümresine ilhak eylesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazımıza son verirken tüm islam aleminin mevlit kandilini en içten dileklerimle kutlarım. Hayırlara vesile olmasını yüce allah'tan niyaz ederim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar köyü / Dursunbey&lt;br /&gt;03–02–2012 Cuma&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-6880099483852365691?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/6880099483852365691/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2012/02/mevlit-kandilini-kutluyoruz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/6880099483852365691'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/6880099483852365691'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2012/02/mevlit-kandilini-kutluyoruz.html' title='MEVLİT KANDİLİNİ KUTLUYORUZ'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-7pWvVnqP04E/TyxPSVwhimI/AAAAAAAABLU/lDY2kBFkLN8/s72-c/mevliddj8.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-1410829150864603182</id><published>2012-01-30T01:32:00.000-08:00</published><updated>2012-01-30T01:32:13.831-08:00</updated><title type='text'>DEĞİŞİM ve GELİŞİM</title><content type='html'>&lt;div align="left" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-R1WD2HveEm4/TyZjZV0BY1I/AAAAAAAABKU/QRsmdqhxf6g/s1600/iekl351wsk0.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gda="true" height="283" src="http://2.bp.blogspot.com/-R1WD2HveEm4/TyZjZV0BY1I/AAAAAAAABKU/QRsmdqhxf6g/s400/iekl351wsk0.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Sevgili okurlar, değerli meslektaşlarımız!&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Değişim ve gelişim yoluyla hep daha iyiye ve daha güzele yol almaktan bahsedecek oluğumuz bu yazımıza başlarken öncelikle, değişim ne manaya gelir konusuna değinmek istiyorum. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bir yapının, bir oluşumun veya bir varlığın önceki durumuna göre şekil ve yapısında gözlenebilen farklılık arz etmesi değişim olarak ifade edilebilir. Yine değişim isteyerek veya istemeyerek, planlı veya plansız herhangi bir şeyin, belli bir zaman içerisinde bulunduğu durumdan başka bir duruma dönüşmesi olarak ta ifade edilebilir. Aksi bir ifade ise statiklik, durağanlık, aynı kalma ve gelişen dünyaya direnme olarak ifade edilebilir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Değişim deyince; gayri ihtiyari olarak yapılan değil, bambaşka bir şekil, çok farklı bir görüntü ve benzerlerinin benzersizini ortaya koyabilmektir. Bu anlamda değişim; büyüme ve gelişme gibi olay ve olguların yanında asıl yaratıcılık ve yepyeni bir buluşu veya çok farklı bir görseli ortaya koyabilmeyi gerektiren geniş kapsamlı bir kavramdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer ifadeyle; yine eskinin yerine bambaşka ve çok daha verimli ve eskiyi de kapsayacak şekilde yeniden tasarlanmasıdır. Bir sistemin başlangıçtaki şeklinden farklı olarak, yeni bir şekler geçmek üzere yer ve şekil değiştirmesidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun yanında hareket etme ve yürüme yoluyla yer değiştirme, üzerine küçük parçalar veya işin doğası gereği bilgiler ekleyerek değişim yapılmış olur. Eski adet ve olgular üzerinde gayri ihtiyari yapılan değişiklikler olur. Dilde, örf ve adetlerde, geleneklerde değişiklikler olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine eski model bir araba sahibi olduğumuzu varsayalım. Ona ne kadar yeni parça ve yeni araba sistemi ilave etmek istesek de, bu mümkün olmayacaktır. Çünkü arabamızın kasası eski parça ve eski mekanik sistemleri taşıyacak şekilde tasarlanmıştır. Yeni yapılan araba modeli kasalarına ise abs, haşbak, disk fren, vs gibi sistemlere uygun olarak tasarlandığından bunları eklemek daha kolay olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela eski bir bilgisayar düşünün. Kasası eski sisteme göre tasarlanmış bir kasadır. Ona da yükleyebileceğin donanım sınırlıdır. Yeni ve son sistem bilgisayar kasasını alıp daha kapsamlı ve son sistem donanımları yüklemek, yüksek verimli bir bilgisayar oluşturmak mümkündür. Böylece daha yüksek kalitede verimliliğe ulaşabilmek etkinlik derecesini ve kapasitesini artırabilmek mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yeni gün insan için yeni bir dünyaya, yeni bir gelişim ortamına girme fırsatı, daha iyi bir güzellik yaşama fırsatı ve daha güzel bir görsellik fırsatı yaratabilir. Tıpkı bir çocuğun bebeklikten çocukluğa, çocukluktan gençliğe, gençlik evresinden evlilik evresine gelişerek ve büyüyerek değişimlere ve dönüşümlere uğrayarak hayat uyum sağlıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar daha güzelini ve daha iyisini ortaya koymak için gerekli imkânı ve fırsatı bulduğunda değişmeyip, gelişmeyip ne diye yeniliklere ayak uydurmasınlar? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı düşüncelere göre hiç değişmeyen insanlar çok güvenilir ve istikrarlı görülür. Dün bir konuda farklı düşünenlerin fikirleri hiç mi gelişip bu gün daha farklı düşünmez? Yepyeni fikirlere hiç mi açmaz aklını yeni fikirlere? Dün yaya yürüyorduk, eşeğe bindik, sonra bisiklete, sonra arabaya ve uçağa biniyoruz. Belki yarın gezegenler arasında gezeceğiz. Gezmeyelim mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün üç ay kursa giderek namaz dualarını bilenler imam oluyordu. Sonra hatim indirip kuranı yüzüne okumasını bilenler imam oldu. Gün ilerledi hafızlar imam oldu. Sonra imam hatibin orta kısmını bitirenler, sonraya liseyi bitirenler. Gün o gündür ki; ilahiyat mezunları imam olarak tercih edilir oldu. Yakın bir zaman gelecek ilahiyat mezunu olmayan imam olamayacak. Gelişim devam edip gidecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahın yeryüzünün halifesi olarak yarattığı insanoğlunun daha güzel bir hayat sürmesi ve her iki cihanda da kurtuluşa ermesi için seçtiği İslam dininin iman esasları dışında kalan kuralları bile insanın gelişim ve değişim süreciyle orantılı olarak şekillenmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten insan değişmek için vardır. Okumak, sormak, öğrenmek, anlamak ve öğretmek için vardır. Aslında madde ve mana varlığı değişmez. Ancak insanın beyni ve algı kapasitesi geliştikçe ve zaman içinde ilim ve bilim geliştikçe gelişim ve değişim seviyesi de artacaktır. Aslında var olan şeyler değişmiyor, sadece bizim algımız ve var olan bazı şeyleri keşfimiz devam ettikçe biz insanoğlu yenilikler ortaya koymaya devam edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişim nedir konusuna karınca kaderince bir göz atıp birkaç kelam ettikten sonra, asıl konuya gelebiliriz. İmamların buluşma noktası forumunda yapılan değişim ve gelişmelerden bahsedebiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sitemize en gelişmiş haber sitesi formatlarından bir site daha açarak forum sitemizi; diyanet personelimiz başta olmak üzere, siz değerli ziyaretçilerimizin hizmetine sunmuş bulunmaktan mutluluk duyarız. İmamlar org haber sitemizin ve imamlar org sitemizin hizmetleri siz değerli ziyaretçilerimizin teveccühlerine layık olmak için değişmeye ve gelişmeye devam edecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk köşe yazımla sizlerin huzuruna çıkmaya başlayacak olan yazılarımı ve sizlere layık olmaya çalışan sitemizi izlemeye devam etmediniz dilek ve temennisiyle, sizleri yüce Allah’ımızın selamıyla selamlarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-1410829150864603182?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/1410829150864603182/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2012/01/degisim-ve-gelisim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/1410829150864603182'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/1410829150864603182'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2012/01/degisim-ve-gelisim.html' title='DEĞİŞİM ve GELİŞİM'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-R1WD2HveEm4/TyZjZV0BY1I/AAAAAAAABKU/QRsmdqhxf6g/s72-c/iekl351wsk0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-7372309740060012116</id><published>2012-01-30T00:51:00.000-08:00</published><updated>2012-01-30T00:51:19.343-08:00</updated><title type='text'>NAMAZDA HUŞU VE HUDU</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-2nBnTe_gVQE/TyZZ7XPZPWI/AAAAAAAABJk/C_sMCIn6kzM/s1600/209.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gda="true" height="261" src="http://2.bp.blogspot.com/-2nBnTe_gVQE/TyZZ7XPZPWI/AAAAAAAABJk/C_sMCIn6kzM/s320/209.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kendi başımıza da çoğunlukla gelen namazdaki vesveseden ve beynimizi namaz esnasında işgal eden dünyevi düşüncelerden sıyrılamadığımız gerçeğini ifade eder olmuşuzdur. Ne kadar istesek de namazlarımızı huşu ile kılmayı beceremeyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa namazlarımız biz müminlerin miracıdır. Peygamberimiz miraç gecesi yüce Allah ile bizzat görüşmüştür. Müminlerin miracının ise namaz olduğunu beyan ederek; ‘Namaz müminin miracıdır’ buyurmuşlardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmam Rabbani hazretleri buyuruyor ki; ‘ Namaz, İslam’ın beş şartından ikincisidir. Bütün ibadetleri kendisinde toplamıştır. İslam’ın beşte bir parçası ise de, bu toplayıcılığından dolayı yalnız başına Müslümanlık demek olmuştur. İnsanı Allah-ü tealanın sevgisine kavuşturacak işlerin birincisi olmuştur. Âlemlerin efendisi sevgili peygamberimiz miraç gecesinde cennetteki rüyet şerefi dünyaya indikten sonra dünyanın haline uygun olarak sadece namazda müyesser olmuştur’. Bunun için de namazın müminlerin miracı olduğunu ifade etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namaza duran kişi namaza başlama tekbiriyle birlikte sadece Allah-ü tealanın büyüklüğünü ve yüceliğini düşünerek, huşu ve hudu (kalpte devamlı olan Allah korkusu) içindeki bir halde olması gerekir. Öyle ki bu hal ile kılınan namaz, dünyalık olan her şeyden sıyrılıp bizi kendinden geçme haline eriştirmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz Ali (r.a)'nin savaşta vücuduna saplanan okun namaz kılarken çıkarılması olayı meşhurdur. Nitekim bir keresinde baldırına bir ok saplanmıştı. Çıkarmak için uğraşılmış ve verdiği acıdan dolayı çıkarılamamıştı. Oku çıkarma girişimi Hz Ali’nin vücuduna çok acı veriyordu. Hz. Ali’nin namaza durmasına ve okun bu namaz esnasında çıkarılmasına karar verildi. Nafile Namaz kılmaya başlayan Hz. Ali secdeye kapanınca, oku kuvvetle çektiler ve çıkardılar. Namazı bitirince etrafına bakınarak "oku çıkardınız mı?" diye soran Hz. Ali'ye oradakiler çoktan çıkardık dediler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Ali (r.a)’nin namaz vakti gelince, vücudu titremeye başlar ve yüzü sararırdı. Sebebini soranlara şöyle derdi: "Yerle göğün kaldıramadığı, dağların taşımaktan aciz kaldığı bir emaneti eda etme zamanı gelmiştir. Onu kusursuz olarak yapabilecek miyim, yapamayacak mıyım bilemiyorum" demiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Misver b. Mahreme diyor ki: ‘Ömer bin Hattab hançerlendikten sonra yanına geldim. Ve oradakilere: "Durumu nasıl?" dedim."Gördüğün gibi." diye cevap verdiler. Namazı hatırlatarak onu uyandırın namazdan daha önemli dahi olsa, başka bir şeyi hatırlatarak onu uyandıramazsınız dedim. "Ey müminlerin emiri! Namaz vakti geldi."dediler."Haa! Peki, hemen kalkayım."dedi. İslam'da namazı terk edenin durumunu düşündü. Yarasından kan aka aka namazını kıldı’. (Teberani, Hayatü's sahabe)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namaz öyle bir ibadettir ki; peygamberin ifadesinde yerini bulan, namaz kılan müminlerin yüce Allah-ü Teâlâ ile miraç etmesi anlamına gelen bir ibadettir. Peygamberimizin, kulun yaratanına en yakın olduğu görüşme anı olarak ifade ettiği andır. Bakın burada bedensel olarak kılınan namazın içinde bir başka namaz daha olduğuna işaret vardır. Bedensel namazın amacı; namaz kılan kişinin, namazın içinde bir başka namazın daha olduğunu idrak etmesi içindir. Yani kıldığımız namazı yüce Allah ile görüşüyormuş gibi huşu içinde kılmanın yanında, o namaz ki bizleri Allahın razı olacağı her türlü güzel işe yöneltmeli, razı olmayacağı kötü ve zararlı olan her şeyden de bizi uzaklaştırmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maun Suresinde; ‘1.Dini yalanlayanı gördün mü? 2.İşte O'dur yetimi şiddetle iten, 3.Yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen, 4.Vay o namaz kılanların haline, 5.Ki onlar, kıldıkları namazdan gafildirler. 6.Ki onlar, gösteriş yaparlar, 7.Ve zekâtı da men ederler.’ buyrulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz müminleri kötülüklerden uzaklaştırmayan, iyi ve güzel olan şeylere sevk ettirmeden kılınan namazlar için ‘Vay o namaz kılanların haline. Ki onlar, namazlarından gafildirler’ diye buyurmuştur. Böylece namazın ne manaya geldiğini ve nasıl bir ahlaki özelliğe sevk etmesi gerektiğini idrak edemeyen biz müminler için, namazın nasıl bir ruh haliyle ve nasıl bir ameli düşünce ile kılınması gerektiğini hatırlatmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Andolsun ki; insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız’. (Kaf Suresi16) diye buyuran yüce rabbimize, müminin miracı olan namaz ile daha da yaklaşacağı mutlaktır. İşte bu yüzden olsa gerek, kulun kalbini en çok burada kurcalıyor olması bundan dolayı olsa gerektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü namazını huşu ile kılamayan ve namazında ihlâs ve ihsanı yakalayamayan müminlerin tuzağına daha kolay düşeceğini bilmektedir. Bu yüzden namazda kullara vesvese vermektedir. Bu yüzden şeytanın tek hedefi kalptir. Tek emeli; kalbi bozmak, onu işe yaramaz hale getirmektir. Yani namazdaki vesvese şeytanın işidir. Şeytandan kaynaklanan bir musibettir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeytanın hedef tahtası olan kalp ile ilgili birkaç ayet zikredecek olursak: "Bilin ki, Allah kişinin kalbine ondan daha yakındır."(Enfal Sûresi 24) "Kim Allah'a iman ederse, Allah onun kalbine hidayet verir." (Teğâbün Sûresi 11) "Kalbler ancak Allah'ın zikriyle huzura kavuşur." (Ra'd Sûresi, 28) "İmanlarına iman katmak için mü'minlerin kalblerine sükûnet ve emniyet veren Odur." (Fetih Sûresi 4) "Allah size imanı sevdirdi, onu kalblerinize benimsetti." (Hucurât Sûresi 7) "Mü'minler o kimselerdir ki, Allah'ın adı anıldığı zaman kalbleri titrer." (Enfal Sûresi 2)&lt;br /&gt;Yüzlerce ayetten sadece mealini verdiğimiz bu birkaç ayetti kerimeden, kalbin şu özelliklerini öğreniyoruz: 1. Allah kalbe yakındır. 2. Allah kalbe hidayet verir. 3. Kalp Allah'ın zikriyle huzura kavuşur. 4. Allah kalbe sükûnet ve emniyet verir. 5. Allah imanı kalplere benimsetir.&lt;br /&gt;Bu ir kaç ayetten de anlaşılacağı üzere, kalp imanın merkezidir. Hidayetin, sükûnun, huzurun bütün duygularımızın merkezidir. Şeytan kuldaki bütün iyilik ve güzellikleri yok etmek, müminleri yaratanından uzaklaştırmak için her düzenbazlıkları, hile ve oyunları yapar. &lt;br /&gt;Şeytanın bu hile ve oyunlarına yakalanmaktan kalbimizi temiz ve uzak tutmak öncelikli meselemiz olmalıdır. Yoksa kalp bir kere bozuldu mu, bütün beden ve duygular bozulur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hadisinde peygamberimiz; "Dikkat ediniz! Bedende bir et parçası vardır; o düzeldiğinde bütün beden düzelir, o bozulduğunda da bütün beden bozulur" buyurmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbin Allah’a yaklaşmasını engellemek ve tuzağına düşürmek için yaptığı LEMME hadis âlimleri tarafından ‘şeytanın inmesi, yakınlığı, dokunması ve vesvesesi’ olarak açıklanırken, meleğin güzel işler için yaptığı LEMME ise ‘ilham’ olarak izah edilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sebeple lemme; şeytan ve meleğin kalpteki merkez üssü, karargâh kurduğu yer ve irtibata geçtiği haberleşme santralidir. Şeytan kalbe sürekli vesvese okları atarak insanı şüpheye, küfre, isyana, kötüye, zararlı olana ve dolayısıyla hep günaha teşvik eder. Hele bir de yer etmeye başlarsa hakkı ve hakikati reddetmeye kadar götürür. Melek ise ilham vererek, hayra, güzel olan, sevap olan işlere, hakka ve hakikate çağırır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahsetmeye çalıştığımız namazdaki vesvese de şeytanın kalbe yaptığı lemmesidir. İnsanın Allah’a en yakın olduğu yerde, yani namazda insana musallat olmaktadır. Onu kendimizden uzak utmak için, namazlarımızı ihlâsla, ihsanla ve huşu içinde kılmalıyız. Bunu da öncelikle Allah’ın huzuruna durduğumuz bilinciyle namaz kılmakla, miraçtaymış gibi, yani onu görüyormuş gibi namaz kılmakla başarabiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar valinin, kaymakamın, sıradan bir müdürün karşısına çıkacak olduğunda günler öncesinden hazırlanmaya başlarken, çıkacağı makamdaki kişinin hoşlanmayacağı işleri kulağına gider diye korkup kendine çeki düzen veririz. Ancak günde beş defa namaz için huzuruna durduğumuz halde; bizlerin yaptığı, yapacağı ve yapmayı kalbinden geçirdiği her şeyi bildiğini kabul ettiğimiz yüce yaratanın yasak ettiği amellerden uzak durup, kendimizi onun huzuruna çıkmaya hazırlamamız gerekmez mi? Evet gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namazdan sonra günaha yönelmek isteyen kul, şimdi Allah’ın huzurundan ayrıldım. Biraz sonra sonraki namaz için yine onun karşısına duracağım diye düşünüp, günaha girmekten kaçınmakla başarabiliriz. Onun için diyoruz ki; namaz bizi kötülüklerden uzaklaştırmalıdır. Bu bilince ve maharete ulaşamadan kıldığımız namazlar için yüce Rabbim ‘vay o namaz kılanların haline’ diyor. &lt;br /&gt;Yüce peygamberimizin ‘namazda kim dünyalık bir şey düşünmeden, ihsan ve ihlâsla namazını kılarsa ona hırkamı vereceğim’ demişti. Dünyadayken cennetle müjdelenen on sahabeden biri olan Hz Ali (r.a.) ben kılarım demişti. Ancak namazında ‘acaba eski olanı mı verecek, yeni olanı mı verecek’ diye düşündüğünü hatırlayacak olursak; bunu başardığımda sorunu çözmüş, namazı gerektiği kılmayı başarmış ve miracımızı layıkıyla gerçekleştirmiş oluruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Rabbim namazlarında istenen ihsan ve ihlâsla namaz kılabilen kullarından olmayı bizlere nasip etsin. Rabbim şahsımıza(ruhumuza ve bedenimize), ailemize, topluma ve çevremize zarar veren kötülüklerden ve zararlı şeylerden uzaklaşmamızı sağlayan namazı kılmayı nasip etsin. Amin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-7372309740060012116?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/7372309740060012116/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2012/01/namazda-husu-ve-hudu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/7372309740060012116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/7372309740060012116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2012/01/namazda-husu-ve-hudu.html' title='NAMAZDA HUŞU VE HUDU'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-2nBnTe_gVQE/TyZZ7XPZPWI/AAAAAAAABJk/C_sMCIn6kzM/s72-c/209.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-4205514866023534179</id><published>2012-01-15T03:45:00.000-08:00</published><updated>2012-01-15T03:45:36.681-08:00</updated><title type='text'>İSLAM AHLAKI VE İNSAN</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-nIOZ8I0Nolo/TxK8U9URbPI/AAAAAAAABIA/vrzh4nROP8Y/s1600/285_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" kba="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-nIOZ8I0Nolo/TxK8U9URbPI/AAAAAAAABIA/vrzh4nROP8Y/s1600/285_n.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İnsan bedeni ve ruhuyla bütünlük arz eden bir varlıktır. Bedeni ve ruhi varlık olması dolayısıyla istekler ve eğilimler varlığıdır. Bu istek ve eğilimleri nasıl gerçekleştireceği konusu insanın ahlaki boyutunu önemli kılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer önemli nokta ise; insan toplumsal bir varlıktır. İnsan kelimesinin türediği üns kelime kökü insan ve ünsiyet kelimelerini çağrıştırarak, beraber yaşama anlamıyla bize insanın toplumsal ve sosyal yönünü hatırlatır. İnsan toplumsal bir varlık olunca; onun toplumda öncelikle kendisine karşı olmakla birlikte, aile fertlerine, komşularına ve ülkesinin insanlarına karşı bir takım sorumluluk ve uyması gereken ilkeleri vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu ilkelerin şahsi olanlarına bireysel ahlak, ailevi olan ilkelere aile ahlakı, toplumsal olanlarına ise toplum ahlakı denir. Bu ilkelerde din, ahlak ve hukuk birbirine destek verir. Diğer birçok ilahi ve batıl dinlerde olduğu gibi İslam dinimizin de koyduğu ahlak ilkeleri toplumsal huzur ve mutluluğun elde edilmesini en ön planda tutmuştur. Yani öncelikli olarak yeryüzünün eşrefi mahlûku olarak yaratılan insanın sağlık ve afiyet üzere, dünya huzuru ve mutluluğu içinde yaşamasını ön planda tutmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim esas alacağımız işte bu İslam ahlakı ilkeleri ise; doğruluk, yardımlaşama, dayanışma, herkesle iyi geçinme, büyükleri sayma, küçükleri sevme, iyiliği tavsiye etme, kötülükten sakındırma, ana babaya ilgilenip onlara iyi bakma ve güzel davranma, kardeş ve akrabalar başta olmak üzere tolumla ilişkilere önem verip haklarını gözetme, eş ve çocuklara güzel davranışlar sergileme gibi çoğaltabileceğimiz ilkelerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeryüzünün halifesi olma gibi erdem ile mükemmel bir varlık olarak yaratılan insanı; felsefi insan bilimcisi, araştırmacı ve düşünürler ‘biyopşişik’ bir varlık olarak belirtirler. Yani insan ne tek başına biyolojik bir varlıktır. Ne de tek başına psişik bir varlıktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sebepten dolayı hem biyolojik yani bedeni ihtiyaçları vardır. Hem de psişik yani ruhi ihtiyaçları vardır. Bu yüzden hayvani bir varlık gibi düşünülüp hayvanlar gibi hayatı tek yönlü yaşamayacağı gibi (kaldı ki onlar bile Allahın kendilerine belirlediği görevleri insanlar için yerine getirirler), kendilerini bir mabede kapatarak tamamen ruhi ihtiyaçları karşılamak ve sadece ölümden sonraki ahret hayatı için de yaşayamazlar. Çünkü insan hem beden ve hem de ruh bütünlüğünü bir arada tutup bu bütünlüğü en azami derece de yaşayarak ve yaşatarak eşrefi mahlûk yani yaratılanların en şereflisi olacaktır. Meleklerden bile üstün hale gelecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber efendimiz bu konu da: ‘Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahret için çalış’ buyurmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa biz insanoğlu sanki bu sözü tersinden anlayıp; hiç ölmeyecekmiş gibi ahret için, yarın ölecekmiş gibi dünya için çalışıyoruz. İşin aslı dünya hayatında şerefli ve üstün bir olmanın her türlü gereğini tevazu ve alçak gönüllülük içinde, gurur ve kibir gibi duygulardan uzak olarak, ezilmeden ve sömürülmeden yerine getirirken, yarını bırakıp şu saniye ölüm bana gelebilir düşüncesiyle ahret hayatını kazanmak düşüncesiyle ölüme her an hazır olmaya çalışmalıyız. &lt;br /&gt;Beden ve ruh dengesini sağlayamayıp, dünya ve ahret dengesini kuramadığı zaman ise; ya dünya da güçsüzleşecek, yıllardır İslam dünyasının ve diğer fakir ve yoksul halkların maruz kaldığı gibi ezilmeye ve sömürülmeye mahkûm olacaktır. Ya da sadece bedeni ve dünyevi isteklerini gerçekleştirme peşine düştüğünde ise ahretini kaybederek, hayvani düzeyde kalacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece ruhi gereksinim olan İslam ahlakının öngörülerinden uzak olunacağı içinse; başta şahsi olmak üzere ailevi ve toplumsal huzur sağlanamayacaktır. Hayvanlar bile kendilerine yüce yaratan tarafından insanların hizmeti ve faydası için ön görülen çeşitli görevleri yerine getirirken, insanlar yaratılış gayesine ve sorumluluk bilincine uygun hareket etmez. Bu gaye ve sorumluluğun gereği olarak beden ve ruh bütünlüğünü sağlayamayan insanın, fazilet ve erdemleri değil de, rezalet ve kötülükleri tercih edebilir. İş bu rezalet ve kötülükleri tercih etmesi ahlaksızlığın ve dolayısıyla bireyde ‘ben her istediğimi yaparım’ deme durumuna, bu da toplumdaki diğer insanların özgürlük alanına müdahale ederek onların özgürlüklerini kısıtlayarak toplumda mutsuzluk ve huzursuzluğa sebep olacaktır. İnsanın bu durumda bir rezalet ve kötülüklerle dolu hayatı tercih etmesi ise eşrefi mahlûk olan insanı hayvanlardan bile daha aşağılık bir varlık haline getirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konumuzun başında ifade ettiğimiz gibi insan toplumsal bir varlıktır. Birlikte yaşamak anlamına gelen ins veya üns kelime kökü insanı ifade eder. Onun için insan şunu diyemez. ‘Ben tek başıma dağda yaşayıp ahreti kazanacağım’ diyemez, dememelidir. İslam ahlakı bireyde başlasa da, aile ve toplumda zuhur ederek bir anlam ifade eder. Günah işleme durumu söz konusu olmadan günah işlememek önemlidir elbet. Ancak asıl önemli olan toplum içinde birçok günahı işleme durumu söz konusuyken günahtan uzak durabilmektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konu da şu örneği verebiliriz. İki kardeşten biri ağabeyine dağa çıkıp hayvanlarıyla meşgul olup hiç günah işlemeden Allah’ın dostu ve evliya derecesine yükseleceğini, istediği seviyeye ulaşıp ulaşmadığını ise süzmeye koyacağı sütün damlamamasıyla anlayacağını söyler. Ağabeyi ise bunun toplum içinde yaşayarak yapılması gerektiğini, çünkü ahlaki erdemlerin önemi yalnız başına yaşarken değil, toplum içinde yaşarken uyulduğunda bir anlam ifade edeceğini söyler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak kardeşi kararlıdır. Çekilir dağ başında kendi haline bir hayata, hayvanlarını üretip sütünden ve etinden vs faydalanır. İbadetine devam eder. Her sabah ağabeyine söylediği gibi süzmeye süt koyar ve damlayıp damlamadığını da kontrol eder ki, Allah dostu olup olmadığının işaretini görsün. Uzun yıllar denecek epeyce bir zaman geçtikten sonra bir sabah sütün süzmeden damlamadığını görür. Ben erdim diyerek koşar hemen ağabeyine sevincini haber versin. &lt;br /&gt;Ağabeyi ise ayakkabı satıcı ve tamircisidir. Her gün onlarca insan gelir ve kalbini bozmadan ahlaki erdemleri en iyi şekilde yaşayarak zaten ermiştir. Kardeşi getirir ağabeyine süzmenin damlamadığını gösterir. Kapının yanındaki askı çengeline asarlar. Kahve içmeye koyulurlar. Bu arada eteği kısa bir bayan müşteri gelir. Kardeş kalbini bozmuş olacak ki, süt damlamaya başlar. Ağabeyi kardeşine gördün mü kardeşim, bu öyle dağda tek başına değil, toplumda yaşayıp eline, diline, beline, midene, dahası kötülükleri emreden nefsine hâkim olarak yaşayarak olması gerektiğini tekrar hatırlatır. &lt;br /&gt;Onun için tekrar etmek gerekirse; insan toplumsal bir varlıktır. Toplum halinde yaşamalı ve İslam ahlakının ön gördüğü şekilde ahlaki fazilet ve erdemleri en güzel şekilde yerine getirmeli, rezalet ve kötülükleri kendinden uzak tutmalıdır. İnsan aklı iyi (faydalı / yararlı) ve kötü (faydasız / zararlı) olan iş ve eylemleri ayırt edecek seviyede yaratılmış ve din adını verdiğimiz ilahi inanç sistemi olan kanunlarla desteklenmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde tekilde bireysel ahlakımızı bu kanunlara göre düzene koyup, erdemli birer insan olmak ana gayemiz olmalıdır. Kendi özgürlük ve rahatımıza önem vereceğimiz gibi toplum halinde yaşadığımız aile fertlerimiz, akrabalarımız, komşularımız, arkadaşlarımız, dostlarımız, vatandaşlarımız diye genişleyip giden ve toplumu oluşturan insanların ve hayvanat dediğimiz ve her türlü hizmetinden fayda sağladığımız canlılarında haklarına ve özgürlüklerine saygı göstermeliyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece bireysel ahlakı tesis ederek başlayacağımız hayatta aile, toplum ve çevre ahlakını ve düzenini tesis etmiş olacağız. Bu da bize diğer dinlerinde temel hedefi olan, bizim dinimiz İslam’ın da hedeflediği insanları dünyada ve ahrette kendi istek ve arzularıyla iyiliğe ve saadete (huzur ve mutluluğa) götürecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu sağlayacak olan yaşantı da tam olarak İslam ahlakının en üst düzeyde yaşanmasıyla oluşacak bir toplumsal yaşantıdır. Toplumsal yaşantıdır. Çünkü ben tek başıma yaşıyorum ya bana yeter demek asla doğru bir yaklaşım değildir. ‘Her koyun kendi bacağından asılır’ veya ‘bana dokunamayan yılan bin yaşasın’ gibi sözler yanlıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ki; bir koyun ağaca ardılırken ayağını ağaca kıstırıp asılarak orda açlıktan ölse, birkaç gün sonra leşi orada kokmaya başlayıp etrafı kokutarak rahatsızlık vermeye başlayacaktır. Yine bir gemi içindeki yolculardan biri geminin su almasını sağlayacak şekilde delmeye çalışırken engel olup bunun yanlış olduğunu söyleyecek birileri çıkmazsa gemi batacak ve gemidekilerin hepsi boğularak zarar görecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumu göz önünde bulunduran dinimiz ‘iyiliği emir ve kötülükten men’ edilmesini emretmiştir. Hz Aişe validemizin kendisine ‘Allah bir toplumdaki kötü insanlar yüzünden iyileri de cezalandırır mı?’ Sorduğunda peygamberimiz ‘evet iyilerin suçu o toplumdaki kötülüklere engel olmamalarıdır’ buyurmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan kolayca anlaşılacağı gibi bireysel olarak iyi olmak, ahlaklı olmak, erdemli ve faziletli olmak yeterli olmayacak, emri bil-maruf ve nehyi ani’l münker yani iyiliği emredip kötülükten sakındırma yaparak toplumun da İslam ahlakı üzere yaşaması için herkesin elinden geleni yapması gerekmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce rabbim cümlemize İslam ahlakı üzere yaşamak ve kötülüklerden ve rezaletler dediğimiz günahlardan ve ömrümüzün boşa geçmesine sebep olan şeylerden uzak eylesin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah’ın selamı ve rahmeti üzerimize olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-4205514866023534179?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/4205514866023534179/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2012/01/islam-ahlaki-ve-insan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/4205514866023534179'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/4205514866023534179'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2012/01/islam-ahlaki-ve-insan.html' title='İSLAM AHLAKI VE İNSAN'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-nIOZ8I0Nolo/TxK8U9URbPI/AAAAAAAABIA/vrzh4nROP8Y/s72-c/285_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-35226978303242403</id><published>2012-01-11T07:01:00.000-08:00</published><updated>2012-01-11T07:01:20.857-08:00</updated><title type='text'>BÖYLE GELEN BÖYLE GİTMESİN</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-WhJxAYW8I0o/Tw2kKKPqImI/AAAAAAAABHc/1VjtGfD3bFk/s1600/28823643.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" kba="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-WhJxAYW8I0o/Tw2kKKPqImI/AAAAAAAABHc/1VjtGfD3bFk/s320/28823643.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kötü bir eylemin / fiilin yapıldığı, yapılmaya devam edildiği durumlarda, ya da yapılmasının devam edilmesi yanlısı kimselerin dillerinden hep duymuşuzdur. Burası falanca köy kardeşim dinlemezler. Burası falanca yer kardeşim, bu insanların hakkından gelinmez. Bunlar / burası çok kötü bir yer dinlemezler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu söyleyen kişilere şöyle bir bakıyorum çoğu zaman. Ya kendisi de o kötülüğü en iyi yapanlardan birisi olduğu için, yapılan /yaptığı işin kötü olduğu dile gelmesin ve yapılmaya devam etsin istiyor. Ya da hakikaten söz söylemenin kar etmeyeceğini ve o insanların sözden meramdan anlamayacaklarını düşündüğü için böyle konuşuyor. Bu ikincisini düşündüğü için söyleyenlerin azınlıkta olduğunu da hemen belirteyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya arkadaş sen neden bahsediyorsun diyecekler tabiatıyla olabilir. Toplum içinde dini, ahlaki ve edebi kurallara uyma konusundaki vurdumduymazlık ve neme lazım deme hastalığımızdan bahsetmeye çalışıyorum. Dinin ve devletin insanların tolum halinde yaşarken birbirlerine zarar vermeden, hakkaniyet ölçülerinde yaşanması için koyduğu kanun ve kuralları nasıl hiçe saymaya çalıştığımızdan ve böylece diğer insanların haklarını çiğnediğimizden bahsetmeye çalışıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trafik kanunları; hız sınırı koymuş, alkollü araç kullanma yasağı koymuş, hatalı solama yasağı koymuş, tonaj yasağı koymuş, emniyet kemeri, ehliyet şartı, vs. hele o gece yolculuğunda uzun farı söndürmeyip karşıdan gelen araç şöfürünün gözüne tutanlara söyleyecek söz bulamıyorum zaten. Boş ver bir şey olmaz deyip kurallara uymuyoruz. Sonra yapmış olduğumuz kural hatasının yol açtığı açı durumlarla karşı karşıya kalıp, telafisi mümkün olmayan sonuçlar çıkıyor ortaya. Mal kayıplarıyla, yaralanmalar ve ölümler oluyor. Bizim yüzümüzden trafikte hiç hatası olmayan insanlar bu şekilde zarar görüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyiyi kötüden ayırt edebilsin diye yüce rabbim akıl nimetini vermiş biz insanoğluna. Dinin kuralarını koyarken, insanlığın iyiliğine olacak her şeyi emretme ve kötülüğüne olan her şeyi de yasaklayıp men etme noktasında belirleyip peygamberleri aracılığıyla bildirmiş. Bireysel olarak herkes kendini bu kurallara göre uyarlasın. En güzel din olarak belirledi dine uygun olarak yaşayarak toplumun ve dünyanın huzuru ve güvenliği sağlansın istemiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, biz ne yapıyoruz? Yaptığımız ve yapacağımız eylemlerin iyiliğinden ve kötülüğünden çok, insanların zararına mı, faydasına mı? olduğunu düşünmüyoruz. Dini kurallara uygun mu, değil mi? Düşünmüyoruz. Ahlaki mi? Edebi mi? Diye düşünmüyoruz. Aslında yaptığımızın yanlış olduğunu biliyoruz. Nefsi emmaremize yenik düşerek, kötü fiilimizin devamını istediğimiz için, böyle gelmiş böyle gider biz onu değiştiremeyiz. Burası falan köy, burası falan yer, bu güne kadar hep böyleydi, bundan sonra da değişmez fikri ileri sürülür. Bu fikir ‘bırak insanların aklına iyiliği getirme, kötü olduğunu söyleyip insanları ikna edeceksin biz kötülüğü yapanlar olarak azınlıkta kalacağız, yaptığımız işin kötülüğü meydana çıkacak ve rahatça yapamaz hale geleceğiz’ şeklinde bunu anlamak iyiliği ve güzelliği, dine ve ahlaki kurallara uygunluğu isteyenler için zor olmasa gerektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalan söylemek, hırsızlık yapmak, küfür etmek, dedi kodu ve gıybet etmek, iftira atmak, sebep ne olursa olsun insanları ve hayvanları dövmek, içki içmek, kumar oynamak, karaborsa uygulamak, yenmesi ve içilmesi haram olan gıdaları satmak, toplumu rahatsız edici şekilde kokularla (sarımsak, soğan, hayvan pisliği, vs.) topluma çıkıp rahatsız etmek, gibi örnekler çoğaltılabilir. Bunların her birinde kul hakkı vardır. Dini, ahlaki ve edebi kurallara uygun değildir. Sigara içip dumanı ve kokusuyla diğer insanları rahatsız etmekte aynı bunlar gibidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçki içmek ve domuz eti gibi haram olan fiilleri işleyerek kendi nefsimize kötülük etmiş oluruz ve Allahın yasaklarına uymamış, namaz ve oruç gibi emirleri eda etmeyerek de yine Rabbimize karşı kulluk görevimizi yerine getirmediğimiz için, ona karşı sorumlu oluruz. Ceza olarak cehenneme de girsek, tövbe ederek rabbimizin affına da mazhar olsak bu biz kulların kendi başına yaratanla hesabıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak direk kul hakkına giren ve içki içip onun verdiği sarhoşluktan dolayı başkalarına sözlü veya eylemli saldırma sonucu da kul hakkı doğar. Özellikle toplumun ortak kullanım alanı olan kapalı alanda (kahve, köy odası, bakkal/market, hayır veya düğün daveti ve toplantı salonu/odası veya evi, düğün salonu gibi kapalı yerlerde sigara içildiğinde dumanı başta olmak üzere kokusuyla, sarımsak vs insanlara rahatsızlık veren şeyleri yiyip gelerek kokusuyla insanları rahatsız etmekten de kul hakkı doğar. Biz bunu kabul etsek de doğar, etmesek de doğar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunların dile gelip bilinip anlaşılıp dine ve ahlaka uygun yaşantıya çağıran ‘iyiliği emir ve kötülükten nehiy’ görevi yapmaya çalışan insanları ‘sen karışma, boş ver böyle gelmiş böyle gider.’ Ya da şimdiye kadar hep yapıyorduk’ gibi argümanlar bizi kıyamet günü, huzuru ilahide kul hakkından kurtarmayacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuran-ı kerimde; kul hakkıyla gelmeyin. Diğer günahlarınızı tövbe edip duanız karşılığında affedebilirim. Ancak kul hakkını kendisi helal edip bağışlamadıkça ben rabbiniz olarak bir şey yapamam mahiyetindeki ayeti kerimeyi de hatırlayalım. Ayeti hemen hatırlayamadığım için bununla yetiniyorum. Aslında bu hak ve adalet duygusunun dindeki özünü yansıtır. Şüphesiz rabbimiz adildir. Her hakkı hak sahibine er veya geç, hem dünyada hem de ahirette adilce verir. Adaleti adilce dağıtır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı Hızır aleyhisselam ile bir insanın arasında vuku bulan şu hadise de olduğu gibi. Kısaca olay şöyle; bir adam rabbim adaletin bu mu? Bu nasıl adalet, herkesin yaptığı yanına kalıyor. Diye söylenirken, Hızır yanına gelir ve ‘ne söylenip duruyorsun. Allahın adaletinden şüphen mi var?’ Dedikten sonra ‘bak sana rabbimin adaletini göstereyim’ der. Şimdi şu çeşmenin yanındaki ağaca çık ve olanları gözle, hiçbir şeye karışma, ben geleceğim’ der gider. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir atlı gelir çeşmeye atını sularken bir kese para ve altını çeşmenin üzerinde unutur gider. Az sonra bir çocuk çeşmede suyunu içer keseyi alır gider. Ardından bir topal gelip su içerken, atlı keseyi aramaya gelir ve ‘sen mi aldın benim keseyi’ deyip topalı öldürür ve gider. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızır geri döndüğünde ‘gördün mü Allahın adaletini’ diye sorduğunda, ‘nasıl adalet, topal suçsuz yere öldü, keseyi çocuk aldı gitti’ diye bitirir sözünü ki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızır anlatır işin özünü: ‘Olanlarda adaletsizlik yok. Atlı çocuğun babasına ait olan ve babası öldüğünde kendisine kalacak olan ve hakkı olan mirası aldı. Çünkü o atlı onun babasına zor kullanarak imza attırıp elinde ne var ne yoksa alarak satıp başka bir yere göç ediyordu. Kesenin içindekiler çocuğun babasının malıydı.’ Dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam söze girdi. ‘Topal niye öldü. Onun ölmesindeki adalet nerde. Adam suçsuz yere öldü’ diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızır yine ‘suçsuz yere ölmedi. O topal da vakti zamanında o atlının babasını öldürmüştü’ diyerek, Allahın adaletini göstermiş oldu. Yaptığımız kötülüklerin ve küçük büyük haksızlıklarımızın hem dünya da hem öbür âlem de mutlaka bir karşılığı olacaktır. Mutlaka cezası olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hakikati vurgulamak için dilimizde deyim haline gelmiş sözler çoktur. Bunlardan bazıları; “Harama uçkur çözme”, “Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yeme”, “Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste”, “Kula bela gelmez Hak yazmadıkça; Hak bela yazmaz kul azmadıkça” gibi sözlerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce rabbim ‘Bilerek hakkı batıl ile karıştırmayın, hakkı gizlemeyin.’ (Bakara 42) ‘İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.’ (Şuara 183)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyururlar: "Bir kimse kardeşinin haysiyetine yahut malına haksız olarak taarruz etmişse, iltimas olarak verilebilecek altın ve gümüşün bulunmadığı günden (kıyamet) önce helâlleşsin. Aksi halde, yaptığı haksızlık nispetinde onun iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir. İyiliği yoksa hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden adama verilir." (Buhari mezalim 10)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hakikatleri bilerek hep iyiliği ve güzelliği arayalım. Kötülükleri düzeltelim. Değiştirelim. Buna da önce kendimizden başlayalım. Herkes kendini ve kendisine ait olanı düzeltirse dünya düzelir zaten. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama biz insanoğluna düzelmeye, dini ve ahlaki davranışları benimsemeye kendimizden başlamayıp diğer insanları da buna teşvik etmek bir yana dursun. Bunu yapmadığımız gibi ‘herkes böyle yapıyor. Bir tek ben miyim? Ooo! Bu devirde nerde bulacaksın onu yapacak insanı’ gibi sözler ileri sürerek, kötü olsa da bildiğimizi yapmaya devam edeceğimizi adeta haykırırız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz Allah’ı severiz bildiğimizi ve dediğimizi yaparız diyerek Allah’ı severiz diye kendimizi kandırma noktasından, biz Allah’ı severiz onun dediğini ve istediğini yaparız noktasına gelmek gerekir. Yüce Rabbim cümlemize bu hakikati görüp, bu istikamette yaşamak nasip eylesin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötüyü değil, akıllı insanlar iyiyi ve güzeli, yararsız ve zararlı şeyleri değil, faydalı ve yararlı şeyleri ayırt edecek kabiliyette yaratılmıştır. Hesabı sonra sorulmak üzere iradesi eline verilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hesap gününde zorda kalmamak için bu günden tezi yok. Böyle gelen böyle gitmesin. Yaşadığımız yer neresi olursa olsun, bunun için herkesin yapabileceği bir şeyler olmalı. Buna da öncelikle herkes kendinden başlamalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-35226978303242403?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/35226978303242403/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2012/01/boyle-gelen-boyle-gitmesin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/35226978303242403'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/35226978303242403'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2012/01/boyle-gelen-boyle-gitmesin.html' title='BÖYLE GELEN BÖYLE GİTMESİN'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-WhJxAYW8I0o/Tw2kKKPqImI/AAAAAAAABHc/1VjtGfD3bFk/s72-c/28823643.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-9161244336701267819</id><published>2012-01-01T03:55:00.000-08:00</published><updated>2012-01-01T03:55:08.910-08:00</updated><title type='text'>YENİ YILIN GETİRDİKLERİ</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-d0PDvWNcfcM/TwBJjZQdGaI/AAAAAAAABGo/Bgz3Z7VXUEw/s1600/yeniyli11.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" rea="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-d0PDvWNcfcM/TwBJjZQdGaI/AAAAAAAABGo/Bgz3Z7VXUEw/s320/yeniyli11.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yıla başlayacağımız şu günlerde yılbaşından ve insanoğluna getirdiklerinden ve getireceklerden bahsetmek istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yıl denince; günümüzce en çok bilinen iki takvime göre şekillenen yeni yıl başlangıçları vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisi; ay takvimine göre şekillenen ve kimi aylarının 29 kimi ayların 30 gün çektiği hicri takvimin başlangıcıdır. Hicri takvimin ilk ayı muharrem olup; 1-Muharrem, 2- safer, 3- Rabiülevvel, 4-Rabiülahir, 5-Camaziyelevvel, 6-Cemaziyelahir, 7-Recep, 8-Şaban, 9-Ramazan, 10-Şevval, 11-Zilkade, 12-Zilhicce aylarından teşekkül ederek 354 günden meydana gelen ve peygamberimizin Mekke’den Medine’ye hicretinin başlangıç kabul edildiği takvimdir. Bu takvimin ilk ayı olan Muharremin ilk günü hicri yılbaşıdır. Birçok ibadete ve dini uygulamaya esas olduğu için Müslüman’ın yılbaşı budur. Bu olmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi; güneş takvimine göre şekillenen ve kimi ayların 30 kimi ayların 31 çektiği miladi takvimin başlangıcıdır. Miladi takvimin aylarının ilki ocak ayı olup; 1-Ocak, 2-Şubat, 3-Mart, 4-Nisan, 5-Mayıs, 6-Haziran, 7-Temmuz, 8-Ağustos, 9-Eylül, 10-Ekim, 11-Kasım, 12-Aralık aylarından teşekkül ederek 365 günden meydana gelen ve Hz İsa peygamberin doğum gününün başlangıç kabul edildiği takvimdir. Bu takvimin ocak ayının ilk günü miladi yılbaşıdır. Hz İsa’nın doğum günü olması dolayısıyla Hıristiyanların yılbaşı bunun olması doğaldır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar dostlarına ve akrabalarına bu iki takvim başlangıçlarında ‘yeni yılın kutlu olsun’ veya ‘hicri yeni yılın kutlu olsun’ gibi sağlık, esenlik, başarı ve mutluluk dileklerinin iletirler. Her yeni yılda iyilik ve güzellik beklentileri dile getirilir. Peki, yeni yıl kendiliğinden mutluluk, başarı, şans, vs getirir mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz insanlar kendimize çeki düzen verip, düzelmez isek, dürüst ve ahlaklı birer insan olmaya çalışmaz isek, rızkımızı helalinden kazanıp helalinden yemek için çalışmaz isek, sağlığımızı koruyup hastalanmaya ve hastalıklara karşı tedbirimizi almaz isek, yeni yıl gelse de yenilik gelmez. Yeni yıl da bize bir şey getirmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi takvimin hangi yılbaşı gelirse gelsin. Günler aynı gün. Değişen bir şey yok. Değişirse ancak yaşam değişir. Hayat standartları değişir. Teknoloji ve bilim sayesinde yeni icatlarla insanların daha rahat yaşam koşulları sunulabilir. İnsanlığın hizmetine ampulün icadı gibi, radyo ve televizyon gibi, daha ekonomik yakıtla yürüyebilen daha ucuz araba gibi, helikopter ve uçak gibi icat ve hizmetlerin daha yararlı olacak yenileri sunulabilir. Bunun için ise yılbaşına gerek yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz Ömer gibi her günün akşamında bugün Allah için ne yaptım diye kendimizi hesaba çekmedikten sonra, ahiret hayatını kazanmak için Allahın rızasını gözetmedikten sonra yeni günün gelmesi, yeni yılın gelmesi bizi sevindirmemeli. Aksine üzülmeliyiz. Çünkü yüce rabbimiz tarafından imtihan olmamız ve bu imtihanın neticesinde, bize verilen dünya hayatında onun rızasını kazanarak ahiret hayatına geçememenin endişesini taşıyarak üzülmeliyiz. Çünkü her geçen gün hayatımızdan bir yaprak daha kopuyor ve her geçen gün dünya hayatımızın sonuna bir adım daha yaklaşıyoruz. Bunu düşünerek sevinmeyi bırakıp, daha çok üzülmeli ve Allahın rahmetinden ve merhametinden umudumuzu kesmeden daha çok tövbe ve dua ederek, daha çok ibadet etmeli, Salih ve Saliha kullar olmanın arzusu içinde olmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun için yılbaşını beklemeden ‘zararın neresinden dönersek kârdır’ diyerek kötülüklerimizi ve haramları terk ederek, güzelliklere yönelmeli ve kuranın emirleri ve peygamberimizin sünnetine sımsıkı sarılmalıyız. Peygamberimiz hadisi şeriflerinde; ‘İki günü eşit olan aldanmıştır’ buyurmuştur. Onun için her gün bir önceki günden daha çok çalışmalıyız. &lt;br /&gt;Böylece kalan hayatımızı bu şekilde yaşayarak hem her yılbaşında dost ve akrabalarımıza temenni ettiğimiz ‘yeni yılda sağlık, mutluk, esenlik, bol bereketli huzurlu bir yaşam dilerim’ türünden dileklerin gerçekleşmesi için gerekeni yapmış oluruz. Hem de kendi dünya ve ahiret hayatımızı kurtarmış oluruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keza Kuran ve Resulullah’ın sünnetinin gösterdiği yol olan İslam dininin içeriğinde insanların zararına ve kötülüğüne bir emir ve uygulama yoktur. İslam dinin emirleri ve yasakları insanların dünyada ve ahirette mutluluk ve huzurunu sağlamayı hedeflemektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten dinin tarifi; ‘insanları dünyada ve ahirette, kendi istek ve arzularıyla iyiliğe ve saadete götüren ilahi bir kanundur’ diye yapılmaktadır. Dinin emir ve yasaklarına uygun yaşama gayretinde olursak, yine dinin emri gereği ‘iyiliği emredip kötülüğü yasaklama’ gayretinde olursak, işte bu dinin tarifinde yer aldığı gibi kendimizi ve yek bütün bir insanlığı iyiliğe ve saadete götürme yolunda çalışmış oluruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksi takdirde kendimizi akıllı zannederek, akılsızlık örneği ortaya koyarak, herkesi kendimizden küçük görüp, güçsüz görüp ezmeye, hak hukuk bilmezliğe doğru gideriz. Her şeyi oyun ve eğlenceden ibaret görürüz. İnsanlara dost görünüp, her türlü düşmanlığı ederiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hak etmediğimiz mal ve mülkü elde etmek için öz kardeşlerimizi bile aldatmaya kalkışırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yıl ile ilgili düşüncelerimi bu şekilde kaleme aldıktan sonra yeni yılda öncelikle tüm İslam âlemine ve dünya insanlarına sağlık, mutluluk, başarı ve huzur getirmesi dileklerimi sunarım. İnsanlık olarak bu güzelliklere ulaşacağımıza, kendimizi ve insanlığı bu güzellikleri kazandırmaya çalışacağımız bir yıl dileklerimi sunarım. &lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-9161244336701267819?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/9161244336701267819/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2012/01/yeni-yilin-getirdikleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/9161244336701267819'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/9161244336701267819'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2012/01/yeni-yilin-getirdikleri.html' title='YENİ YILIN GETİRDİKLERİ'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-d0PDvWNcfcM/TwBJjZQdGaI/AAAAAAAABGo/Bgz3Z7VXUEw/s72-c/yeniyli11.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-2658162488634276110</id><published>2011-12-22T23:44:00.000-08:00</published><updated>2011-12-22T23:44:51.412-08:00</updated><title type='text'>ŞEYTANIN ÇOCUKLARI</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-RyBMto7ignc/TvQxYmh2nDI/AAAAAAAABEY/E2qPbmAs3dQ/s1600/seytan.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" rea="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-RyBMto7ignc/TvQxYmh2nDI/AAAAAAAABEY/E2qPbmAs3dQ/s1600/seytan.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği üzere şeytanın diğer ismi iblistir. Âdem’e secde et denmezden önce o da diğer melekler gibi Allahın emirlerini yerine getiren ve ona sadakatle olarak ibadet eden bir melek iken; Yüce rabbimizin ilk insan Âdem Aleyhisselama topraktan şekil verip ruh üflemişti. Meleklere ‘yeryüzüne halife yarattım, ona secde edin’ dediğinde diğerleri secde ettiği halde iblis ‘ben ateşten yaratıldım. O ise topraktan. Ateş topraktan daha üstün’ diyerek secde etmedi. Emre karşı geldiği için lanetlendi. Ancak cezası ertelendi ve kendisinin secde etmediği için lanetlenmesine sebep olduğunu düşündüğü Âdem aleyhisselamı ve neslini yoldan çıkarıp çıkaramayacağını görmek için kıyamete kadar süre verildi. İlk olarak Âdem Aleyhisselam ile kürek kemiğinden yaratılan eşi Havva validemize yasaklı meyveden yedirerek cennetten çıkarılmasına sebep olarak bu mücadele başlamıştır. Birinci surun üflenmesine kadar da devam edecektir. Evet, birinci sura kadar mühlet verilen İblis’e yani Şeytan’a nesil verildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeytan melekti sonradan lanetlendi, melekler evlenmez. Nesli ve çocukları da olmaz değil mi diye aklımıza gelecektir. Lakin cinlerin farklı olduğunu ve insanlar gibi evlilik yoluyla üredikleri aşikârdır. Bunu ifade ettikten sonra, Kehf Suresi 50. Ayetten İblis’in cin taifesinden olduğunu ve çocuklarının da olabileceğini anlıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hani biz meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis’ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da İblis’i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin için birer düşmandırlar. Bu, zalimler için ne kötü bir bedeldir!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayeti kerimeyi bu şekilde ifade ettikten sonra artık şeytanın çocuklarından bahsedebiliriz. İblis’in birçok çocukları vardır. Bu çocukların ise her birinin isimleri ve görevleri vardır. Bunu İmam Gazali, Tefcirut-Tesnim c.1 s.19 daki Bidayet-ül Hidaye Şerhinde haber veriyor. İsimlerini sayıp birer ikişer cümle ile açıklıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi şeytanın bu çocuklarından ve görevlerinden bahsedelim. Bunlar;1-Hanzeb, 2-Velhan, 3- Zellenbur, 4-Vesnan, 5- Betr, 6- Dasim, 7- Metun veya Mesut, 8-El Ebyaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-HANZEB&lt;br /&gt;‘Namazda vesvese verir. Namazda böyle bir şey hissedince Allah’a sığın.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vesvese şeytanın çocuklarından biri olan Hanzeb tarafından insan kalbini hedef alan bir şeytan işidir, şeytandan kaynaklanan bir musibettir. Şeytanın kalbi kurcalaması, karıştırmasıdır. Şeytanın tek hedefi insanın kalbidir. Tek emeli, kalbi bozmak, onu işe yaramaz hale getirmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, kalp imanın merkezi, zikrin merkezi, hidayetin merkezi, sükûn ve huzurun merkezi ve bütün duygularımızın merkezidir. Şeytan ise mümindeki bütün bu güzelliklerin düşmanıdır. Mü'mini bunlardan mahrum kılmak için elinden gelen düzenbazlıkları, hileleri ve oyunları yapar. Bunun için bütün mesele kalbi şeytanın hilelerinden uzak tutmaktır. Yoksa kalp bir kere bozuldu mu, bütün beden ve duygular bozulur. Hadis-i şerifte ifade edildiği gibi, "Dikkat ediniz! Bedende bir et parçası vardır; o düzeldiğinde bütün beden düzelir, o bozulduğunda da bütün beden bozulur." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vesvese ilk defa şüphe şeklinde gelir. Şeytan önce şüpheyi kalbe atar. Ancak kalp hemen tepki gösterir, savunmaya geçer. Fakat savunmayı bırakır, kabul ederse, şeytan birinci atışta hedefe isabet ettirmiş demektir. Fakat kalp kabul etmezse, orada bir iz bırakır, sonunda bir pus, bir leke oluşturur. Bir süre sonra hayal aynasına bazı pis düşünceler yansır, edebe aykırı bazı çirkin görüntüler oluşur. Zaten bu görüntü ve leke kalbin hırçınlaşıp feryat etmesine, sıkılıp daralmasına kâfi gelmiştir. Sonunda "Eyvah!" diyerek ilk hastalık mikrobunu kapmış olur ve ümitsizliğe düşüverir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-VELHAN&lt;br /&gt;‘Temizlikte çok su kullandırarak vesvese verir. Çok su kullandırır, Sonra da gülüp alay eder.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Allah Kuran-ı Kerimde "Ey Âdemoğulları, her mescit yanında ziynetlerinizi takının. Yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez." (A'raf Suresi, 31) ve "...İsraf ederek saçıp-savurma. Çünkü saçıp-savuranlar, şeytanın kardeşleri olmuşlardır; şeytan ise Rabbine karşı nankördür." (İsra Suresi, 26-27) Şeytanı en büyük düşman edinen müminlerin bu ayet gereği, israf konusunda özel bir titizlik göstermeleri gerekir. Şeytanın ve çocuğu Velhan’ın yüzünü güldürmemek gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mümin sahip olduğu her şeyle ahirete yönelir. Sahip olduğu her mal daha çok ecir kazanması için bir fırsattır. Bu fırsatı gereği gibi değerlendirmemek, ahiret yerine dünya hayatına razı olmak demektir. Allah müminleri meşru ve helal nimetlerden faydalanmaya teşvik ederken, israf etmemeleri gerektiğini ayeti kerimelerle uyarmıştır. Peygamberimiz S.A.V. ise “Nehir kenarında bile abdest alıyor olsanız, suyu israf etmeyiniz.” buyurmuştur. Şeytanı kendimize güldürerek başarısının kutlarcasına alay ettirmeyelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-ZELLENBUR&lt;br /&gt;‘Bu da çarşılarda esnafa bozuk mal satmayı, yalan yemini, malını methetmeyi, malın kusurunu gizlemeyi ve insanları aldatmayı güzel gösterir.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hırsızlık, gasp, aldatarak, yalan söyleyerek mal satmak, sahte para vermek, başkasının malına zarar vermek, yalancı şahitlik, rüşvet almak gibi haklar için sahibi ile helalleşmek gerekir. Dünyada helalleşilmez ise ahirette sevapları ona verilerek helalleştirilecektir. Mal sahibi ölmüş ise, vârisine ödenir. Vârisi yoksa veya mal sahibi bilinmiyorsa, salih bir fakire hediye olarak verilip, sevabı sahibine gönderilir. Salih fakir yoksa İslamiyet'e hizmet eden hayır kurumlarına, vakıflara verilir. Kendi salih akrabasına, fakir olan ana babalarına, çocuklarına hediye olarak vermesi de, caiz olur. Bunları yapmak imkânını bulamazsa, mal sahibinin ve kendisinin af olunmaları için dua eder. Kâfirin hakkı için de, onunla helalleşmek gerekir. Gönlü alınmazsa, ahirette af olunması, çok güç olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce rabbim kul hakkı konusunda kullarını özellikle uyarmıştır. Bir mümin için kul hakkıyla ahiret âleminde rabbimizin huzuruna dönmek ne altından kalkılamaz bir yüktür. Peygamberimiz bizleri kul hakkı konusunda şöyle uyarıyor; "Ümmetimden müflis odur ki, kıyamet günü namaz ve zekâtla gelir. Ama bu arada sövdüğü şu kimse, dövdüğü bir başka kimse dahi gelir. Bunun üzerine kendisinin hasenatından şuna verilir, buna verilir. Üzerinde haklar bitmeden kendi hasenatı tükenirse, o zaman onların hatalarından alınır kendisine yüklenir. Daha sonra cehenneme atılır."(Müslim)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bunu bilen Zellenbur şeytanı, Rabbimizin ‘kul hakkını helal etmediği takdirde ben bir şey yapamam, her hak sahibi hakkını alacak’ dediği için mümini kaybettirmek ve iflas ettirmek için buradan saldırmaktadır. Onun için mümin uyanık olmalı ve haksız yoldan çok para ve mal kazanmayı değil, helal yoldan ve temiz olanlarından kazanmayı istemeliyiz. Şeytanı sevindirmemeli ve güldürmemeliyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-VESNAN&lt;br /&gt;‘Uyku şeytanıdır. Namaz ve diğer ibadetler için kafayı ve göz kapaklarını bastırır, zina ve hırsızlık gibi haramlar için insanı uyarır.’ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah namazına kalmak istediğimizde uyku tatlı gelir. Ezanı duyup uyandığımız halde gözlerimizi açamayız. Sanki biri üzerimizden kalma diye bastırır. Biraz daha uyuyayım derken zaman çabucak geçer de güneş doğup gelir. Kulu bırakıp da kul namaz için kalktığında zaten abdest alıp namaz kılacak vakit kalmamış olur. Sabah namazının vakti ne zaman doldu diye hayıflanırız. Lakin şeytanın gözünü kör edeyim deyip, besmele çekerek sabah namazı için kalktığımızda onun biraz geri çekilir gibi olduğunu hissederiz. Lakin yine de ister sabah namazında olsun, ister diğer vakitlerde olsun, peşimizi yine de bırakmaz. Neler yaparmış kendi dilinden okuyalım ve dinleyelim bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vesnan şeytanı kulları namazdan uzaklaştırmak için şunları söyler;&lt;br /&gt;"Kul namaz kılmak isteyince, ona vesvese veririm. Henüz vakit var, isini bitir, sonra kılarsın derim. Namazını geciktiremezsem, insan şeytanlarından birini yollarım ve namazını geciktiririm. Onu da yapamazsam, o kula namazda musallat olurum. Sağa bak, sola bak derim, bakınca da yüzünü okşar, alnından öperim. Sonra da; namazın bozuldu diye vesvese verir namazdan çıkarırım. &lt;br /&gt;Sağa sola baktıramazsam, yalnız başına namaz kıldığında yanına giderim. Çabuk kılmasını emrederim. Horozun yem yediği gibi çabukça kıldırırım. Bunu da yaptıramazsam, cemaatle namaz kılarken, basına bir gem takarım ve başını imamdan önce secde ve rukûya götürürüm ve namazını bozarım. Allah ise böylelerini kıyamette eşek veya domuz başlı olarak haşreder. Bunu da yaptıramazsam, namazda parmaklarını çıtırdatmasını emrederim. Böylece beni tespih eder&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Miskinlere, zavallılara giderim, namazı bırakmalarını emrederim. Namaz size göre değil, siz rızkınıza bakin, isinizde calisin derim. Sonra ihtiyarlayınca kılarsınız derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalara giderim, hastaya zorluk yoktur, iyi olunca kılarsın derim. Hatta hastayı isyan ettirir, küfre bile sokarım." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birde diğer uyku vardır ki; gaflet uykusudur. Normal uyku halinde olmadığımız halde, hak ve hakikatlerden bihaber olarak yaşarız. Ömür boş ve zararlı şeyler peşinde koşarken geçer. Şeytanın verdiği gaflet uykusu halinde olduğumuz için farkında olmayız. Sürekli ‘daha vakit var. Oğlunu evlendir, emekli ol, gençliğini yaşa. Dünyaya yaşamaya geldin’ gibi avuntularla avutur. Hiç beklemediğin bir anda ecel gelir ve ahret hayatını kaybetmiş bir şekilde ölür gidersin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rabbim biz kulları gerçek uyku sebebiyle sabah namazından, gaflet uykusu sebebiyle Allahın emirlerine uyarak ve yasaklarından uzak durarak Vesnan şeytanını yenen kullarından eylesin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-BETR&lt;br /&gt;‘Musibet şeytanıdır. Bağırıp çağırma, yüze tokat vurma gibi cahiliye adetlerini güzel gösterir.’&lt;br /&gt;İnanları sinirlendirir. Küçük menfaatleri ileri sürerek insanlar arasında küslük, haset, kin, husumet gibi duyguları kışkırtarak kavga ve şiddeti ayakta tutmayı ister. İnsanlar ve ülkeler arasındaki çatışma ve savaşları güzel gösterir. Dövmeyi, sövmeyi, öldürmeyi, haksız yere mal gasp etmeyi güzel gösterir. &lt;br /&gt;6-DASİM&lt;br /&gt;‘Yemek şeytanıdır. İnsan besmele çekmediğinde, onunla yemek yer, eve girer, yatakta uyur, besmele ile dürülmemişse elbiseleri giyer, karı koca arasında düşmanlık meydana getirmeye çalışır.’ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir insan evinde, aile arası sebepsiz olarak bir huzursuzluk, bir gerilim hissederse "Dasim Dasim Dasim Euzu billahi minke" derse, derhal musibet zail olur. Dasim, ev halkına huzursuzluk vermek için uğraşan şeytanın ismidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinni şeytanlardan korunmak için Urve bin Zubeyr(r.a)'ın duasının sabah akşam üç defa okunması tavsiye edilir; ‘Amentü billahil azim ve kefertü bil cibti vettâguti vestemsektü bil urvetil vuska lenfisâme leha. Vallahu semiün aliym.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeytanın en sevdiği ve en önem verdiği şey karı koca arasını açıp aile düzenini bozmaktır. &lt;br /&gt;Fitnesi en büyük olan kişi, şeytana daha yakın olur. Eşler arasında ayrılma sebebi günümüzde maddi imkânsızlıklara dayandırılsa da bunun altında şeytanın vesvesesi vardır. Fakat her geçimsizlik, büyü ve sihirle olmayacağı gibi mutlaka şeytanın fitnesi ve vesvesesiyle meydana gelir. O eşler arasında çirkinlik ve nefret hislerini meydana getirir. &lt;br /&gt;O yüzden eşler sevgi ve saygıda birbirlerine karşı kusur etmemeli, itaatkâr olmalı, ilgi ve alakayı kesmemelidir. Aralarında çıkan sorunları konuşarak çözmeli, neden nasıl sorularını yöneltmeli ve çözümü birlikte aramalılardır. Başkasının ve başkalarının dedikoduları ve sözleriyle hareket etmek yerine, karşılıklı güvene dayalı bir aile kurup, işin aslını bilerek, öğrenerek davranılmalıdır. Çünkü eşler arasında ayrılıkların bir kısmı da dedikodu ve filanca şunu dedi, şöyle söyledi tartışmalarıdır. Dedi kodu ve iftira da şeytanın silahlarındandır. Öfke ve sonucunda gelen şiddet de; şeytanın insanlar üzerinde uyguladığı silahlardan biridir. &lt;br /&gt;7-METUN &lt;br /&gt;‘Metun veya Mesût adlı bu şeytan insanlar arasında yalan haberleri yayar, sonra onların aslı çıkmaz.’ Atalarımızın ‘kuyu bir kişi bir taş atar, sonra kırk kişi geri çıkaramaz’ sözünde ve bir kişi bir yalan haber söyler, bir saat sonra bu haber kendine söylendiğinde kendi de inanır’ sözlerinde ifade edildiği gibi bir hal alır. Sonra sonuçları bakımından tamiri ve telafisi imkânsız olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun için peygamberimiz; ‘Kişiye her duyduğunu konuşması yalan olarak yeter.’ Ya da ‘kişiye her duyduğunu söylemesi kişiye günah olarak yeter’ buyurmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim hayattaki felsefem ise şudur; duyduğunun hiç birine, gördüğünün yarısına inanmayacaksın. Ta ki doğruluğundan emin oluncaya kadar. &lt;br /&gt;8-EL EBYAZ &lt;br /&gt;‘Peygamberlere ve velilere musallat olan şeytandır. Peygamberlere bir zararı dokunamaz, veliler ise onunla mücadele ederler. Allah’ın korudukları selâmettedir, korumadıkları ise sapıtırlar.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberler de bulunması vacip olan özelliklerinden birisi ismettir. İsmet; peygamberlerin günahsız olmaları anlamına gelmektedir. Hata yapacak olduklarında uyarılmışlardır. Mesela peygamberimiz eşi Aişe ile ilgili iftira girişiminde bulunulduğunda, ayetle uyarılmıştır. Hz İbrahim oğlunu kurban edeceği zaman hem oğluna, hem eşi Hatice’ye ve hem de kendisine musallat olmuştur. Ama her hangi bir zararı dokunamamıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Eyüp peygambere de musallat olmuş, elindeki tüm dünya varlığının ve neslinin alınmasına sebep olmuş. Sadece sağlam olarak dili kalıncaya kadar sağlığının elinden alınmasına sebep olmuş. Eşinin, Eyüp peygamberin sağlığını korumak düşüncesiyle pazarlığa oturmasını başarsa da, Eyüp peygamberin bunu tahmin etmesi sonucu bunda da başarılı olamamıştır. &lt;br /&gt;Resûlüllah Efendimiz ashâbıyla otururken üç kere “Allah lânet etsin” buyurduktan sonra “Allah düşmanı İblis kuyruğunu arkasına sokup yedi yumurta çıkardı. Bu yumurtalar onun insanlara musallat edeceği çocuklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Adı Mehdes olan, âlimleri saptırmaya vazifeli.&lt;br /&gt;2. Adı Hâdis, Allah’ı unutturmak, namazda etrafa baktırmak, esnetmek ve gaflet vermekle vazifeli...&lt;br /&gt;3. Adı Zelniyûn. Sokak ve pazardakileri ifsat eder; yanlış tartmak ve yalan söyletmek gibi kötülükleri yaptırır. &lt;br /&gt;4. Adı Beter: musibete uğrayanlara Allahü Teâlâ’ya isyanla ah vah gibi şikâyetlerde bulunmayı hoş gösterir, sevaptan mahrum eder.&lt;br /&gt;5.Adı Menşut’tur. Yalan söyleyen, söz taşıyan, fitne çıkaranları teşvik eder.&lt;br /&gt;6. Adı Vâsim’dir. Erkek ve kadınların şehvetini kabartıp, zinaya sebep olmakla vazifelidir.&lt;br /&gt;7.Adı Eur’dir. Hırsızlık edenlere ümit verir. Sonra tövbe edersin der.” (Günyetü’t-Tâlibîn s.149)&lt;br /&gt;Başka rivayette;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Şeytanın beş evlâdı var:&lt;br /&gt;1. Sebuv: Musibetler karşısında feryadı u figan etmeye elbise ve yüz yırtmağa teşvik eder.&lt;br /&gt;2. Aver: Zinayı hoş gösterir.&lt;br /&gt;3. Mesbut: yalancılığa teşvik eder.&lt;br /&gt;4. Dâsım: Evlere girer, kusurları gösterir, aile reisini kızdırır, ev halkını huzursuz eder.&lt;br /&gt;5. Zelenbur: Çarşı ve pazarlarda esnafı hallerinden şikâyet ettirir.’ denilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, sevgili kardeşlerim şeytan çocuklarının isimlerini bilmek ve görevleri nelerdir bilmek elbette güzeldir. Ancak daha önemlisi şeytan apaçık Müslüman’ın düşmanıdır. Onun tuzaklarına düşmeden Allah’a yaraşır şekilde ve kulluğuna layık olarak yaşayarak; şeytanı ve bilumum çocuklarını ve insandan evlatlarını mağlup edebilmek çok daha güzeldir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rabbim cümlemizi muvaffak eylesin. Âmin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-2658162488634276110?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/2658162488634276110/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/12/seytanin-cocuklari.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/2658162488634276110'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/2658162488634276110'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/12/seytanin-cocuklari.html' title='ŞEYTANIN ÇOCUKLARI'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-RyBMto7ignc/TvQxYmh2nDI/AAAAAAAABEY/E2qPbmAs3dQ/s72-c/seytan.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-4196363007721634284</id><published>2011-12-03T03:26:00.000-08:00</published><updated>2011-12-03T03:26:16.434-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bataklık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezmek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yol'/><title type='text'>GEZİP GÖRMEK GEREK TARİHİ</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-h24gJajZ3vw/TtoG_AB9tHI/AAAAAAAABCw/ZsQe59R1HjQ/s1600/35.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" dda="true" height="214" src="http://1.bp.blogspot.com/-h24gJajZ3vw/TtoG_AB9tHI/AAAAAAAABCw/ZsQe59R1HjQ/s320/35.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Atalarımız ‘gezen tilki yatan aslandan iyidir’ demişler. Bu gün aklıma bu söz üzerine düşünmek ve bir şeyler kaleme almak istedim. Şöyle kısa bir araştırma yaptım Gogıl ile internet üzerinde, acaba bu atasözü ile ilgili ne yazıyor diye. ‘Çok güçlü olup da çalışmayan, soylu olup da bir şeyler üretmeyen, tembel tembel oturup onun bunun sırtından geçinen kimselerden; güçsüz olup da çalışan, boş oturmayan ve geçimini sağlamak için uğraşan kimseler daha iyidir’ diye ifade edilmiş bu atasözünün anlamı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba öylemi diye düşündüm. Sonra o şekilde açıklanabilirse de; çok gezen mi bilir yoksa çok yatan mı? Çok dinleyen mi yoksa çok yatan mı? Çok izleyen mi yoksa çok yatan mı? Çok okuyan mı yoksa çok yatan mı bilir? Sorularını akıllara getirerek devam etmek istiyorum. Atasözümüzde yatmak diye ifadesini bulan söz; boş durmak, bir şey yapmamak, çalışmamak, ekmek elden su gölden yaşamak, seyahat etmeyip sürekli bir yerde ikamet edip durmak olarak en fazla akıllara gelen kavramlardır. Ancak atasözümüz üzerinden ele alınca, ben bunu daha çok gezmemek, seyahat etmemek olarak algılıyorum. Ve o şekilde açıklamak istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu doğrultuda ‘gezen tilki yatan aslandan iyidir’ diyen atalarımız, insanlar da tilki gibi gezerse, seyahat ederse birçok yer hakkında bilgi sahibi olurlar. Gördükleri yerlerdeki geçmişte ve günümüzde vuku bulan olaylar hakkında bilgi sahibi olurlar. Belli bir yerde dururlarsa sadece bulundukları yer hakkında bilgiye sahip olurlar. Coğrafi, tarihi, kültürel vs. konularda dinleme ve okuma yöntemleriyle de bilgi sahibi oluruz. Ancak bu durumda anlatanın ve yazanın aktardığı kadarını bilme durumumuz olur en fazla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela hacca giden insanlar oraları anlatırlar. Şurası şöyle burası böyle diye anlatırlar. Hac nasıl yapılıyor, nerde neler yaptıklarını anlatırlar. Her ne kadar bir şeyler anlıyormuş gibi olsak da, gidip gören ve hac görevini yapanın vakıf olduğu bakış penceresine vakıf olamayız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela peygamberlerin hayatlarını okuruz kitaplardan. Birde her ne kadar onların hayatlarını ve tebliğ mücadelelerini tam olarak yansıtamasa da filmini izlediğimiz peygamberlerin hayatları vardır. Okuduklarımızı anlatmaya çalışınca zorlanırız. Filmini izlediklerimizi daha farklı anlatırız. Aynı şekilde başkalarının bir yerleri bize anlatmasıyla gidip bizzat kendimizin görmesi arasında dağlar kadar fark vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Rabbim Kuran-ı Kerim’inde “De ki; yeryüzünde gezip dolaşın da, peygamberlerini yalanlayanların sonları nasıl olmuş, görün, inceleyin ve ibret alın' diye buyurmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizin üzerinde yer aldığı Anadolu’nun o kadar gezip görülecek yeri var ki, o kadar ibret alınacak yeri var ki, her bir köşesinde, her bir metrekaresinde pek çok medeniyetin izleri görülmektedir.. Bu topraklar Nuh ve İbrahim peygamber başta olmak üzere, peygamberler diyarıdır. Evliyalar diyarıdır. Malazgirt’ten Çanakkale’ye nice zaferlerin yaşandığı ve kurtuluş savaşının kazanıldığı topraklardır. Bu topraklar gezilse hatıralarıyla dile gelip konuşacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tatil ve eğlence yerlerini ayrı tutarak söylüyorum ki, memleketimizin her bir tarafı buram buram tarih kokan, coğrafyamızın barındırdığı Türk milletimiz 16 imparatorluk sahibidir &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu yüzden her bir imparatorluğun ve her bir medeniyetin izleri var yaşadığımız bu topraklarda. İşte buları bilmek ve üzerine yenilerini koyarak devam etmek lazımdır. Geçmişimizi bilerek hatalardan ders alıp, geleceğe daha güçlü ve daha emin adımlarla yürümek lazımdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim üzerinde yaşadığımız tarih, kültür, medeniyet ve coğrafi güzelliklerle dolu ülkemizi biz Türk milleti olarak gezmiyoruz, gezemiyoruz. Oysa Avrupalı ve diğer dünya milletleri her yıl en az bir ayını turistik seyahatlere ayırıyor. Birçok ülke ve memleketle birlikte bizim ülkemizi geziyorlar. Çağ açıp kapayan İstanbul’un fethinin yaşandığı, Çanakkale Destanının yazıldığı Çanakkale’yi, Selçuklulardan, Osmanlıdan ve Bizans ve Rumlardan tarihi mirasları gezip dolaşıyorlar. Güney doğudaki pek çok kadim medeniyeti, tarihi mirası ve doğal yapı oluşumlarını geziyorlar. Anadolu’nun ve orta Asya’dan cebeli Tarık boğazına kadar uzanan topraklardaki Selçuklu ve Osmanlıların İslami ve tarihi miraslarını geziyorlar. Bizde gezmeliyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gezerken tarihi bilen ve bize bildiklerini doğru ve eksiksiz olarak aktaran işinin ehli rehber veya rehberlere ihtiyacımız olacak. Nerede ne olmuş, nerede ne var önceden bilgi sahibi olmayan bizler bilgilendirilmedikçe kuru kuruya gezmiş dolaşmış oluruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela Çanakkale’de Çanakkale’yi gezerken seyit onbaşını görsek bile rehber yoksa sadece heykeli görür geliriz. Seyit onbaşının yaşadıklarını, top mermisini muharebede nasıl ve hangi iman gücüyle kaldırdığını, savaş bittikten sonra fotoğraf çekimi için kaldırması istendiğinde o topun yarısı kadar ağırlıkta bir top mermisini bile kaldıramadığını bilemeyiz. 57. alaydaki askerlerin o gün yaşadıklarını, neler söylediklerini ve hangi manevi duygu ve güçle ölüme gittiklerini bilemeyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela Kıbrıs çıkarmasının yapıldığı beşparmak dağlarına gitsek gezip dolaşsak, çıkarma yapılırken tankın dağın zirvesine hangi güç yardımı ile çıktığını ve çıkarma bitince şoförünün o tankı geri indiremediğini bize bir rehber anlatmasa yada önceden bilip onu orada hatırlamazsak kuru kuruya gezmiş oluruz. O yaşamamız gereken manevi havayı yaşamayız. Örnekler çoğaltılabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tilki ile aslan aklıma geldi yine. Acaba onlar bunun için mi kurnaz tilki gibi ülkemizin üzerinde her türlü oyunu oynuyorlar. Tilkinin, aslanın yaşlanmasını, kolunun bacağının kırılmasını, ayaklarının üzerinde duramaz hale gelmesini ve yürüyemez hale gelip karşı koyamaz hale gelmesini istemesi gibi; Türk devletinin ayakları üzerinde duramaz hale gelmesi için neler yaptıklarını ve ülkemiz üzerinde geçmişte hangi oyunların oynandığını, şimdi hangi oyunların oynanmakta olduğunu bilmemiz gerekiyor artık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun için son olarak; tilkinin aslanı tökezletmek için yapacağı kurnazlıklarını, hileli ve acımasız oyunlarını bilmeliyiz. Geçmişten ders alarak geleceğe tedbir alarak emin adımlarla yürümeliyiz. Tarihte hep kral olan milletimiz yine aslan kalarak, tilkinin gezme özelliğini de kendimize düstur edinip ve aklıselim ile geleceğe emin adımlarla yürümeliyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pençeleyerek ve parçalayarak değil, diğerlerine adalet ve hoşgörü dağıtarak, yaşanabilir bir dünya düşleyip isteyerek, barış ve huzur dolu bir yaşam arzu ederek krallığımızı daha kolay elde ederiz. Aslan ki; ne kadar saldırgan ve adalet duygusundan uzak olursa, o nispette düşmanları artacaktır. İlk tökezlediğinde ilk darbeyi ona en yakın görünen ve ona sürekli dostum diyenler vuracaktır. Onun için derim ki; gezelim ve görelim. Dinç ve kendinden emin bir şekilde geleceğe yürüyelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca &lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey &lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;﻿&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-4196363007721634284?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/4196363007721634284/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/12/gezip-gormek-gerek-tarihi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/4196363007721634284'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/4196363007721634284'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/12/gezip-gormek-gerek-tarihi.html' title='GEZİP GÖRMEK GEREK TARİHİ'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-h24gJajZ3vw/TtoG_AB9tHI/AAAAAAAABCw/ZsQe59R1HjQ/s72-c/35.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-3561320742886577905</id><published>2011-11-24T04:20:00.000-08:00</published><updated>2011-11-24T04:20:03.051-08:00</updated><title type='text'>ANA BABAYA NANKÖR EVLATLIK</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-zN9A9CJWsJw/Ts42Z4zJ0pI/AAAAAAAABB4/wsIFgIIj6y0/s1600/ana-baba-1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hda="true" height="217" src="http://2.bp.blogspot.com/-zN9A9CJWsJw/Ts42Z4zJ0pI/AAAAAAAABB4/wsIFgIIj6y0/s320/ana-baba-1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Allah dinimizde ana-babaya iyilik etmeyi ve onlara yaşlandıklarında her türlü hizmet etmeyi emretmiştir. İslam dinine aykırı ve haram yollara zorlamadıkları sürece onlara asi olmamayı emretmiş. Onlara ‘öff!’ bile demeyi yasaklamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, ey insanoğlu biz ana babamızın iyiliklerine ne şekilde karşılık verdik acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlikte bakalım ve okuyalım;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-babanız; 0-1 yaşınızdayken size süt emzirdi. Elleriyle mama yedirip sizi besledi ve itinayla yıkadı. İhtiyaç duyduğunuzda sevgi ve şefkatle sizi sevdi. Gazınız olduğunda bin bir zahmetle gazını aldı. Altınızı değiştirdi. Siz ise; bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-babanız; 2 yaşınızdan önce siz meklenmeyi (emeklemeyi) bile bilmezken, önce size meklenmeyi (emeklemeyi) ardından da tay tay diyerek yürümeyi öğretti. Siz ise; odadan kaçarak teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-babanız; 3 yaşınızdayken size özenle yemekler hazırladı. Siz ise; tabağınızı masanın altına dökerek, üstünüze başınıza döküp batırarak teşekkür ettiniz. Hatta tabak ve bardakları kırarak teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-babanız; 4 yaşınızdayken elinize resim ve karalamalar yapmanız ve oynayıp eğlenmeniz için, renkli kalemler tutuşturdu. Siz ise; evin bütün duvarlarına resim yaparak ve rast gele karalayarak teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;Ana-babanız; 5 yaşınızdayken sizin giyiminize çok itina gösterdi. Sizin güzel ve temiz olmanız için sizi en güzel kıyafetlerle giyindirdi ve süsledi. Siz ise; gördüğünüz ilk çamurlu su birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-babanız; 6 yaşınızdayken anaokuluna başladığınızda size yolda bir zarar gelmesin diye elinizi tutarak okula kadar sizinle yürüdü. Siz ise; sokaklarda 'GİTMİYCEEEEEEM' diye ağlayarak ve sizi okulda bırakıp dönmek istediğinde kalmayacağım diye peşine düşerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-babanız; 7 yaşınızdayken size bir top hediye etti. Siz ise; oynarken komşunun camini kırıp onu bir daha masrafa sokarak, sonra topunuz patladı ‘topum patladı anne’ diye ağlayıp sızlayıp başını beynini yiyerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-babanız; 9 yaşınızdayken ödevlerini daha rahat yap, sessiz ve sakince rahatsız olmadan uyuyasın diye size özel oda hazırladı. Siz ise; bende sizin odanızda oturacağım, bende sizinle uyuyacağım diye karşı çıkıp onları üzerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-babanız; 10 yaşınızdayken size binsin, oynasın, eğlensin diye bisiklet aldı. Siz ise, dikkatsizce binip bisikletten düşerek, arabaların geçtiği yollara onunla çıkıp hayatınızı tehlikeye atarak teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-babanız, 11 yaşınızdayken siz yorulmayın diye, her yere arabayla gitmenizi, hatta kendi arabanızla sizi gideceğiniz yere gitmenizi sağladı. Siz ise, bindiğiniz arabada arkadaşlarınızla kavga ederek, kendi arabanızla gittiğinizde de yine kardeşlerinizle kavga ederek veya inerken arabadan bir anda fırlayıp arkanıza bile bakmadan giderek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-babanız; 12 yaşınızdayken arkadaşlarınızla sinemaya götürdü. Siz ise; sen bizimle oturma diyerek teşekkür ettiniz. Evde zararlı t filmlerini ve zararlı programları izleme diye önlem aldı. Şifre koydu. Siz ise; onlar evde değilken şifreyi kırıp hepsini izleyerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-babanız; 13 yaşlarınızdayken sizi okuyup öğrensin, okuldaki eksik bilgilerini tamamlaması için cebine harçlık koyup dershaneye gönderdi. Siz ise; internet kafeye kaçıp internette oyun oynayarak teşekkür ettiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-babanız;14 yaşınızdayken teknolojiden daha fazla yararlansın, faydalı ve gerekli bilgilere ulaşsın size bilgisayar aldı. Siz ise; en gereksiz şeyleri okuyarak, en faydasız oyunları oynayıp bütün vaktinizi boşa geçirerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-babanız;15 yaşınızdayken sizi yaz aylarında tatile gönderdi. Siz ise, bir telefon hal hatır sormayıp, ne yaptığınızla ilgili, tatilinizin basıl geçtiğiyle ilgili bilgi vermeyerek teşekkür ettiniz&lt;br /&gt;Ana-babanız;17 yaşınızdayken arkadaşınızla gece dışarıya çıkmanıza veya partiye gitmenize izin verdi. Siz ise, yine bir telefon bile etmeden sabaha karşı sarhoş bir şekilde eve dönerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-babanız;19 yaşınızdayken yüksek okulu kazandığınızda, okul ve yurt masraflarınızı karşıladı, sizi arabayla yüksek okula götürdü ve eşyalarınızı taşıdı. Siz ise; arkadaşlarınız onları görmesin ve sizinle alay etmesin diye kampus kapısında vedalaşıp onu fakülte bahçesine sokmayarak teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-babanız; 21 yaşınızdayken geleceğinizle ilgili, iş hayatınızla ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek ve size yardımcı olmak istedi. Siz ise; 'Ben sezin gibi olmayacağım. Kendi yolumu kendim çizerim' diyerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-babanız; 22 yaşlarınızdayken mezun olduğunuzda kep giyme töreninizde yanında olmak istediler. Sana onurla sarılmak istediler. Siz ise; ‘gelmenize gerek yok, bol para gönderin yeter, buraya gelirseniz arkadaşlarım benimle dalga geçer’ diyerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-babanız; 23 yaşınızdayken evlilik konusunda kime ilgi duyduğunuzu bilmek istediler. Sizin kendinize yakışır biriyle evlenmenizi ve mutlu bir evlilik hayatı kurmanız için size yardım etmek istediler. Siz ise; bir zilliyi veya zibidiyi sevdiğinizi ve kimse karışmasın. Bu benim hayatım’ diyerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-babanız; 24 yaşınızdayken ‘hiç olmazsa uzun suredir çıktığınız çocukla bizi tanıştır’ dediler. Nasıl birisi? Kimin oğlu? Ana-babası kimmiş? Nerelilermiş ve iş yaparlarmış? Bilmek istediler. Siz ise; 'Zamanı gelince tanıtırım. Ben biliyorum ya sizin bilmenize ne gerek var' diye tersleyerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-babanız; 25 yaşınızdayken tek başına düğün kararı aldınız. Düğün masraflarınızı karşılattınız. Hem çok oğlunun mürüvvetini gördüğü için hem çok sevindi, hem de çok duygulandılar. Siz ise; dünyanın bir ucuna taşınıp, bayramlarda bile arayıp sormayarak, ziyarete ise hiç gelmeyerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-babanız; 30 yaşınızdayken bebek bakimi hakkında size bilgi ve öğüt vermek istediler. Siz ise; 'Artık bu yöntemler eskidi, bunlar ilkel yöntemler, bunları bırakın artık' diyerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-babanız; 40 yaşınızdayken çok hastalandı. Senin ayağına iğne batsa geçmiş olsun’ diye koştular. Siz ise; ‘Oğlum çok hastayım bir gelsen. Kalkıp doktora gidemiyorum. Beni bir doktora götürseniz iyi olacak’ dediklerinde. ‘Gelemem şimdi, işim başımdan aşkın’ diyerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da; tüm hayatınız boyunca her şeyin en iyisini isteyen ana-babanız, sizin bir an mutsuz olmamak için çalıştılar. Siz ise; Eşiniz onların eli titriyor, yemeği döküyor, her şeye karışıyor, rahat edemiyoruz diye evde istemeyip ‘ya o ya ben’ dediği için, kendi başına bırakarak veya yaşlılar evine yatırarak ilgisiz bırakarak teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana-babanız; 50 yaşınızdayken çok hastalanıp ölüm döşeğine düştüler. Son nefesinde ‘yavrum nerde kaldın, gel artık son kez göreyim’ diye sayıklayarak öldüler. Siz ise; kariyer peşinde koşarken, helallik almaya gitmediniz. Size zor zahmet telefonla ulaştıklarında ‘çocuklar gibi çok nazlı olduklarını ve şimdi gelemeyeceğinizi’ söyleyerek teşekkür ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlardan biri veya her ikisi için sonunda beklenen ebedi son geldi ve öldüler. Siz ise; o güne kadar onlar için yapmadığınız her ne varsa, hepsine pişmanlık duysanız da artık iş işten çoktan geçmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birde bakmışsın ki aynı yoldan sen geliyorsun. Ve davranışlar size reva görülüyor olmuş. Bu yolda ilerlerken&lt;br /&gt;Azrail başucunda belirivermiştir… Ömrün sona ermiş ve dünya hayatı için son noktaya geliverişsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bileceksin ki; artık zaman çok geçtir. Artık asla geri dönüş yoktur. Artık pişmanlıkların hiçbir faydası yoktur... Kusura bakma ama artık çok geç. Geçmiş olsun…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rabbim kıyamet gününde hesabında ve mizan terazisinde yardımcın olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-3561320742886577905?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/3561320742886577905/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/11/ana-babaya-nankor-evlatlik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/3561320742886577905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/3561320742886577905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/11/ana-babaya-nankor-evlatlik.html' title='ANA BABAYA NANKÖR EVLATLIK'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-zN9A9CJWsJw/Ts42Z4zJ0pI/AAAAAAAABB4/wsIFgIIj6y0/s72-c/ana-baba-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-8030300531251541409</id><published>2011-11-23T11:39:00.000-08:00</published><updated>2011-11-23T11:39:20.004-08:00</updated><title type='text'>GELECEĞİN SUÇLUSUNA 8 KURAL</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-cEpmBjVGkBM/Ts1LqLiw2FI/AAAAAAAABBg/30oshq_pfjY/s1600/suclu-cocuk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hda="true" height="238" src="http://1.bp.blogspot.com/-cEpmBjVGkBM/Ts1LqLiw2FI/AAAAAAAABBg/30oshq_pfjY/s320/suclu-cocuk.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Geleceğin suçlularını yetiştiriyoruz. Sonra da “benim oğlum, benim kızım şöyle ediyor, böyle ediyor, beni hiç dinlemiyor” diye veryansın ediyoruz. Belki de istemeden çocuklarımızı ve nesillerimizi yetiştirirken, rüzgâr ekip fırtına biçiyoruz. Yani kendi ellerimizle kendimiz, aslında geleceğin suçlularını yetiştiriyoruz. Nasıl mı? Sekiz başlık altında inceleyelim ve bunları yaptığımız zaman geleceğin suçlularından birini yetiştirdiğimizi bilelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Her şeyi hazır ver: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha küçük yaştan itibaren çocuğa istediği her şeyi vermeye başla! Yiyecek, içecek ve konforla ilgili bütün arzularını yerine getir ki istediklerini her zaman arzu etmeye alışsın. Bu şekilde herkesin onun geçimini sağlamak zorunda olduğuna inanacaktır. Ödevlerini sen yaparsan, elbiselerini sen toplarsan vs onun yapması gereken işleri sen yaparsan, kolaycılığa alışacaktır. Hazıra alışacak ve vermediğinde, ya ensene binecek, ya da çalmaya başlayacaktır. Bir kez bir şey isteyip de veremediğinde, vermeyeceğin bir şey istediğinde hep seni suçlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa küçük yaştan itibaren sorumluluk almasını öğretsen, eşyalarını toplamasını, düzenli ve tertipli olmasını öğretsen, başarı için çalışması gerektiğini, çok çalışması gerektiğini öğretsen, istediği şeyleri emek harcayarak elde etmesi gerektiğini kavratıp, aşılayabilsen, hem hazırcı alışmayacaktır. Hem de sonunda istenmeyen bir suçlu olmasını tetikleyen sebeplerden birinin önüne set çekmiş olacaksın. Yani işlerinde sorumluluk alarak; en başından başarının da, başarısızlığında sonucuna katlanmasını öğrense, kendi dertleriyle başa çıkmasını bilecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Sövgü ve hakaretlerine gül:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötü sözler söylediği zaman, sövdüğü zaman gülüver. Her söylediği şey çok değerliymiş gibi davran. Sövmeyi sıradan bir olay gibi zannetsin. Belden aşağı konuşmayı marifet zannetsin. İnsanların içinde kendi kızına, kendi hanımına sövmeyi, sövebilmeyi marifet zanneder hale gelsin. Böylece o kendisinin akıllı olduğuna, kendisine saygı duyulduğu için kimsenin ona bir şey diyemediğine inanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa ta küçük yaştan itibaren; kötü söz söylemenin, başkalarına hakaretin, belden aşağı ve faydasız şeyleri konuşmanın insanı büyültmediğini, aksine küçülttüğünü anlatsan böyle olmayacaktır. Düzeyli ve itinalı konuşmaya özen gösterecektir. Belki de küfür yüzünden, başkalarına hakaret yüzünden, başkalarıyla birbirlerine girip, kavga dövüş ederek suç işlemeyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Düşünmeyi öğretme: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ona düşünmeyi ve beynini kullanmayı hiç öğretme. Onun yerine her şeyi sen düşün. Okuyacağı okula sen karar ver. Harçlığıyla alacağı şeye, ne alması gerektiğine sen karar ver. Ondan sonra 18 veya 21 yaşına gelince de kendisi hep doğru karar verebilsin diye çok beklersin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa aklını kullanmayı öğretsen, düşünüp karar vermeyi ve verdiği karar ne olursa olsun, bedelini ödemesi gerektiğini öğretsen, akıl ile hareket edebilme melekesi kazanacaktır. Yanlış karar verse bile, bir sonra ki seferde doğru karar vermek için daha dikkatli davranarak doğru olan fikri bulmayı öğrenecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Bozduğunu tamir et&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bozduğu tamir et. Ya da yenisini al. Yerde bıraktığı her şeyi toplayıp kaldır. Kitaplarını, ayakkabılarını, elbiselerini topla, onun için her şeyi sen yap ki o bütün sorumluluklarını başkalarına yüklemeye alışsın. Toplamadığında başkalarını suçlasın.&lt;br /&gt;Oysa daha küçük yaştan itibaren bozduğunu tamir etmeye çalışmasını denese, kendi dağıttığını kendisinin toplaması gerektiğini, elbiselerini, kitaplarını vs toplamasını çocuk yaştan itibaren yaptırsan böyle olmayacaktır. Kendi işini kendisinin yapması gerektiğini, ihtiyaçlarını kendisinin görmesi gerektiğini anlayacaktır. Başkalarından beklemek yerine işlerini kendisi yapacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Kavga ederek örnek ol:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun önünde sık, sık kavga et ki; bu sayede aile bir gün parçalanırsa o kadar çok şaşırmasın. Yani aile içi kavga olağan bir şey sansın. O da evlenince eşine, çocuklarına aynı şekilde bir ortam yaşatmaya heveslensin. O şekilde daha iyi eş olabileceğine, daha iyi baba veya anne olabileceğine inanır hale gelsin. Aile içi şiddet çocukluktan içinde yer edinsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa birbirini anlayan ve birbirlerine saygı duyan, görev ve sorumluluklarını yerine getiren aile bireyleri olarak yaşayarak güzel bir ortam sunmak gerekir. Ufak tefek tartışma ve olumsuzlukları onların gözü önünden uzakta yaşamak gerekir. Çocuklar duymasın dizisinde olduğu gibi, “bey mutfağa, hanım mutfağa” deyip tartışmaya geçmek uygun olmasa da, belki buna bir çare olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. İstediği kadar harçlık ver:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ona istediği kadar harçlık verin ki; hiçbir zaman kendi parasını kazanmanın ne olduğunu öğrenmesin. Alın teri akıtmadığı için, bol keseden harcayıp, tutumlu olmayı öğrenemediği için, paran harçlık vermeye yetmediğinde seni suçlasın. İstediğini alamadığında hırsızlığa başlasın. Hep hazır yiyebilmek, terlemeden harcamaya devam edebilmek için kolay kazanıp çabuk zengin olayım diyerek suç teşkil eden daha başka bir sürü yollara tevessül etsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa en başından harçlığı düzenli ve ihtiyacı kadar versen, bittiğinde belli zaman dolmadan bir daha vermeyeceğini söyleyip, idareli kullanmayı öğütlesen böyle olmayacaktır. Ayağını yorganına göre uzatmasını en başından öğrenecektir. Kendisinin para kazanarak, kendi parasını harcamasını sağlayarak paranın kolay kazanılmadığını ve hesapsız harcanmaması gerektiğini öğrenecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Hep onun tarafını tut:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komşulara, öğretmenlere, polislere karşı, daima onun tarafını tut ki; onların hepsine karşı peşin hükümleri olsun. Hep onların suçlu olması gerektiğini düşünsün. Öğretmene karşı bir suç işlediğinde, öğretmen düzelmesi için ceza verse “gösteririm ben o öğretmene” de ki, bir daha ki sefere daha büyük, daha büyük suç işleşin. Aynı şekilde polis yakaladığında bir şekilde arka çıkarak elinden kurtar ki, nasıl olsa babam- annem kurtarır diye sana güvenerek daha fazla suç işlesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa bu konuda da yaptığının bedelini ödese, Fatih Sultan Mehmet’in oğluna oynadığı gibi oyunlarla bile olsa güzel işte mükâfat almasını istediğin gibi, suç işleyince de ceza almasına mani olma ki, kendine çeki düzen versin. Bir daha ki sefere daha dikkatli olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatih Sultan Mehmet’in oğlu babasına “hocam beni dövdü” diyerek şikâyete geldiğinde, “gösteririm ben o hocaya” deyip, hocanın yanına varınca anlaşmalı olarak kendini azarlatması, “beni dövecekti” diyerek kaçması gibi metotlarla yaptığının karşılığını ödemesini öğrenmesini sağlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. Yalanlarını görmezden gel:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük yalanlarını görmezden gel ki; her sıkıştığında daha büyük yalan söylemeyi maharet sayar hale gelsin. Bütün kötülüklerin başı olan yalan söylemeyi olağan bir şey gibi görür hale gelsin. Yalan söyledikçe, söylediği yalanlarında boğulur hale gelsin. Yalancının mumunun yatsıya kadar yandığını ve sonra sönerek onu açıkta bırakacağını anlayamaz hale gelsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa daha başından yalanın kötü olduğu, o an için belki kendisini kurtarmış olsa da, yalancının mumu yatsıya kadar yanar olduğunu öğretsen. Yalanın çok kötü bir şey olduğu söylesen o an için zarar görüp, bedel ödeyecek bile olsa, böyle davranması gerektiğini öğütlesen, telafisi imkânsız durumlara düşmez. Yalanı meydana çıkınca düştüğü duruma düşmez. Yalan söylemek istemeyeceği için, onu söylemek zorunda kalacağı durumlardan uzak durur ki; bu da düzgün ve ahlaklı bir insan olmasına katkı sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunları ve buna benzer davranışları yaparak yetiştirdiğin kişinin, günün birinde başına gerçek bir bela gelirse, öncelikle ondan hemen özür dile. Ama onu felaket dolu bir hayata hazırlayarak, onu bu yola kılavuzladığın için kendine teşekkür etmeyi de ihmal etme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etkin ve düzenli bir insan yetiştirmek için, kendi kararını kendisi vererek müspet hareket etme melekesi kazandırmalıyız. Yaptığı her filin sonucunu düşünmesini sağlamalıyız. Önceliklerini doğru bir şekilde tespit edebilmesini öğretmeliyiz. Hayatın kazanılması gereken (dünya ve ahiret gibi) iki yününün olduğunu görmesini sağlamalıyız. Öncelikle anlamaya ve sonra anlaşılmaya çalışmasını sağlamalıyız. Ekip ve gurup dayanışmasının önemini kavratarak, toplumsal yaşama hazırlamalıyız. Kendisini ve bildiği bilgileri yenilemesini öğretmeli ve böyle olması gerektiğini aşılamalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-8030300531251541409?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/8030300531251541409/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/11/gelecegin-suclusuna-8-kural.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/8030300531251541409'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/8030300531251541409'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/11/gelecegin-suclusuna-8-kural.html' title='GELECEĞİN SUÇLUSUNA 8 KURAL'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-cEpmBjVGkBM/Ts1LqLiw2FI/AAAAAAAABBg/30oshq_pfjY/s72-c/suclu-cocuk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-5518274943559363556</id><published>2011-11-23T01:46:00.001-08:00</published><updated>2011-11-23T01:46:50.435-08:00</updated><title type='text'>BEYNİMİZE ÇÖP DÖKMEYELİM</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-7XKXG6QFygg/TszA8LWKarI/AAAAAAAABBQ/NFq6zED6N5M/s1600/beyin1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hda="true" height="247" src="http://3.bp.blogspot.com/-7XKXG6QFygg/TszA8LWKarI/AAAAAAAABBQ/NFq6zED6N5M/s320/beyin1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Geçen gün bir dergide ‘Buraya Çöp Dökmeyin’ diye bir yazı okumuştum. Galiba ‘Yeni Bahar’ diye bir ismi vardı derginin. Boş şeylerle ve faydasız şeylerle beynimizi zorlayıp sonunda beynimizin iflas edip çöktüğünden, böylece unutkanlık hastalığına sebep olduğundan bahsediyordu. Tıpkı bir bilgisayara virüs girip bilgisayarı çökerttiği gibi beynimizin boş ve zararlı bilgilerin beynimize girerek beynimizi çökerttiğinden bahsediyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu konu üzerinde kaleme düşüp yazıya dönüşecek düşüncelerimizi aktaralım. Bakıyoruz hayatımıza; kahvede boş konuşmalarla geçirdiğimiz zaman, faydasız ve havadan sudan konuşmalar, hiçbir faydası olmayan ve zihnimizi açmayan filmler, müstehcen yayınlar, şiddet içeren filmler, sihir ve büyü üzerine yapılmış filmler, bize hayat yolunda hiçbir ışık tutmayan bilgiler, genellikle beyinlerimizi doldurmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bilgi ve meşgaleler ile belki beynimiz çökmüyor. Ancak bunlar aklımızı karıştırıp zihnimizi çökertiyor. Bir bakkal veya market dükkânı düşünün ki; her şey karma karışık, neyin nerde olduğu belli değil. Aradığını bulmakta zorlanıyorsun. Boş koliler ortalıkta, temizlik ürünleriyle yiyecek ürünleri birbirine karışmış, birbirine zarar vermiş. Beyinde aynı şekilde düzensiz ve gereksiz şeylerle gereğinden fazla ve rast gele doldurulursa, beynimizi temizlemek mümkün olmamaktadır. &lt;br /&gt;Çünkü bilgisayar gibi beynimize format atmak ve sıfırdan kurmak asla mümkün değildir. Bir hakikatte şudur ki; analistlerin ve bilginlerin iddiasına göre beyinden hiçbir şey silinmiyormuş ve asla kaybolmuyormuş. Bir labirentte kaybolup çıkmaya çalışan insan gibi, zihni bu şekilde kirlenmiş olan kişi bilgiyi beyninden çıkarırken zorlanmaktadır. &lt;br /&gt;Yazımın başında geçenlerde okuduğumu ifade ettiğim yazı da ise bu konuya örnek verirken 4-5 şeritli otoyolu göstermiş yazar Tuğba Mezararkalı. 4-5 şeritli otoyolda trafik normal seyrinde ilerlerken tali yollarla bağlantı kurup, trafik kuralları içinde araçların sorunsuzca işlediğini ancak İstanbul trafiğinde kimin ne yaptığının belle olmadığını, gitmek istenen yolların tıkalı ve trafiğin allak bullak olduğunu örnek göstererek; gereksiz, yararsız ve zararlı bilgilerle doldurulan beyindeki bilgilerinde İstanbul trafiğinde olduğu gibi bilgilerin istendiğinde kolayca seçilip hatırlanamadığını ortaya koyuyor. &lt;br /&gt;İnsan yaşantısın ve hayatının hiçbir döneminde ihtiyaç hissetmediği ve kullanma ihtimalinin olmadığı, gereksiz, boş, anlamsız bilgi ve insana zaman kaybettiren boş işlerin ve bilgilerin zihin kirliliğine neden olmaktadır. Bu sebeple çoğu zaman hatırlamak istediğimiz gerekli bilgi, olay ve isimleri hatırlamakta zorlanmaktayız. Dilimin ucunda ama hatırlayamadım deriz. İşte bahsetmiş olduğumuz zihin kirliliği, yani beynimizin lüzumsuz şeylerle doldurmuş olmamızın sonucu bize öğrenmede zorluk çekme, unutkanlık ve bilgi kaybetme durumu olarak karşımıza çıkmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürekli izlediğimiz televizyonda gördüklerimiz, internette tıkladığımız onlarca site de ve özellikle şehirlerde sokağa çıktığımızda oldukça ilgi çekici şekilde yerleştirilmiş olan reklam filmleri ve afişleri, cinsellik içerecek şekilde giyinmiş kadın görüntüleri, gibi sıralanabilecek enva-i çeşit durumla karşılaşabilmekteyiz. Bunların yaşamımızda birçok olumsuz etkisini görüyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde internet ortamında oynanan oyunların, özel televizyonların çoğalmasıyla her bir kanaldaki film ve dizilere takip etmeye çalışarak zihin kirliliğinin oluşmasına çok daha vahim şekilde yardımcı olduğumuzu da ifade etmeliyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zira insanın beyni kapasitesi yüksek ve uçsuz bucaksız bir okyanus gibidir. Gördüğü, okuduğu ve duyduğu her şeyi kaydeder. Onun için ilgimizi faydalı şeylere çevirmeliyiz. Beynimize faydasız ve gereksiz şeyleri doldurmaktan kaçınmalıyız. Bilgisayarı virüslerin çöktürdüğü gibi, beynimizi boş ve işe yaramaz şeylerle doldurmak, zararlı bilgilerle doldurmak insanın elinde olduğu gibi. Faydalı ve yaralı bilgilerle doldurup, onları mümkün olduğunca insanların hizmetine ve yararlı işlerde kullanmaya çalışmalıyız. &lt;br /&gt;Bilmeliyiz ki, beynimize kaydedilen bilgiler silinmemekte ve silinememektedir. Bilgisayar gibi beynimizi de bir formatla sıfırlama imkânı bulunmamaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak beynimize çerçöp mü dolduruyoruz. Yoksa gerekli bilgileri mi dolduruyoruz düşünüp ona göre hareket etmekte fayda var. Fayda var diyoruz da ne kadar başarabiliyoruz. Bu devirde ne kadar başarabilir o meçhul.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah KIRCA&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-5518274943559363556?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/5518274943559363556/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/11/beynimize-cop-dokmeyelim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/5518274943559363556'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/5518274943559363556'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/11/beynimize-cop-dokmeyelim.html' title='BEYNİMİZE ÇÖP DÖKMEYELİM'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-7XKXG6QFygg/TszA8LWKarI/AAAAAAAABBQ/NFq6zED6N5M/s72-c/beyin1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-5063064795360683935</id><published>2011-06-02T01:21:00.000-07:00</published><updated>2011-06-02T01:21:10.087-07:00</updated><title type='text'>REGAİP KANDİLİMİZ MÜBAREK OLSUN</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://www.vaazsitesi.com/upload/resimler/galeri/regaip_kandili.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://www.vaazsitesi.com/upload/resimler/galeri/regaip_kandili.jpg" t8="true" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;REGAİP KANDİLİMİZ MÜBAREK OLSUN&lt;br /&gt;Gül bahçesine girenler gül olamasalar da güllerin kokusu üzerlerine sinerde gül gibi kokarlar. Kâinatın en güzel gülünün hayat anlayışını benimseyip, örnek hayatını yaşamaya özen göstererek onun hayat bahçesine girip, gül kokusundan nasiplenmemiz temennisiyle tüm İslam âleminin Regaip kandilini kutlayarak söze başlamak istiyorum. Regaip kandilimiz mübarek ve hayırlara vesile olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalpler vardır sevgiyi ve hoşgörüyü paylaşmak için, insanlar vardır dostluğu ve kardeşliği yaşamak için, kandiller vardır en güzel şekilde yaşayarak kutlamak ve yüce Rabbimizden af dilemek için. O halde bu güzide kalplerden, güzel hasletlerle donanmış insanlardan, kandilleri de en güzel şekilde idrak eden kullardan olmayı rabbim cümlemize nasip eylesin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözün burasında regaip kandili ve anlamı hakkında bir şeyler ifade etmeye çalışalım. Rabbimin biz kullarına inayetinin çokluğu, ihsan ve kereminin bolluğunun yanında pek çok günahkârın günahlarını bağışlaması sebebiyle bu geceye Regaip Gecesi adı verilmiştir. Regaip kelime olarak; isteme, dileme, arzu etme ve meyletmenin anlamının yanında, çok sevilen, sayılan, fazilet ve bereket demektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Regaip Kandili; Hicri takvimin Recep ayının ilk Cuma gecesine denk gelen kandil gecesidir. Kökü "arzulamak, meyletmek" anlamlarına gelen regaip kelimesi Kuran-ı Kerim de geçmez. İslam kültüründe diğer kandiller gibi önemli bir yeri olan Regaip kandilinde peygamberimiz Hz Muhammed'in iki rekât namaz kıldığına ilişkin çeşitli rivayetler vardır. Her sene Recep ayının ilk perşembesini cumaya bağlayan gecesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gecenin bu değeri nereden kazandığı hususunda değişik rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan biri; Hz Âmine validemizin peygamberimize hamile olduğunun farkına bu gece de varmış olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğeri; Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) Regaip gecesinin içinde bulunduğu Recep ayında çok dua edip, namaz kılıp, oruç tutup, iyiliklerin her çeşidini yaparak, sadaka vermeye özen göstermesidir. Efendimiz Recep ayının ilk perşembe gününü oruçla geçirdiği ve cuma gecesinde, bu kandil gecesine mahsus olmak üzere on iki rekât namaz kıldığı kabul edilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Regaip gecelerinde dua etmek, tövbe ve istiğfarda bulunmak, bu geceyi kutsal kabul etmek suretiyle çeşitli ibadetlerle geçirmek, genel olarak âlimler arasında kabul görmüştür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Regaip Gecesi gibi kandil gecelerinin ilki olma özelliği taşıyan kıymetli bir dua ve af gecesi, müminlerin haftalık bayramı Cuma gecesiyle bir araya gelince, bu gece daha da bir kıymetli oluyor. Bu gece, yalvarış ve yakarışların Yüce Mevla’ya sunulduğu ve O’nun rahmetinden af istenildiği umut, huzur ve müjde gecesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah (c.c) katında zamanların değerleri birbirine eşittir. Ancak öyle zamanlar vardır ki o zamanlarda öyle hadiseler olur ki, o vakte diğer zaman dilimlerinden daha üstün bir değer kazandırır. Recep ayının ilk Cuma gecesine isabet eden Regaip Gecesi de bu müstesna zamanlardan biridir. Cuma geceleri böyle kıymetli vakitlerden biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca; Regaip Gecesi, üç aylar içinde kendisinden sonra gelecek olan Miraç, Berat ve Kadir Gecesinin de bir müjdecisidir. Onun için bu müjdeciye kulak verip bu geceyi ve üç ayları iyi değerlendirilmelidir. Peygamber Efendimiz (sav) buyuruydular ki: "Beş gece vardır ki, onlarda yapılan dualar geri dönmez, kabul olunur: Recep ayının ilk gecesi, Şaban yarısı (15.gecesi)gecesi, Cuma gecesi, Ramazan Bayramı gecesi, Kurban Bayramı gecesi." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Regaip Kandilinde biz Müslümanlar ne yapmalıyız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu geceyi ibadetle ihya etmenin sevabı pek çoktur. Bu gece, oruçlu olarak karşılanmalıdır. Bu gece, kaza namazı olanların hiç değilse bir günlük kaza namazı kılması, yerinde ve isabetli olacaktır. Kur'an-ı Kerim okunmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gecenin daha güzel değerlendirilebilmiş olmamız için, yatsı namazıyla sabah namazını camide cemaatle kılmamız gerekmektedir. Bu, Regaip gecesinin ihyâsıdır. Bu bütün günün ihyâsıdır... Yani yatsı namazı ile sabah namazını camide kılmak, o günün, o gecenin ihyâsı demektir. İnsan sabahlara kadar, akşamlara kadar ibadet etmiş gibi sevap kazanır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka ihyâ şekli ise zikirdir... Zikir ederken; "Lâ ilâe illallah", "Allâhümme salli alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âli seyyidinâ muhammed", "Estağfirullah", "Sübhànallah", "Elhamdülillâh", "Allahu ekber", "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm", "Allah" gibi mübarek sözleri söyleyebiliriz. Bu kelimeler ve cümleciklerle zikir yapılabilir. Bunları zikretmenin sevabı çoktur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözü fazla uzatmadan temennilerimizi dile getirerek bitirelim; İdrak ettiğimiz bu mübarek Regaip Kandili vesilesi ile ruhumuzu karartan kötü duygu ve düşünceleri kalplerimizden atalım. Sevgi, hoşgörü, merhamet ve kardeşlik gibi güzel olan ahlaki hasletlerimize sahip çıkalım. Bu mübarek geceleri fırsat bilerek hata ve kusurlarımızdan af dileyerek, “hatanın neresinden dönersek kardır” diyerek, bundan sonra ki hayatımızda rabbimizin rızasına koşalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbadetin zevkinden bizi mahrum eden nefsin kötü arzularını frenleyelim. Gönül dünyamızı bulandıran haset, kin, düşmanlık gibi kötü duygulardan temizleyelim. Bencillik, gurur ve kibir gibi şeytanın kötü duygu ve düşüncelerden kalbimizi temizleyip, güzelliklerle dolduralım. Saf, temiz ve halis bir kalp ile son nefesimizi vermeye ve Rabbimizin huzuruna varmaya hazır olalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Regaip kandilimiz mübarek olsun. Şahsımızda ve tüm İslam aleminde hayırlara vesile olsun. Allah yar ve yardımcımız olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-5063064795360683935?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/5063064795360683935/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/06/regaip-kandilimiz-mubarek-olsun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/5063064795360683935'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/5063064795360683935'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/06/regaip-kandilimiz-mubarek-olsun.html' title='REGAİP KANDİLİMİZ MÜBAREK OLSUN'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-1096124598276779089</id><published>2011-05-30T01:15:00.000-07:00</published><updated>2011-05-30T01:15:39.972-07:00</updated><title type='text'>PEYGAMBERİMİZİN MERHAMETİ</title><content type='html'>&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://img1.blogcu.com/images/s/a/l/salihamel1/image007.jpg" t8="true" width="320" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Dinimizin önemli tavsiyelerinden biri olan; en önemli erdemlerin başında gelen ve müminlerin en önemli ahlaki özelliklerinden birisi de şefkatli olmak, merhamet ve hoşgörü sahibi olmaktır. Tüm diğer İslami ve ahlaki erdemlerde bizlere örnek olan, önder olan, Hz peygamberimiz bu konuda da yine bizlere en güzel örnektir. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Tüm evrene bir rahmet vesilesi olarak gönderilen sevgili peygamberimizin Hz Muhammed (s.a.v.) in şefkati ve merhameti de evrenseldi. Yaratılmışların içinde Allah’ı Teala’nın isimleriyle vasıflandırılmak sadece onun mazhar olduğu bir ayrıcalıktır. Çünkü onun özelliklerinden bahsederken bizlere tövbe suresindeki 128. ayette: “And olsun ki; size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O sizlere karşı çok düşkündür. Bütün müminlere de çok şefkatli ve merhametlidir.” buyurmaktadır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Âlemlerin rabbi tarafından eğitilerek terbiye edilen bir şefkat ve merhametin yaşayan canlı örneği ve öğreticisi olan bu yüce Resul’ün insanlığa yönelik tavsiyelerinden birisi şöyledir: “ merhametli olana Allah da merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet gösterin ki, göktekiler de size merhamet etsinler. (Tirmizi, Birr 16) Şefkat ve merhametiyle tüm evreni kuşatacak şekilde engin bir görüş ve öğretiye sahip olan peygamberimizin hayatından sizlere örnekler sunmaya çalışayım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir keresinde kendisine zulüm ve eziyet edenlere onlara lanet ve beddua etmesi telkin edildiğinde: “hayır, ben lanet okumak için değil, âlemlere rahmet olmak için gönderildim.” (Müslim, Birr 87) demiştir. Bu şekilde Cenab-ı Hak tarafından kendisine bahşedilen sevgi, şefkat, merhamet ve hoşgörü dolu yüreğiyle insanlık için bir hayat düsturu olduğunu göstermiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlığa kutlu tebliğini yapmak, kendisine inanacak müminlere ulaşmak ve Taif yakınlarından imanı destek almak düşüncesiyle gittiği Taif yolculuğunda manevi oğlu Zeyd Bin Haris’e ile birlikte; İslam dinini tebliği esnasında taşlanmıştı. Taşlardan bir bahçeye sığınmış ve bu esnada da dişi kırılmıştı. Yorgun bitkin bir halde bahçeye saklandıktan sonra rabbine şöyle yalvarıyordu. “ Allah’ım! Güçsüzlüğümü, çaresizliğimi, insanlar tarafından hor ve hakir görülüşümü sana arz ediyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi!... Herkesin zayıf görüp üzerine yüklendiği çaresizlerin rabbi sensin… Eğer bana karşı bir gazabın söz konusu değilse, belalara ve çektiğim sıkıntılara aldırmam. Ancak senin rahmetin bunları da göstermeyecek kadar geniştir…” (İbni Hişam cilt 2, sayfa 68) diye dua etmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradaki sığındığı bağda Addas tarafından kendilerine üzüm ikram edildi. Onun imanına vesile olduktan sonra, Taif’te karşılaştığı muameleden dolayı gönlü buruk ve üzgün bir şekilde Mekke’ye dönmek için yola çıktığında Cebrail (a.s) gelerek şöyle dedi: “Allah, insanların senin hakkında söylediklerini işitmiştir. Onların seni korumaya yanaşmadıklarını da biliyor. Sana dağların sevk ve idaresinden sorumlu şu meleği gönderdi. Ne istersen emrine amadedir.” dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O melek ise; peygamberimize selam vererek şöyle dedi: “Ey Muhammed! Evet, ben bunun için buradayım. Sen istersen eğer, şu iki yalçın dağı üzerlerine çöktürüp onları helak ederim. Sen emredersen eğer, bunu hemen yaparım…” deyince; şefkati ve merhameti eşsiz olan ve engin bir hoşgörüye sahip olan, sevgili peygamberimiz Hz Muhammed şöyle cevap verdi: “Hayır! Bunu kesinlikle istemem… Ben rabbimden onların neslinden gelecek insanlardan, sadece Allah’a ibadet eden ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayan bir nesil çıkarmasını diliyorum.” (Buhari, Bed’ül halk, 7) temennisinde bulunmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimizin örnek hayatından, onun merhamet ve engin hoşgörüsüyle ilgili pek çok örnek bulmak mümkündür. Bunları çoğaltıp sıralamak yerine, burada kısa ve öz tavsiyelerimizle merhamet duygusunu geliştirip yerleştirmek için şunları söyleyebiliriz. Gerek insanlara karşı, gerek hayvanlara karşı, gerek bitkilere karşı merhametli davranarak hem peygamberimizin örnek hayatına uygun olarak yaşayalım. Onun hayatını hayatımıza tatbik ederek rabbimizin rızasını kazanmayı öncelikli hedef edinerek, başkalarına da örnek olalım ve güzellikleri tavsiye edelim. Kötülük, kin, husumet, zulüm ve eziyet gibi dinimizce hoş görülmeyen davranışlardan uzak olmalıyız. İnsan, hayvan, bitki ve hatta cansız varlıklara karşı her türlü zarar vermekten kaçınarak, sevgi çerçevesinde merhametli ve hoşgörülü davranarak, başta yüce Allah’ın hoşnutlunun yanında, peygamberimizin ve yaratığı diğer tüm varlıklarının da hoşnutluğunu kazanmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yetimin başını okşamak, susuz kalmış bir kediye ya da köpeğe ayak kabınla su içirmek, av hayvanlarından avlanırken aşırı gitmeden, birle yetinmeyip üç, beş, yedi ve sekiz tavşan vs vurma gibi davranışlardan uzak durmak gerekir. Avlanma yaparken de merhametli ve kanaatli olmak, onlarında bir canı olduğunu bilmek gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne karnındaki ceninleri çeşitli bahanelerle öldürmemek, ahlaki çöküntü içinde bırakarak evlatların ana-baba, eş ve sevgili gibi yakınlarına varıncaya kadar eziyet ve katline yol açmamak gerekir. İslam fıtratıyla doğan bebeklerin, büyüdükçe rabbiyle arasına duvarlar örmeden, yaratıcısından uzaklaşmamasını sağlayacak bir eğitimle eğitmek gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani kısaca bu yazıya son verirken şunları da söylemekte yarar var. Merhamet ve hoşgörü gibi bahse konu güzelliklerin yanında İslam dinini ve Müslümanlığı eksiksiz ve en güzel bir şekilde yaşama gayretinde olmalıyız. Cenneti hak etmek, cehennem ateşinden uzak olmak hedefimiz olmalı… Ancak bundan daha güzeli, rabbimizin rızasını kazanmak olduğunu bilmeliyiz. Allah’ın rızasını kazandıktan sonra, zaten cennete girmek hak olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliriz rabbim ölümü, bize ne uzak, ne yakın&lt;br /&gt;Gelen her bir fani canlı, er geç göçüp gider bakın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölümsüzlüğü tatsak ki, cehennem yakarsa yaksın&lt;br /&gt;Yüce rabbimiz razıysa, o ölüm bize ne yapsın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak Erdem Beyazıt ta şöyle diyor bir beytinde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm, &lt;br /&gt;Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm” Erdem Beyazıt &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rabbim cümlemizi sevgi, merhamet, hoşgörü ve haklara saygıdan yoksun bırakmasın. Ve cümlemizden razı olsun. Amin!...&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Feyzullah Kırca&lt;/div&gt;Akbaşlar köyü / Dursunbey&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img1.blogcu.com/images/s/a/l/salihamel1/image007.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-1096124598276779089?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/1096124598276779089/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/05/peygamberimizin-merhameti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/1096124598276779089'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/1096124598276779089'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/05/peygamberimizin-merhameti.html' title='PEYGAMBERİMİZİN MERHAMETİ'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-6737337872687641752</id><published>2011-05-23T00:44:00.000-07:00</published><updated>2011-05-23T00:44:00.134-07:00</updated><title type='text'>ŞAMPİYON FENERBAHÇE</title><content type='html'>ŞAMPİYON FENERBAHÇE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-dP56t_Ak6Hk/TdoP4l8xX5I/AAAAAAAABAs/_RU13ly5HGM/s1600/fb.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" j8="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-dP56t_Ak6Hk/TdoP4l8xX5I/AAAAAAAABAs/_RU13ly5HGM/s1600/fb.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Türkiye sportoto Süper liginin şampiyonu Fenerbahçe oldu.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-nG0gwiO6Kdw/TdoQJWujdKI/AAAAAAAABAw/HyKgSwo8VCI/s1600/fenerbahce.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" j8="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-nG0gwiO6Kdw/TdoQJWujdKI/AAAAAAAABAw/HyKgSwo8VCI/s320/fenerbahce.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün takımlar karşı takım Trabzonspor şampiyon olsun isterken, bir diğer takımın tüm diğer takımlara karşı mücadele verip hem ikili, hemde genel averaja göre de olsa fark atıp şampiyonda olsa; bu bir şampiyonuktur. Üçüncü kez aynı durumda üzüntü yaşamadan şampiyon olduğumuz ve oyun oyun deyip oyun oynayanların oyununu bozduğumuz için tüm FB camiasını kutluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18 şampiyonluğumuz hayırlı olsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FB ile oynarken 11 sarı kart, 1-2 kırmızı kart görüp, bir okadarı da gösterilmeyen kartlık faul yapan takımların tıngır mıngır faul bile yapmadan 2 sıfır gibi 3 sıfır gibi yenliveren takılara da selam olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskişehir takımına özel bir teşekkür gönderiyorum. Adam gibi oynayıp, ellerinden geleni yaparak oynayıp berabere kalarak bizim şampiyonluğumuza yol açtıkları için selam olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞAMPİYON FENERBAHÇE &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem gönüllerinde, hem gerçeklerinde şampiyonu ŞAMPİYON FENERBAHÇE!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşi bir yerde diye adlandırılan futbol, basket(erkek-bayan), valeybol(erkek-bayan) olmak üzere beş dalda şampiyonluk gelmek üzere. kalan bir şampiyonluğu da basketbol erkeklerden bekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer dokuz branşta amator ve alt liglerde gelen şampiyonluk, ikincilikler ve avrupa da şampiyonluklar, gelen madalyalar. Yek başına bir futbol değil. her dalda, her aşamada gümbür gümbür gelen bir fenerbahçe....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında dini konularda sizlerle buluşmayı genel olarak hedeflemekteyken, dini konularda bir kaç kelam etmek düşüncesindeyken; bugün kü bu yazımda da Fenerbahçeli olarak Fenerbahçenin şampiyonluğu ile ilgili bir şeyler söylemek ve bu şampiyonluğu kutlamak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞAMPİYON FENERBAHÇE diyorum ve bir kez daha tüm etrikalara rağmen zor kazanılmış bu değerli şampiyonluktan dolayı kutluyorum Fenerbahçe'yi ve Fenerbahçe camiasını...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahın selamı üzerineze olsun değerli kardeşlerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-6737337872687641752?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/6737337872687641752/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/05/sampiyon-fenerbahce.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/6737337872687641752'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/6737337872687641752'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/05/sampiyon-fenerbahce.html' title='ŞAMPİYON FENERBAHÇE'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-dP56t_Ak6Hk/TdoP4l8xX5I/AAAAAAAABAs/_RU13ly5HGM/s72-c/fb.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-7180805927938371879</id><published>2011-04-10T04:39:00.000-07:00</published><updated>2011-04-10T04:39:28.396-07:00</updated><title type='text'>EVET KORKTUK</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-04OKGh8ATZs/TaGWFSvnW2I/AAAAAAAAA_E/Kanc03BLhzQ/s1600/korku.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" r6="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-04OKGh8ATZs/TaGWFSvnW2I/AAAAAAAAA_E/Kanc03BLhzQ/s320/korku.jpg" width="211" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Balbay yazarlık bilirde biz bilmez miyiz?&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Biliriz elbet, bizim de elimiz kalem tutuyor. Klavye tuşlarına da rahatlıkla basıyor. Neden bahsediyorsun diyeceksiniz biliyorum. Onun için hemen fazla meraklandırmadan söyleyeyim.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Msn de özel Hotmail hesaplarında iki gündür bir paylaşım oradan oraya dolaşıyor. Paylaşımda ne mi diyor? Mustafa Balbay hazretleri bir yazı yazmış. Çok önemli notuyla dolaşıyor msn adreslerinden msn adreslerine. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Ne diyor efendim bu yazı da derseniz? Tabiî ki hepsini paylaşmayacağım. Özetini sunup, sonra da söyleyeceğim şeyleri yazacağım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Mustafa BALBAY'ın kaleminden özü aynı kendisi kısaltılmış olarak;&lt;br /&gt;----------------------------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;KORKTUNUZ !!! &lt;br /&gt;Cumhuriyetten, Kurtuluş Savaşından, Kuva-i Milliye ruhundan, Türk Bayrağından, İstiklal Marşından, Bandırma Vapurundan, Samsundan, 19 Mayıs 1919’dan, Erzurum Kongresinden, Sivas Kongresinden, Kadın Erkeğin eşit olmasından, Kubilay’dan, Türkçe Kuran-ı Kerim’den, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek İslam dininden, Türkçe ezandan, Nutuktan, Laik Çağdaş Türk kadınından Korktunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sormaktan, sorgulamaktan, hesap sormaktan, hakkınızı aramaktan, &lt;br /&gt;Görmekten, duymaktan, konuşmaktan, 23 Nisan’dan, 30 Ağustos’tan, 209 Ekim’den, &lt;br /&gt;Bağımsız Türk Yargısından, Anayasa Mahkemesinden, Yargıtay’dan, Danıştay’dan, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk İlke ve Devrimlerinden, Ulus Devlet yapısından, &lt;br /&gt;Cumhuriyet Gazetesinden, Milliyet, Hürriyet, Sözcü, Akşam, Gözcü, Ulus, Tercümandan,&lt;br /&gt;Kanal D, Star, ulusal kanal, Kanal B, Avrasya, CNN Türk, Sky Türk, Halk TV den,&lt;br /&gt;Anıtkabirden, Gazilerden, Şehitlerden, Hukuk devletinden, İstiklal Madalyasından, &lt;br /&gt;Necip Hablemitoğlu, Uğur Mumcu, A.Taner Kışlalı gibi yazarlardan korktunuz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milli Egemenlikten, Tam bağımsızlıktan, Atatürkçülükten, Atatürkçü Düşünce Derneğinden, &lt;br /&gt;TSK dan, 10 Kasımdan, Şerefli Savcılardan, Çılgın Türklerden, &lt;br /&gt;CHP, DSP, MHP den ve Kamer Genç’ten korktunuz…&lt;br /&gt;1 Mayıstan, işçiden, hesap soran çiftçiden, Yılbaşı kutlamasından, korktunuz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1881 den, Zübeyde hanımdan, İlhan Selçuk’tan, Emin Çölaşan’dan, Bekir Coşkun’dan, Oktay Ekşi’den, Yılmaz Özdil’den, Uğur Dündar’dan, Necati Doğru’dan, Mustafa Mutlu’dan, Hayrettin Karaca ve Muazzez İlmiye Çığdan korktunuz... Bahriye Üçoktan, Mustafa Balbay’dan, Ümit Zileli’den, Sesli Gazeteden korktunuz... Yar sav’dan, Baro’lardan, doğrulardan, gerçeklerden, Monşerlerden, Alevilerden, Çağdaş Türk Gençlerinden ve Engellilerden korktunuz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemal Kılıçdaroğlu’ndan, Cumhuriyet mitinglerinden, ‘Atatürk Öldü Biliyor musun Anne?’ Diye ağlayan kızdan, Harf Devriminden, Şapka ve Kıyafet Devriminden, 10. yıl marşından, Atamın içtiği bir bardak rakıdan, Köy Enstitülerinden, "Ne Mutlu Türküm Diyene" demekten&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ceviz Kabuğundan, Arenadan, 32.günden korktunuz... Ormanlardan, ağaçlardan, akarsulardan, meralardan korktunuz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mimar ve Mühendis odaları, Tüsiad, Atatürk Kültür Merkezi, Vatanın bölünmez bütünlüğünü dile getiren Paşalardan, hakkını arayan subay ve astsubaylardan, Başı açık ve namuslu Cumhuriyet kızlarından, "Türkiye Laiktir Laik Kalacak" diye haykıran emeklilerden, Atatürk resim ve rozetlerinden, ATATÜYK" diye gülümseyen 1,5 yaşındaki bebekten korktunuz... Karga kovalayan sarışın çocuktan korktunuz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabih Kanadoğlu, Vural Savaş’tan, Yekta Güngör Özden’den Tüm ihanetlerinizi yaşlı ve yorgun gözlerle izleyen dedelerimizden, ninelerimizden korktunuz... Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’den korktunuz... Tarafsız ve onurlu vatandaşlardan korktunuz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyunu yani namusunu SATMAYAN yurttaşlardan korktunuz... Rüşvet yemeden, adam kayırmadan evine EKMEK götüren namuslu memurlardan korktunuz... Namazını, orucunu ve yardımını GİZLİ yapan Gerçek Müslümanlardan korktunuz... Kul hakkına saygı gösterenlerden korktunuz... Bölücü HOCAEFENDİLERİN ellerini, eteklerini öpmeden sadece YÜCE ALLAHA kulluk eden milyonlardan korktunuz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlik olup, küsmeden, yılmadan ve boş vermeden 30 dakikasını geleceğine verip SANDIĞA GİDECEK milyonlardan korktunuz... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KORKULARINIZDAN KORKTUNUZ!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ne acı ki daha fazla OY, daha fazla PARA, daha fazla İKTİDAR, daha fazla GÜÇ için YÜCE ALLAHI sömürmekten, kullanmak tan ve onun adına konuşmaktan KORKMADINIZ! .....Unutmayın ki KORKUNUN ECELE FAYDASI YOK! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı okuyan, arkadaşım, anam, babam, teyzem, kardeşim, dostum, büyüğüm, küçüğüm; LÜTFEN yaklaşan seçimler ve bundan sonraki TÜM SEÇİMLERDE sandığa git ve OYUNU KULLAN... Yağmur, çamur deme... Al eline bir şemsiye, giy botunu ve ailen ile birlikte koş sandığa... Sende biliyorsun en fazla 30 dakikanı alır... 4 – 5 yılda bir yapılan seçimler için 30 dakika nedir ki? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HER SEÇİMDE 7-8 MİLYON VATANDAŞ oy kullanmıyor. Yani nerede ise TEK BAŞINA bir İKTİDAR daha... Belki sen de dönem dönem bu milyonların içinde idin... UNUTMA ki sandığa atılmayan HER OY "KORKAKLARIN" hanesine gidiyor… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyelim ki 100 kişi oy kullanacak.. Ve bu 100 kişinin tamamının sandığa gittiğini varsayalım... Sonuçlar açıklandı... A partisi %30... B partisi: %20... Olsun. Ancak bu 100 kişiden 20 kişinin sandığa gitmediğini varsayalım... .(Türkiye de her seçim olduğu gibi)...Yani seçmen sayısı 0 olsun... A ve B partisine yine aynı sayıda oy geldiğini varsayalım... Bu sefer her şey aynı olduğu halde yeni seçim sonuçları şöyle oluyor; A partisi %37.5...... B partisi: %25.... Yani fark giderek açılıyor... Milletvekili seçimlerinde ise bu fark daha da acı bir boyuta geliyor... %10 barajının etkisi ve sandığa atılmayan ya da boş atılan oylar yüzünden 1 milletvekili çıkarabilen malum zihniyet AYNI OY SAYISI İLE 2–3 milletvekili çıkarıyor... Sence bu adil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara Belediyesinde yaşanan skandallar malum… Tüm ülke izliyor.. Ama şunu da unutma; Gökçeğin seçildiği dönemlerde yaklaşık 300 bin (300.000) kişi oy kullanmadı… Tahmin ettiğin gibi bu 300 bin seçmen oy kullansa idi Gökçek ve dolayısıyla skandallar olmayacaktı… Bu durum diğer iller içinde geçerli... Ve bu bir seçim başarısı olmadığı halde şenlik yapıp kutluyorlar. %10 Seçim barajı olduğu sürece de sandığa atılmayan her oy KORKAKLARA gidecek.... Hal böyle iken gerçekten SANA İHTİYACIM VAR... Bütün hayatımız boyunca Demokrasiye katkımız bütün seçimlerde bir kâğıda bastığımız toplam yarım fincan mürekkep... Hepsi bu işte... O tahta sandığa gitmek zorundayız... Eğer gitmezsek iş için, zamlar için, maaşlar için, özgürlük için, haklar için sesimizi çıkarmaya ya da meydanlara dökülmeye hakkımız bile yok... Çünkü oy kullanmayarak biz SİSTEMİN DIŞINDA kalmış oluyoruz... Hal böyle olunca tüm yapılanlara ses çıkarmaya da hakkımız olmaz....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutma! Demokrasiler de OY SENİN NAMUSUNDUR… Biliyorum, biraz uzun bir yazı oldu ama dedim ya SANA İHTİYACIM VAR.... Senden bir ricam daha olacak... Bu mesajı e-mail ile dostlarına da göndermeni isterim.... Çünkü 1 OY bile ÇOK önemli... Belki senin fikrini değiştiremem ama son sözüm şudur; artık ağırlığını KOY! Sevgi ve saygı ile arz ederim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-------------------------------------------------------&lt;br /&gt;Evet, Okudunuz Nelerden korkuyormuş Mustafa Balbay gibi düşünmeyen ve onun fikirlerini ve ortaya koyduğu ve koyacağı eylemleri desteklemeyenler hep birlikte okuduk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de diyorum ki kısa ve öz olarak; Onların hiç birinden korkmadık, Biz Allahtan başka hiçbir şeyden korkmayız. Rabbim izin vermezse hiçbir şey, hiçbir kimseye zarar veremez. Biz buna inanır, buna inanmayı tavsiye ederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, onlardan değil; faili meçhullerden, askeri ve medyatik darbelerden, Seçimle halktan alamadığınız yıllardır çeşitli darbe ve darbe teşebbüsleriyle kullanmaya kalkmanızdan, % 95 ile gelseler de yaptırmayız, ettirmeyiz demelerinizden. İçimize kadar girip, bizden olup, canımızı emanet ettiğimiz asker olup, gazeteci olup, bürokrat olup, Emellerinize ulaşmak için hiç tereddüt etmeden derin yapılanmalarınız ile adam öldürüp sonra istemediğiniz dindar hükümetlerin üzerine yıkarak hükümet devirmenizden, güçsüz koalisyonlardan medet ummanızdan, terörle mücadele deyip, terör üretmenizden korktuk. Asker olup, mitçi olup, emniyet mensubu olup teröre bizzat veya dolaylı olarak destek olmanızdan, terörü yönetmenizden, elemanı olup, devletin parasıyla devlete kurşun sıkanlardan korktuk doğrudur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk’ten, Cumhuriyetten, Kurtuluş Savaşından, Kuvayı Milliye ruhundan, Türk Bayrağından, İstiklal Marşından, Bandırma Vapurundan, Samsundan, 19 mayıs 1919 dan, Erzurum Kongresinden, Sivas Kongresinden, Kadın Erkeğin eşit olmasından, Kubilay’dan, Türkçe Kuran-ı Kerim’den, Nutuktan, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek İslam dini dediğin şey neyse(bildiğimiz tek bir İslam dini var), ondan değil,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sormaktan, sorgulamaktan, hesap sormaktan, hak aramaktan, &lt;br /&gt;Görmekten, duymaktan, konuşmaktan, 10 Kasımdan, 23 Nisan’dan, 30 Ağustos’tan, 29 Ekim’den, Bağımsız Türk Yargısından, Anayasa Mahkemesinden, Yargıtay’dan, Danıştay’dan, Atatürk İlke ve Devrimlerinden, Milli Egemenlikten, Tam bağımsızlıktan, Atatürkçülükten değil…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mimar ve Mühendis odaları, Tüsiad, Atatürk Kültür Merkezi, Vatanın bölünmez bütünlüğünü dile getiren Paşalardan, hakkını arayan subay ve astsubaylardan, Başı açık ve namuslu Cumhuriyet kızlarından, "Türkiye Laiktir Laik Kalacak" diye haykıran emeklilerden, Açık giyinen Laik kadından değil, Atatürkçü Düşünce Derneğinden, TSK dan, Şerefli Savcılardan değil de; bunların şerefini satıp güç odaklarının ve vatanın aleyhine şerefsizlik edenlerinden korktuk doğrudur… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Oyunu yani namusunu SATMAYAN yurttaşlardan korktunuz... Rüşvet yemeden, adam kayırmadan evine EKMEK götüren namuslu memurlardan korktunuz... Namazını, orucunu ve yardımını GİZLİ yapan Gerçek Müslümanlardan korktunuz... Kul hakkına saygı gösterenlerden korktunuz... Bölücü HOCAEFENDİLERİN ellerini, eteklerini öpmeden sadece YÜCE ALLAHA kulluk eden milyonlardan korktunuz...’ dediğiniz bu kısımda zaten bizim gibi dürüst halkı tarif etmiş olduğunuzdan dolayı sizi kutluyorum Sayın Balbay. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyumuzu artık satmadığımız için, artık oyunlarınızı, seçim zamanı bizden olup, seçim geçince Ergenekon ve dış odaklı menfaat odaklı amirlerinizin yanına gitmelerinizi çözdüğümüz için ‘Cumhuriyet elden gidiyor’ , ‘Laiklik elden Gidiyor’ , ‘Bizden sonrası karanlık’, hatta ‘din Elden gidiyor’ bile deseniz de giden bir şeyin olmadığını artık halk olarak gördük. Ama bunların Allah korkusu yok, bunlar her şeyi yapar diye hep korktuk…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mümin dini sömürmez, Allah’ı sömürmez. Allahın emirleri doğrultusunda yaşar ve her işinde önce onun rızasını gözetir. Sizin anladığınız ve uyguladığınız gibi oy zamanı Müslüman olup, sonra bildiği yere gitmez. Onlara Münafık deniyor ve yerleri de öbür âlemde cehennemdir. Heykelleri yapılsa heykellerinin bile arkası döner onların kıbleye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başı dışarıda olan, bir emirle kitlelerin üzerine kurşun yağdıran, korkusuzluğunuzdan korktuk… Yazında da bahsetmiş olduğun, foyanızı meydana çıkarmaya hazırlanan eşref Bitlis gibi komutanları, Uğur Mumcu ve diğerleri gibi yazarları acımadan öldüren ve öldürten, sonra da işi sağcı diye oluşturduğunuz terör örgütlerinin üzerine yıkıp, faili meçhul bir cinayetle, hükümeti deviren ve dolayısıyla bir nevi darbe yapan, derin Ergenekon yapılanmasından korktuk. Menderes köpek davasından, Özal’ı zehirleyerek,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhsin’in nasıl öldüğü malum, Merhum Ecevit’i bile ölüme göndermenizden, bunların bazıları ispatlanamama ihtimaline karşı ölüme gönderme ihtimalinizden korktuk, diye yumuşatalım biraz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet korktuk, Allah’tan korkmayanlardan korktuk, insanların içine baka baka yalan söyleyip, karşı tarafı yalanlarıyla karalayanlardan korktuk… bir harfle, bir yazıyla adam mahkum edenlerden, bir kurşunla hükümet devirenlerden korktuk…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bu sebeple yılardır hep sustuk...&lt;br /&gt;Dahası var ama benim vaktim yok yazmaya... Hem de yazı çok uzun olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama şimdi savcı da değişse, hâkimler de değişse&lt;br /&gt;Sağduyulu, devletine ve seçilmiş sivil iradeye saygı duyan,&lt;br /&gt;Hukukun Üstünlüğü ilkesine inanan, Askeri vesayetten ve Ergenekon yapılanmasından değil de Hukuk kurallarından direktif alan ve ‘Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir' sözüne değer veren yöneticiler ve hâkimler mutlaka çıkacak ve hesabı sorulacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halkı kayırır gibi gözüküp, hep kalemi halka çeviren medya mensupları…&lt;br /&gt;Vatanı ve halkımızın güvenliğini emanet ettiğimiz, sınırlarımızı koruyun ve terörü bitirin dediğimiz polis ve korucular, istihbarat görevlileri ve dolaylı dolaysız, silahı millete doğrultan rütbeli rütbesiz asker!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her türlü suçu işlerken, dinleniriz de foyamız meydana çıkar diye korkarak, dinleniyoruz, özel hayat diye bir şey kalmadı diye ortalığı ayağa kaldıran zevatlar mutlaka işledikleri işlemeye teşebbüs ettikleri suçların hesabını verecek, vermeliler… &lt;br /&gt;Suç işlemeyen, işlemeyecek olan, dinlenmekten niye korksun? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şakşakçıları olsa da vermeliler, verecekler, olmasa da...&lt;br /&gt;Foyaları ortaya çıkınca Atatürk ve Cumhuriyetin arkasına saklanmak yok öyle... Yemezlerrrrr...&lt;br /&gt;Cem Uzan ve Ekibi de Cumhuriyet için bilmem kaçıncı gün diye hesap yapıyorlardı... &lt;br /&gt;Her türlü yasa dışı işleri yaparken cumhuriyet yok muydu????&lt;br /&gt;Diye sorarlar adama... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-7180805927938371879?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/7180805927938371879/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/04/evet-korktuk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/7180805927938371879'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/7180805927938371879'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/04/evet-korktuk.html' title='EVET KORKTUK'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-04OKGh8ATZs/TaGWFSvnW2I/AAAAAAAAA_E/Kanc03BLhzQ/s72-c/korku.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-4708111909252595259</id><published>2011-04-07T13:13:00.000-07:00</published><updated>2011-04-07T13:13:14.113-07:00</updated><title type='text'>KURTULUŞ KAPISINI AÇMAK</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-3_kL6MsR0uo/TZ4aqoGXoZI/AAAAAAAAA-0/sI9j_LqoXlM/s1600/celikkapi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" r6="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-3_kL6MsR0uo/TZ4aqoGXoZI/AAAAAAAAA-0/sI9j_LqoXlM/s320/celikkapi.jpg" width="248" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sevgili kardeşlerim ve değerli okuyucular insanoğlunu yeryüzüne, hikmetinden sual olunmaz yüce rabbimin lütfüyle bir imtihan vesilesiyle yaratıldık ve yeryüzüne gönderildik. Bu gönderiliş tabiî ki, sorgusuz sualsiz yaşayıp heva ve heveslerimizin peşinde koşmak için değildir. Nefislerimizin isteklerine göre değil, rabbimin razı olacağı şekilde ve doğru bir hayatı yaşamak peşinde olmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani onun emirlerine uygun, yasaklarından uzak durarak yaşanacak bir hayatı tercih etmek peşinde olmalıdır. Buna kısaca salih amel ve güzel ahlakla donatılmış bir hayatı yaşamanın yanında kötülüklerden uzak, nefislerimize, komşularımıza ve diğer tüm canlılara zarar verecek olan her türlü eylemden ve işten uzak durmanın peşinde olmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu salih amellerin ve güzelliklerin bize Ahirette faydası olması için, Rabbimizin rızasını kazanabilmemiz için, önce onun varlığını idrak edip, ona iman ve teslimiyet göstermek gerekir. Aksi takdirde işlediğimizi ameller, yaşantımızdaki güzel ahlak bizlerin ve dolayısıyla toplumumuzdaki ve dünyadaki huzurumuzun ve güvenliğimizin sağlanmasına katkıda bulunsa da; Ahirette bize bir faydası olmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun için öncelikle yüce yaratanımız olan, bizleri ve tüm canlı cansız varlıkları yoktan var eden varlıkların sahibi ve maliki olan Allah’a giden kapıyı amcalıyız. Bu kapıyı açmakta onun dinine girmekle, yani “Allahtan başka ilah yoktur, Muhammed (s.a.v.) onun kulu ve elçisidir” sözünü ve inancını hem kalben hem de dil ile söylemekle olur. Bunu söyledikten sonra az önce bahsetmiş olduğumuz salih amel, güzel ahlak ve insanlara ve diğer canlılara iyilik etmelerimiz Allah nazarında anlam kazanır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birde şöyle bahaneler buluruz kendimize; ben çok kötülük ettim. Artık beni Allah affetmez, benim için çok geç, gibi bahaneler üretiriz kendimize. O kapı bize oktan kapanmıştır. Ya da daha yaşım genç biraz hayatımı yaşayayım da sonra bakarız filan gibi öteleyen bahanelerin arkasına saklanırız. Ya da efendim din ve İslam kıldan ince ve kılıçtan keskin, biz nerde uygularız, tam olarak yaşayamayız, en iyisi hiç uğraşmayalım gibi düşüncelere kapılanlar olabilir. İşte bunlar nefis ve şeytan denen insanın kendi has düşmanlarının argümanlarıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan kurtulmak için zararın nesrinden dönersek kardır deyip, bir daha bilerek hataya düşmemek üzere öncesi için tövbe edip Allahın ipine, yani kuran ve Rasülüllah’ın sünnetine sarılmalıyız. Ancak o zaman bize artık kilitli dediğimiz hak kapısı ardına kadar açılacaktır bundan emin olmalıyız. Bunu zaten “ben kuluma şahdamarından daha yakınım” diyerek yüce rabbim kendisi beyan ediyor Kuran-ı Kerimde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu ünlü sihirbazın hikâyesini hepimiz duymuşuzdur. Hani şu ismi Harry Houdini olan sihirbazın adını duymuşuzdur. Duymamış iseniz de internette bu adla yapacağınız bir aramada çıkan sonuçlar size onun ününün büyüklüğünü ispatlayacak ve isterseniz bu hikâyeyi okumanızı sağlayacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim hikâyeye;&lt;br /&gt;İşte bu kilit açma ustası, yanına hiçbir gereç almadan, yalnızca giysileriyle girdiği herhangi bir hapishaneden bir saatten önce kurtulacağını iddia eder ve hep bununla övünürmüş. İngiliz Adalarındaki küçük bir kasabadaki bazı insanlar Houdini´yi iddiasını ispat etmeye davet eder. Houdini kasabanın yeni hapishanesine geldiğinde, hapishanedeki bir hücreye yerleştirilir. İnsanlarda heyecan dersen doruklardır. Kapılar kapandığında kasabalılar hariç herkes onun o hücreden nasıl çıkabileceğini merak etmektedir. Houdini öyle kilitler açmıştı ki bunları açmaması şaşılacak bir durum olurdu. Ama kasabalıların yine de çıkamayacağına dair bir ümitleri vardı... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Houdini´nin kemerinde yirmi beş santimlik bir çelik parçası vardı ve bütün kilitleri onunla açardı. Ancak bütün maharetine rağmen bu kez zorlanmıştır. Anlayamadığı bir şekilde kilit açılmamakta direniyordu... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarım saat uğraştıktan sonra, kendine güveni yok olmaya başlamıştı. Bir saat dolduğunda artık kan ter içinde kalmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci saatin sonunda artık pes etti ve kapının üzerine yığıldı. Ve kapı o anda kendiliğinden açılıverdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasabalılar hinlik edip kapıyı kilitlememişlerdi. Kapı yalnızca Houdini´nin kafasında kilitliydi. Biraz itse açılacaktı ama kapının kilitli olduğunu düşündüğü için bunu denemeyi düşünmemişti bile. Karşımıza öyle kapılar çıkıyor ki bazen dünyanın koşuşturmacasından bu kapıların kilitli mi yoksa açık mı olduğuna bakmak aklımızdan bile geçmiyor... Eğer bir kilidi açmak size imkânsız gibi geliyorsa biraz düşünmeye vakit ayırın ve gerçek kilidin o olmadığını fark edin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın kapıları da aynen böyledir. Kilitli olduklarını düşünüp, açmayı denemediğiniz sürece kilidi açmak için gereksiz ter dökersiniz. Bazen yapmanız gereken tek şey, sadece, şöyle hafifçe dokunuvermektir kapıya... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim için artık çok geç demek yerine bir samimi tövbeyle rabbim bizi affediverecektir. Kilitlidir dediğimiz tövbe ve samimi dua kapısıyla yeniden girmemiz gereken kurtuluş kapısından giriveririz. Ya da bize yıllardır dargın olan komşularımız, dostlarımız ve diğer insanlarla ilişkilerimiz düzelmez diye düşünürken, bir selam vermekle, bir merhaba demekle açılmayacak dediğimiz dostluk, akrabalık ve komşuluk kapıları açılıverecektir. Kim bilir belki zaten kapı açıktır da itilmeyi beklemektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar doğrudur, ne kadar yanlıştır bilinmez ama bu hikâyenin insanın kendi başarısını nasıl etkileyeceğini, hayatına nasıl ve ne şekilde istikamet vermesi gerektiğini göstermesi bakımından önemi çok büyüktür. Bence bu aklımızdan hiç çıkarmamamız gereken ibretlik bir hikâyedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamın içinde ibretlik öykülerimiz insanoğlu var olduğu sürece olmaya devam edecek... Kilitsiz bir ömür geçirmeniz dileğiyle... Yüce rabbimin selamı, rahmeti ve bereketi üzerimize olsun. Allah yar ve yardımcımız olsun…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-4708111909252595259?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/4708111909252595259/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/04/kurtulus-kapisini-acmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/4708111909252595259'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/4708111909252595259'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/04/kurtulus-kapisini-acmak.html' title='KURTULUŞ KAPISINI AÇMAK'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-3_kL6MsR0uo/TZ4aqoGXoZI/AAAAAAAAA-0/sI9j_LqoXlM/s72-c/celikkapi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-5126290553579427196</id><published>2011-03-04T07:36:00.000-08:00</published><updated>2011-03-08T07:59:09.058-08:00</updated><title type='text'>ÖRTÜNMEYE BAHANELER ÜZERİNE</title><content type='html'>&lt;img border="0" height="200" l6="true" src="https://lh4.googleusercontent.com/-Rrc5HbR81mI/TXEGo-8jB7I/AAAAAAAAA98/E7-IoCijfI0/s200/mdeniz11.jpg" width="138" /&gt;&lt;a href="https://lh3.googleusercontent.com/-nCEvtcQqCTs/TXEGt6OSaiI/AAAAAAAAA-A/-YHvEEMHIT8/s1600/mdeniz3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" l6="true" src="https://lh3.googleusercontent.com/-nCEvtcQqCTs/TXEGt6OSaiI/AAAAAAAAA-A/-YHvEEMHIT8/s200/mdeniz3.jpg" width="138" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapanmak önemli değil, önemli olan kalbinin temizliği &lt;br /&gt;'KALBİN TEMİZLİĞİ GÜNAHA ENGEL DEĞİL' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinden çıkmadığıma göre başımı açmamda problem yok &lt;br /&gt;'DİNDEN ÇIKMADIN AMA GÜNAHKARSIN' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu zamanda da başörtü olmaz ki! Hangi çağdayız? &lt;br /&gt;' GÜNAHIN BU ZAMANI O ZAMANI YOK KURAN HER ÇAĞ İÇİN İNDİ'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefsime yenik düştüğümden, kapanamıyorum.... &lt;br /&gt;'NEFİS ŞEYTANDIR SEN ŞEYTANA YENİKSİN GELECEĞİNİ DÜŞÜN YENİLME' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli olan, saç dışındaki vücudun teşhir edilmemesi &lt;br /&gt;'YANİ GÜNAH SADECE VUCUDAMI VAR' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;..... gibi uzayıp giden 'Örtünmeye bahaneler' adlı bir paylaşımın üzerine itiraz ve cevaplarımızı içeren bir yazımızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söylenen:&lt;br /&gt;Almışsın eline kalemi trafik memuru gibi herkesi cezalandırıyorsun. Önüne geleni cehenneme dolduruyorsun. Sen kuranın hangi ayetinde, hangi süresinde saçını örteceksin diye okudun. Allah adına karar verip Allahın buyurmadığını, Allah böyle buyuruyor diyerek Allah adına yasa koyucu olmanın cezasını ve günahını sen biliyor musun? Allah Kur’an da başınızı örtün diye buyurur fakat saçınızı örtün diye bir buyruğu yoktur. Sen şimdi dedin ki; “eee daha ne istiyorsun” Hiiiç! Sen başla saçı bir sanırsın çünkü. İnsan günahı; gözüyle ve diliyle işler. Onları örteceğiz asıl.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl ki televizyon da bir maç izlerken hakemin yanlış bir düdüğüne aynı anda milyonlarca kişi küfür ederek günaha giriyor. İşte o misal gibi duyduğum bir şeye tepki gösterip günaha girmemek için ağzımızı ve gözümüzü yumacağız, yani örteceğiz ki günaha girmeyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın başı omzunun üzerindeki kafasıdır. Buna delil nur suresi 30. ve 31. ayetleri okuyun lütfen. Selam ve saygılarımla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevabımız:&lt;br /&gt;Elbette diğer günahları işlemek serbest değil. Onlardan da korunacağız kesinlikle. Burada söz konusu saçı baştan ayrı kabul edip, ayrı gösterilemeyeceğini söylemektir. Saçı baştan ayırmak ne haddimize sevgili arkadaşım. Saçta başın bir parçası olduğuna göre başa değildir. Demek ki saçta örtülecek. Saç yüz kısmında olsaydı, peygamberin gösterilecek kısımları işaret ederken yüzü de saymış deyip, bu dediğine katılabilirdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azhab, Nur ve Nisa surelerini bastan sona okursak; kadınlarla ilgili çok şeyi ve örtünme ayetlerini görürsün bey efendi arkadaşım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söylenen:&lt;br /&gt;Saçınızı örtün diye bir ayet göster, gelip senin elini öpeceğim bey efendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevabımız:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baş demesi yetmez mi? Sevgili kardeşim! İlla ayetin başta bulunan şunu ve şunu da örtün demesi mi lazım? Numarasını verdiğiniz Ayetlerin meallerini bir kez daha okuyalım. Başı örtün der ama baştaki saç görünebilir demez. Bilgimiz dahilinde; peygamberimizin de bu yönde bir hadisi yoktur. Sadece görünebilecek kısımları işaret edişi vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mü'min erkeklere söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Gerçekten Allah, yaptıklarından haberdardır. (Nur suresi 30. Ayet)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz, el ve Ayaklar gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Ziynetlerini, kocalarından yahut, babalarından yahut, kocalarının babalarından yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut Müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!” (Nur suresi 31.Ayet)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada Peygamberimizin bu ayeti okurken yabancı erkeklere karşı açılabilecek yerlerin bizzat gösterilmesi vardır. O yerler de ayet içinde buradan hareketle (Yüz, el ve Ayaklar gibi) şeklinde ifade edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söylenen:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İNSAN gözüyle diliyle değil de, saçla günah işlediğine inanıyorsa kardeşim benim sana söyleyecek bir şeyim yok. Şu sözünle bile beni kırdın ve günaha girdin. Kıldan ince kılıçtan keskin denen şey budur işte. ben sana saygılarımı sunarım kardeşim.&lt;br /&gt;Cevabımız:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birileri hakkı söyleyince kırılır diye hakkı söylemekten imtina etmeyiz canım kardeşim. &lt;br /&gt;Ben naçizane bir imam hatibim ve dinin emirlerini söyleyince cemaatim bana darılır, kırılır diye düşünmem, Allah neyi emrediyorsa dilim döndüğü kadar güler yüzle ve yumuşak bir dille anlatırım. Dileyen tutar, dilemeyen tutmaz ve uymaz. Herkesin günahı ve vebali kendinedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Allah peygamberimize bile: 'senin görevin sadece tebliğ edip duyurmak, onların yapıp ettiklerinden sen sorumlu değilsin. Sen sadece uyar' diyor. Bizde naçizane onun mirasçılarıyız. Sadece uyarıp bilgilendiriyoruz. Gerisi okuyup ya da dinleyip de yapmayan (uymayan) kullara kalmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha peygamberimiz gibi memleketimizden sürülmediğimize göre görevimizi yapabilmiş değiliz demek ki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selamlar canım kardeşim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-5126290553579427196?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/5126290553579427196/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/03/ortunmeye-bahaneler-uzerine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/5126290553579427196'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/5126290553579427196'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/03/ortunmeye-bahaneler-uzerine.html' title='ÖRTÜNMEYE BAHANELER ÜZERİNE'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh4.googleusercontent.com/-Rrc5HbR81mI/TXEGo-8jB7I/AAAAAAAAA98/E7-IoCijfI0/s72-c/mdeniz11.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-8236060137984259363</id><published>2011-02-17T01:29:00.000-08:00</published><updated>2011-02-17T01:29:32.162-08:00</updated><title type='text'>PENGUEN ve DİNE HAKARET</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-GTa6JLn_WMk/TVzqRFEHGdI/AAAAAAAAA9s/hVV8lwxpjZI/s1600/penguen.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" j6="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-GTa6JLn_WMk/TVzqRFEHGdI/AAAAAAAAA9s/hVV8lwxpjZI/s320/penguen.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Mizah dergisi Penguen'in son sayısındaki karikatürü ve 'Allah yok, din yalan' ifadesi büyük tepki gördü. Dergiye tepkiler çığ gibi büyürken, birçok kişi derginin dine hakaret ettiği görüşünde. Haftalık mizah dergisi Penguen’in geçen haftaki sayısında yer alan bir karikatür ortalığı karıştırdı. Sosyal paylaşım sitelerinde karikatüre tepkiler çığ gibi büyüyor. Tepki çeken karikatürde namaz kılan cemaatten biri cep telefonu aracılığıyla Tanrı’yla konuşurken resmediliyor, caminin duvarında ‘Allah yok, din yalan’ yazısı dikkat çekerken caminin prezervatif şeklindeki avizelerine de tepki gördü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Penguen’in 10 Şubat tarihli sayısında yer alan karikatürde, namaz kılan cemaatten biri “Tanrım acaba ben son rekâtı kılmasam olur mu? İşim var da.. Çok teşekkür ederim tanrım! İyi günler…” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ALLAH YOK, DİN YALAN"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmanın yer aldığı karikatürde, camiye benzetilen mekânın duvarındaki süsleme içine gizlenmiş metin ise şöyle; “Allah yok, din yalan.”&lt;br /&gt;PREZERVATİF ŞEKLİNDE AVİZE&lt;br /&gt;Penguen'in Facebook sayfasında saat 12.18'de yapılan açıklama şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce birkaç yanlış anlamayı düzeltelim:&lt;br /&gt;Tepki gören karikatür kapak karikatürü değildir. Çizer kendi köşesinde yayınlamıştır. Sadece kapağı Penguen Dergisinin ortak görüşünü yansıtır. Köşelerdeki karikatürler çizerlerin şahsi fikirleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çizimde prezervatife benzetme yoktur, gerçekten de böyle avizeler vardır. Mizah dergiciliğinin geleneğinde yazarlara çizerlere karışılmaz, herkes köşesinde istediğini yazıp çizmekte özgürdür. Tek bir karikatürü severiz sevmeyiz ama genel olarak bu özgürlük alanını korumak önemli. Eleştirilere de saygı gösteriyoruz. Karikatüre gelen tepkilerden dolayı üzgünüz. Saygısızlık olarak görenlerden özür dileriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyal medyada karikatür protesto edilirken, “Din düşmanlığını mizah diye yansıtan rezalet” ifadeleri kullanıldı. Ayrıca çizilen karikatürde caminin avizelerinin de prezervatif şeklinde verilmesi tepki çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİNE HAKARETE EDİLDİ&lt;br /&gt;Özellikle Twitter'da karikatürle ilgili binlerce yorum yayınlandı. Yorumlar Penguen'in dine hakaret ettiğini ve tepki gösterilmesi gerektiğini içerirken, karikatürün hakaret olmadığını söyleyen az sayıda kişi de vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan yorumlardan bazıları şöyle:&lt;br /&gt;“Penguen dergisine şaşırmadım değil. Kendileri için büyük talihsizlik...”&lt;br /&gt;“Penguen Dergisinin "Allah yok" "Din yalan" yazıları ile Caminin ampullerini prezervatif şekli verdiği iğrenç karikatürüne tepkisiz kalma!!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Penguen bu sefer güldürmedi.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'HAKARET DEĞİL'&lt;br /&gt;Bazı okurlar ise karikatürde bir hakaret bulunmadığını savundu; “Allah yok, din yalan demek ne zamandan beri saygısızlık-hakaret olmuş. Kötü espri dışında Penguen in karikatürde bir problem yok.”&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi düşünüyorum bunu niye yaparlar, aklıma bir tek şey geliyor ilk olarak. Müslümanları kızdırıp, sokaklara döküp, protesto ederken ortalığı yakıp yıkmalarını sağlayarak barbarlıkla suçlayabilmek için olsa gerek diyorum. Bu duruma başka bir yorum ve fikir bulamıyorum. Çünkü şimdiye kadar hep böyle yaparak hele de İslam dinini ve onun hakikatlerini iyi öğrenmeyip kulaktan dolma bir şekilde yalan yanlış şekilde yaşamaya çalışan Müslüman halkları kışkırtarak amaçlarına ulaştıklarını ve sonra da demokrasi ve özgürlük götürme ve getirme vaatlerinin arkasına sığınarak sömürdüklerini düşününce, bunları daha bir anlamlı buluyorum.&lt;br /&gt;Bir başka yönden bakacak olursak, Ebu cehil ve Ebu Lehepler velhasıl Tağutlar her zaman olacaktır, iyiyle kötünün mücadelesi de devam edecek. Bu konuda da çok şey söylenip yazılabilir. İşin özü iyiyle kötünün, hak ile batılın mücadelesi devam ediyor…&lt;br /&gt;« De ki: Ey kâfirler, ben sizin tapmakta olduğunuz putlara tapmam. Siz de benim mabuduma tapanlardan değilsiniz. Ve ben sizin taptıklarınıza asla tapıcı olmadım. Siz de benim mabuduma tapıcılardan değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim bana. »&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarda mealini verdiğimiz Kafirun Suresini tekrar tekrar okumak lazım, bu durumu anlamak için. Ancak bizler öncelikle dinimizi çok iyi yaşayıp, diğer insanlara anlatmalıyız. Bir kıssa var 20 kurusa İslam’ı satmak adında. Olay şöyle cereyan etmiş. Yahudi’nin biri imamı deneyip yanlış hareketinde yine İslam’a zarar vermek ve kötülemek için 20 kuruş düşürmeye karar vermiş. Cemaat çıktıktan sonra sadece imamın kaldığını görünce halının üzerine atmış parayı. İmam da parayı bulup hemen düşüren adamı gördüğü için kendisine takdim etmiş. Sonra da Yahudi durumu izah etmiş ve kendisini denediğini söylemiş imama. Durumu öğrenen imam 20 kuruş değil mi diye küçümsemeden sahibine verip 20 kuruşa dinini küçük düşürmediğine sevinmenin yanında, Müslüman’ca davranış göstermenin sevincini yaşamıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20 kurusa İslam’ı satmadan, yaşantımızla örnek olarak, İslam’ın harikalığını yaşayarak göstermek çok önemli. Elbette tepki ve gerekli itiraz kırıp dökmeden Müslüman’a yakışır şekilde yapılmalı. Onların ekmeklerine yağ sürmeden Müslüman’a yakışır bir şekilde protesto etmeliyiz. Bunu yaparken kırıp dökersek, yakıp yıkarsak, bizde onların ilahlarına söversek, hakaret edersek savunumuzun hiç bir kıymeti kalmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hak ararken hak gasp edersek, masum halkın evini, arabasını, dükkânını yakarsak; vurursak kırarsak buna hak arama denmez. Hak gasp etme ve terör estirme denir. Bu Müslüman’ın işi olamaz. Bize sövene bizde söversek, bizim değerlerimize sövenlere bizde söversek onlardan ne farkımız kalır. Hele de; dine sövmeyi, kutsala sövmeyi ve hakaret etmeyi protesto ederken, onların durumuna düşmeyi kendimize de reva görürsek oyuna gelmiş ve onların durumuna düşmüş oluruz. Birde onların dini inançları Musevilik ve Hıristiyanlık gibi bizim inancımızın da birer parçasıysa, onları kızıp hakarete kalkarsak kendi kutsalımıza ve kendi inancımıza hakaret etmiş oluruz. Bunu da çok iyi bilmeliyiz. &lt;br /&gt;Evet; protesto da, bir hak aramadır. Bu davranışı protesto edelim. Dini inanç ve kutsallara hakareti eleştirelim. Gerekli hukuki mücadeleyi yapalım. Bunu yaparken oyuna gelmeden, onların durumuna düşmeden, önce kutsalımızı ve inancımızı yaşayıp örnek bir hayatla kendimiz yaşayalım. Kendimizin sahip çıkıp yaşamadığımız inanç ve kutsalımıza başkalarından saygı beklemek abes olur herhalde. Dediğim gibi önce kendimiz sahip çıkıp, yaşamalıyız dinimizi. Bunun içinde öncelikle onu çok iyi öğrenmeliyiz. Bilmediğimiz bir hayat tarzını, bilmediğimiz bir inanç sistemini yaşamamız söz konusu olamaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-8236060137984259363?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/8236060137984259363/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/02/penguen-ve-dine-hakaret.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/8236060137984259363'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/8236060137984259363'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/02/penguen-ve-dine-hakaret.html' title='PENGUEN ve DİNE HAKARET'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-GTa6JLn_WMk/TVzqRFEHGdI/AAAAAAAAA9s/hVV8lwxpjZI/s72-c/penguen.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-7016979710167407894</id><published>2011-01-31T03:47:00.000-08:00</published><updated>2011-01-31T03:47:12.416-08:00</updated><title type='text'>EŞİM BENİ SEVMİYOR HOCAM</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TUagyCCA9ZI/AAAAAAAAA9g/11FhAG1PvJ4/s1600/karikoca.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="248" s5="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TUagyCCA9ZI/AAAAAAAAA9g/11FhAG1PvJ4/s320/karikoca.bmp" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Çok harika örnek gösterilecek derecede yaşanan evlilikler olduğu gibi, özlenen ve istenen seviyede yaşanamayan, eşlerin birbirlerini anlayıp kavrayamadığı evliliklerde yaşanmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen bir yazı okudum. Benim de bir benzerine bir erkeğin aynı minvalde sızlanmasına şahit olduğum bir olayın, Hatice Hantal isimli arkadaşım yazısında farklı olarak, kadın vaize ile bir bayan arasındaki olayından bahsetmiş. Çok hoşuma gitti. Bu yazımda da önce bahse konu bu olayı kendi cümlelerimle işlemeye, daha sonra da, üzerine bir şeyler söylemeye çalışacağım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın kocaya saygı sevgi duymaz. Koca dersen aynı şekilde ve belki de istediği ilgi ve alakayı bulamadığı için gözü dışarıda bir hayat yaşantısını tercih etmektedir. Ya da lalettayin ve biteviye evlilikler devam edip gidebilmektedir. Ya da evlilikler boşanmalarla son bulmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi böyle bir durumda yaşandığını tahmin ettiğimiz ve yazımızın başında okuduğumu ifade ettiğim olaydan bahsedeyim. Bayanlara yönelik bir vaaz ve sohbet anında, bir kadın camide vaize hanıma yaklaşarak:&lt;br /&gt;‘Hocam! Kocam beni sevmiyor. Bir şirinlik muskası yazıversen de, kocam beni sevse. Ya da bana bu konuda kimden yardım isteyeyim? Bana bir akıl versen’ der. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vaize hanım: ‘Bacım seni görür görmez, yani sen şu kapıdan içeri girer girmez; ‘Ne itici bir kadın’ diye düşündüm. Sana şirinlik muskası fayda etmez. Evliliğinizi ise hiç kurtaramaz. Önce senin kendine bir çeki düzen vermelisin. Kendine daha iyi bakmalısın. Yoksa senin sorununu muska falan çözemez. Muska senin şu görüntünü değiştiremez. Hem bilmez misin muska ve fal gibi şeyler dinimizde yasaklanmıştır, haramdır ve büyük günahlardandır’ der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın sinirlenir: ‘Sen ne diyorsun hocam ben bir şey anlamadım’ diye sorar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vaize hanım devam eder söze:&lt;br /&gt;‘Kendini değiştir diyorum. Kendine ve yaşantına çeki düzen ver diyorum. Hatta hemen önce şu üzerindeki elbiseden başla. Sarı, siyah, kırmızı renkte, itici bir elbise giymişsin. Üzerine de rast gele uygunsuz bir eşarp takmışsın. Karmakarışık tuhaf bir görüntün var. Alelade giyinmek yerine, saçma sapan giyinmek yerine, biraz daha özenli giyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana neyin nasıl yakışacağını iyi bilmelisin. Bilmiyorsan bilene danışmalısın. Saadet yerine göre sadeliktedir. Yerine göre uyumlu renklerle kendini göstermendedir. Öyle giyinmeli ve öyle davranmalısın ki, kocan sana baktığı zaman en güzel seni görmeli. Yanıma gelip oturdun ya; bana bile itici geldin. Sadece giyim ve görüntü sorunu olsa, bu yetmez gibi birde üzerine ter, yemek, soğan ve sarımsak kokusu gibi kokular sinmiş. Hayvanlara bakmışsın ve üzerine ineklerin dışkı kokusu sinmiş vaziyetteki kıyafetlerle buraya gelmişsin. Muhtemelen kocanın yanına da böyle yaklaşıyorsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birde ‘erkeğin kalbine giden yol mutfaktan geçer’ derler. Mutfağına ve hazırladığın yemeklere özen göstereceksin. Yemekleri zamanında yapacaksın. Aşırı israfa kaçmadan en güzel yemekleri hazırlayacaksın. Mutfağını zamanında temizleyeceksin. Kocana karşı nazik olacaksın. Sopa gibi dille her an ona her türlü cevabı yetiştirmeyeceksin’ demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın gözlerini kocaman bir şekilde açıp ‘hocam sen bana hakaret mi ediyorsun.’ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Hayır! Ben sana nasıl göründüğünü, nasıl koktuğunu ve nasıl hareket etmen gerektiğini söylemeye çalışıyorum. Dahası; konuşurken dişlerinin arasından yemek kırıntıları gözüküyor. Hatta yeşilsi ot gibi şeyler dişlerinin arasından görünüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak ablacığım yemek yediğin zaman mutlaka dişlerini fırçala. Ağız sağlığına ve beden temizliğine çok dikkat et. Sacını yıkarken şampuan kullan. Sabunla yıkan. İtici olmayan ve güzel kokan parfüm veya koku kullan. Hatta kullanacağın parfüm ya da kokuyu kocana seçtir ki, kendi hoşuna giden kokuyu seçmiş olsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev temizlik yapacağın zaman, hayvan vs bakacağın zaman, tarla-bahçe işi yapacağın zaman, hatta yemek yapacağın zaman kullandığın elbisen ayrı olsun. İşlerin bittiği zaman, imkânın varsa hemen bir duş al ve temiz elbiselerini giyin. Evde otursan bile temiz elbiselerini giyip öyle otur. Hiç olmazsa; kocan akşam eve geldiğinde, seni tertemiz görür. Ama eğer gündüz banyo yapamam vaktim olmaz diyorsan, yatmadan önce mutlaka bir duş al, üzerindeki ter ve yemek kokusundan kurtulursun, mis gibi sabun ve şampuan kokarsın. Boş ver nasıl olsa kalkınca yıkanacağım dersen, kocam beni beğenmiyor, kocam beni sevmiyor demeye hakkın olmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücudu tertemiz olan ve saçı düzgün taranmış ve çekici kokan bir bayanı hele ki beğenip Allahın emriyle ve kendi isteğiyle almışsa mutlaka sever. Ama bu dediğim gibi daha çok senin elinde’ …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın onaylama mahiyetinde kafa salladı ve şöyle demiş: &lt;br /&gt;‘İyi de hocam, bir sürü şey söyledin, hiç biri benim aklımda kalmadı ki… Önce ne yapacaktım?’ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vaize: ‘Ablacığım! Ben sana yarım saattir semizlikten bahsediyorum. Düzenli ve özenli giyinmekten bahsediyorum. Mutfağına ve bulaşığına dikkat etmenden bahsediyorum. Evinde düzenli ve tertipli olmandan bahsediyorum. Temizliğin önemini anlatıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temiz olacaksın!&lt;br /&gt;Temiz olacaksın!&lt;br /&gt;Temiz olacaksın!&lt;br /&gt;Kocana karşı güler yüzlü olacaksın! Düzenli olacaksın! Bakımlı olacaksın! &lt;br /&gt;Şimdi evine gidince önce dişlerini güzelce bir fırçala! &lt;br /&gt;Sabah, öğlen, akşam birer kaşık bal ye! &lt;br /&gt;Böylece öncelikle ağız kokundan bir kurtul! &lt;br /&gt;Yatağına yatmadan önce duş al!&lt;br /&gt;Böyle kötü kokan ve yatağa girerken, ya da kocasını karşılarken ne bulursa giyen bir bayanı, ne Allah sever, ne de kocası sever’ der. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi kadın üzülür ama niçin üzülürmüş bir daha kulak verelim:&lt;br /&gt;‘Hoca diyoruz, gelip akıl danışıyoruz. Söylediği laflara bak! &lt;br /&gt;Muska istiyoruz, dua istiyoruz… Nasihat alıyoruz…&lt;br /&gt;Yarım saat söz söyleyeceğine, üç beş dakikanı ayır da bir muska yazıversen, ya da bir dua ediverseydin ya!... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının başında, benimde aynı sızlanmaya bir erkek tarafında ‘karım beni sevmiyor, bana gerektiği gibi davranmıyor’ gibi şikâyetlerine tanıklığımı ifade etmiştim. Aynı durum kocalar içinde geçerlidir. Onlarda her türlü temizliğe ve eşlerine karşı aynı şekilde davranmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakıyoruz; kadın olsun, erkek olsun, düğüne veya pazara çıkarken en güzel elbiselerini giyerler. Süslenirler ve kokulanırlar. Komşuya giderken aynı şekilde özen gösterirler. Lakin asıl süslenip yanlarında bulunmaları gereken eşlerinin yanında sıradan bir şekilde giyinirler. Sıradan bir şekilde davranırlar. Sonra da karşılıklı ‘eşim beni sevmiyor’ şikâyet ve sızlanmalarına devam ederiz. Eşlerin birbirlerine karşı görev sorumlulukları unutulur. Birbirlerine karşı hak ve ödevleri unutulur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Durunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-7016979710167407894?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/7016979710167407894/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/01/esim-beni-sevmiyor-hocam.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/7016979710167407894'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/7016979710167407894'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/01/esim-beni-sevmiyor-hocam.html' title='EŞİM BENİ SEVMİYOR HOCAM'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TUagyCCA9ZI/AAAAAAAAA9g/11FhAG1PvJ4/s72-c/karikoca.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-3374602322787448418</id><published>2011-01-19T04:31:00.000-08:00</published><updated>2011-01-19T04:32:25.958-08:00</updated><title type='text'>BİR YÖNETİM NE ZAMAN ÇOKER?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TTbZZKEjrlI/AAAAAAAAA9Y/vEXaQoaCVfk/s1600/makammasasi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="244" n4="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TTbZZKEjrlI/AAAAAAAAA9Y/vEXaQoaCVfk/s320/makammasasi.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;Bir yönetim ne zaman çöker?&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Kanuni Sultan Süleyman, en yüksek duruma getirmiş olduğu devletin akıbetini merak eder. Günün birinde Osmanlı oğulları da inişe geçer, çökmeye yüz tutar mı? Diye derin derin düşünmeye başlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gibi soruları çoğu zaman süt kardeşi, meşhur alim Yahya Efendiye sorduğundan bunu da sormaya karar verdi. Güzel bir hat yazıyla yazdığı mektubu bilgisine ve engin ön görüsüne inandığı Yahya Efendiye gönderir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Sen ilahi sırlara vakıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanlı oğullarının akıbeti nasıl olur? Bir gün olurda izmihlale uğrar mı?’ şeklindeki mektubunu gönderir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel bir hat yazısıyla yazılmış mektubu okuyan Yahya Efendi’nin cevabı çok kısa, bir bakıma içinden çıkılmaz bir hal alır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Neme lazım be Sultanım!’ demiştir cevaben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topkapı sarayındaki makamında bu cevabı alan Kanuni Sultan Süleyman, bir mana veremez bu cevaba. Yahya Efendi bizim mektubumuzu önemsemiyor mu? Ciddiye alsa böyle kısa bir cevapla işi geçiştireceğini pek düşünemiyordu. Bu yüzden söylenmeye başlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Acaba bilmediğimiz bir mana mı vardır bu cevapta?’ der ve merak eder. Nihayet kalkar, Yahya Efendinin Beşiktaş’taki dergâhına gider… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Ağabey ne olur mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme, mektubu ve soruyu ciddiye al!’ der. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahya Efendi duraklar. Sonra şunları söyler önce: ‘ Sultanım mektubunuzu ciddiye almamak kabil mi? Ben sorunuzun üzerinde iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça yazıp arz emiştim’ der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine Kanuni Sultan Süleyman:&lt;br /&gt;‘İyi ama bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece ‘neme lazım be Sultanım!’ demişsiniz. Sanki beni böyle işlere karıştırma der gibi bir anlam çıkarıyorum.’ Dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahya Efendi bu cevaptan sonra şu akıl almaz açıklamasını yapar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Sultanım bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık alıp başını gitse, işitenler ve görenler de neme lazım deyip sussa ya da oradan uzaklaşsalar; sonra koyunları kurtlardan önce çobanlar yese, bunu bilenler söylemeyip sussa ve gizleseler; fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin, hak sahiplerinin feryadı göklere çıksa da bunu taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır. Halkın itimat, hürmet ve güveni sarsılır. Asayişe itaat ve kayırma hissi girer. Halkta yöneticilere ve kolluk kuvvetlerine güven ve hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlal de böylece mukadder hale gelir…’ der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları dinlerken ağlamaya başlayan koca sultan Kanuni Sultan Süleyman söyleneni başını sallayarak tasdik eder. Sonra da kendisini böyle ikaz eden bir âlime memleketinin sahip olduğu için Allah’a şükreder. Bu tür ikazlardan geri kalmaması için tembihte bulunarak oradan ayrılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mektup Topkapı sarayında bu gün sergilenmektedir. Cevabın içinde hayatın her dönemine, yönetimlerin ve yönetim erkini kullanan her makam için günümüze de ışık tutar her yönüyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetkililer haksızlık ve adaletsizlik edeni değil de bunu kendilerine bildirerek görevini yapan vatandaşın kimliğini araştırırsa, oturup makamında halkın huzuru ve hukukunu korumak için gereken önlemi almazsa, emir verdiği memur işini savsaklarsa, amirlik eden yönetici kanunsuzluğu herkesten önce kendi yaparsa, yolsuzluğu yapar, tüyü bitmedik yetimin hakkını kendisi yerse, işin özü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Koyunları kurtlardan önce çobanlar yerse’ bir başka ifadeyle ‘balık baştan kokarsa’ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işin hakkından nasıl geleceğiz. Bu toplumu, toplumun huzurunu, halkın hakkını ve hukukunu nasıl ve kime korutacağız. Hukuksuzluğu ve kanunsuzluğu önleyecek merci bulmak mesele olursa, hakkı çiğnenen halk kime gitsin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konu da çok şey yazılabilir. Ancak ‘anlayana sivrisinek, anlamayana davul zurna bile az’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin köyümüzün, ilçemizin, ilimizin ve top yekûn ülkemizin adalet ve huzur içinde kalkınmasını istiyorsak, bunları anlayıp uygulayacak makam ve mevkiler bulacağız. Ya da hep birlikte zulüm ve eziyetlerimizle, kimimizde sessiz kalmamızla Osmanlı İmparatorluğunun çöküşü gibi kendi sonumuzu hazırlayacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi soru şu hep birlikte yasaları uygulayıp, adaleti hâkim kılıp işlerimizi savsaklamadan, kötülük, zulüm, hırsızlık ve yolsuzlukları görmezden gelmeyip, çalışıp üreterek kalkınacak mıyız? Yoksa ‘böyle gelmiş böyle gider’ deyip görmezden gelmeye, boş ver ‘ben kötü olmayayım’ ya da ‘kanunlar delmek için vardır’ gibi garip söylemlerin arkasına sığınmaya devam mı edeceğiz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trafik ihlallerine, hak gasplarına, arazi çalmalarına göz yummaya, kapalı alanda sigara içerek içmeyenleri de zehirlemeye, yükselse müzik dinleyip komşuları rahatsız etmeye, düğünlerde magandalık etmeye ve tüm bunlarda köylerde muhtarlar ve azalar başı çekmeye, diğer yerlerde de malum yöneticiler ve idareciler başı çekmeye vs. devam mı edeceğiz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedik ya ‘Anlayana sivrisinek, anlamayana davul zurna az’dır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-3374602322787448418?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/3374602322787448418/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/01/bir-yonetim-ne-zaman-coker.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/3374602322787448418'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/3374602322787448418'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/01/bir-yonetim-ne-zaman-coker.html' title='BİR YÖNETİM NE ZAMAN ÇOKER?'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TTbZZKEjrlI/AAAAAAAAA9Y/vEXaQoaCVfk/s72-c/makammasasi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-3122990279143432316</id><published>2011-01-15T10:21:00.000-08:00</published><updated>2011-01-15T10:21:30.181-08:00</updated><title type='text'>SANMA YOLCUM! (Gülce-Üçtuğ)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TTHlhDFPqzI/AAAAAAAAA9I/iRCX4KXYaMc/s1600/yolcu.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="293" n4="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TTHlhDFPqzI/AAAAAAAAA9I/iRCX4KXYaMc/s320/yolcu.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beklenen gün çok yakındır, dönmesiz yoldur, akındır &lt;br /&gt;Nefsi emmâren sakındır, en güzel ahlak takındır &lt;br /&gt;Yaprağın düşmüş bakın dur, sanma yolcum! Sen değilsin &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün bu gündür al varından, rahmetin al tez arından, &lt;br /&gt;Endişen olsun yarından, kavrulur gönlün darından &lt;br /&gt;Canlarım çıkmış zarından, sanma yolcum! Sen değilsin &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolcuyuz biz yolsa tandır, ol bu dünyâ ders-i handır &lt;br /&gt;İblisin derdiyse kandır, gözyaşın aksın hemandır &lt;br /&gt;Ah gözüm haller yamandır, sanma yolcum! Sen değilsin &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beklenen hep hüsnü zandır, söz diyen sanmam ozandır, &lt;br /&gt;Tutmazım dersem hazandır, dû melek her şey yazandır, &lt;br /&gt;Kul ki nankördür, azandır, sanma yolcum! Sen değilsin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;F â i lâ tün / Fâ i lâ tün / Fâ i lâ tün / Fâ i lâ tün &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca &lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-3122990279143432316?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/3122990279143432316/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/01/sanma-yolcum-gulce-uctug.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/3122990279143432316'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/3122990279143432316'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/01/sanma-yolcum-gulce-uctug.html' title='SANMA YOLCUM! (Gülce-Üçtuğ)'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TTHlhDFPqzI/AAAAAAAAA9I/iRCX4KXYaMc/s72-c/yolcu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-7068389147514399341</id><published>2011-01-10T00:21:00.000-08:00</published><updated>2011-01-10T00:21:36.424-08:00</updated><title type='text'>SAĞLIK VE KUL HAKKI</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TSrBU8ya07I/AAAAAAAAA9A/bwuYLJktY4A/s1600/sigara.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" n4="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TSrBU8ya07I/AAAAAAAAA9A/bwuYLJktY4A/s320/sigara.jpg" width="295" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Hayatımızda sahip olduğumuz en önemli şey, en önemli sermaye; hayatımızdır. Sağlığımız ve canımız olmadan dünyanın bize sunduğu diğer nimetlerden faydalanmamıza olanak yoktur. Onun için öncelikle; bize emanet edilen bu bedeni ve onu yönlendiren canı en güzel şekilde korumalıyız. Sonra da boş ve zaman öldürücü işlerden uzak durmalıyız. Çünkü geçen günler ve ömrümüzün yaşanan kısmı geri gelmemektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebedi âlemde bize faydalı olan hayırlı işlerde yarışmalıyız. Zararlı ve günah işlerden uzak durmalıyız. Kul hakkına tecavüz etmemeliyiz. Kamu malına haksız yere sahip olmaya kalkmamalıyız. Çünkü onda tüyü bitmedik yetimin hakkı vardır. Garip gurabanın hakkı vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamu malı demişken şimdi şöyle devam edelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamu malına tecavüz ediyorsak, birileri para verip mal-mülk ve eşya satın alırken, biz çalıyorsak! Devletten çaldığımız hazine arazisini, rüşvet ile tapulatıyorsak! Bulunduğumuz makamı ve mevkiimizi kullanarak hakkımız olmayan şeyi ve yeri kendi üstümüze yaptırıyorsak! İşimizi kuzu keserek ve içki sofraları düzenleyerek hallediyorsak! Bunların hesabı verilecek, biliyor muyuz? Biliyoruz da işimize gelmez. Dünya hevesi ve nefislerimizin esiri olmuşuz değil mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine gücümüze ve malımıza güvenerek toplumun huzurunu bozuyorsak, toplumun havasını kirletiyorsak, suyunu kirletiyor ya da zehirliyorsak, merasını, otlağını, yetişmiş ormanını dikkatsizlik vs. çeşitli sebeplerle yakıyorsak. Belki senden korktukları için, belki bulunduğun görev ve mevkideki durumundan çekindikleri için, belki de şu laf anlamaz komşumla veya komşularımla kötü olmayayım, diye düşündükleri için çekip gidiyorlardır. Komşuların ses çıkaramıyorlardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalanın çaldığını gördüğümüz halde görmezden geliyoruzdur. Dövdüğünü gördüğümüz halde dövdü diyemiyoruzdur. Lakin peygamberimiz ‘Bir kötülük görürseniz onu elinizle, buna gücünüz yetmezse dilinizle düzeltin, buna da gücünüz yetmezse kalbinle buğz (bu durumdan hoşlanmadığınızı hissettirin) edin’ buyuruyor. Peki, bizler hangi kötülüğe karşı bunu yapıyoruz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim en önemsediğim ve yetkilileri polis, jandarma, kaymakam, vali, özellikle sivil memurları göreve çağırdığım konuya:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine peygamberimiz “Soğan, sarımsak yiyenler ağızlarının kokusu gitmedikçe camimize gelmesinler, evlerinde otursunlar” buyurmuştur. Çorap kokusuyla, soğan ve sarımsak kokusuyla gelmek ne kadar rahatsız edicidir. Melekler bile insanların eziyet çektiği kötü kokulardan etkilenirler. Buna hakkımız olmasa gerek. Sigara içmeyen birinin yanına, içen bir kişi dursa namazda nasıl rahatsız olur, onu içmeyene sormak gerek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En gelinmesi gereken yer olan camiye gelirken pis kokular yasaklandığı halde; dinimizin sosyal yaşama önem vermesine rağmen, böyle durumda peygamber efendimiz tiksindirici kokularla gelmeyin dediği kokulardan biri olan sigarayı toplumun istirahat yeri kahvelerde içiyoruz. Yemek ziyafeti veriyoruz, ziyafete gelenleri dumanımızla karşılıyoruz. İlla içeceksen dışarıda iç, kendine ediyorsun kötülük, diğer insanlara etmeye ne hakkın var. Keşke kendine de etmesen ama mademki illa içeceğim diyorsun. En azından komşularına saygın olsun da dışarıda iç. Lakin bunun için önce kendine saygın olmalı!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim hak hukuk meselesine:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçtiğimiz sigaranın dumanıyla topluma açık olan, ama kapalı yerleri dumanımızla dolduruyorsak, sigaramızın pis kokusunu içeriye sindiriyorsak, duvarları sapsarı hale getiriyorsak. Yapma arkadaşım, içme komşum dendiği halde, kapalı alanda sigara içmek yasak olduğu halde; zulme ve içmeyenlere eziyete devam ediyorsak. Sadece kendi keyfimizi düşünüyorsak, sanmayalım ki bu bizim yanımıza kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolluk kuvvetleri ve kanunları uygulayacak olan yetkililerde görevini yapmıyorsa. Şehrin göbeğinde adam polisin vs gözü önünde kanunsuzluğu yapıyorsa, görmezden geliniyorsa, sanmayalım ki bu bizim yanımıza kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jandarma köye kontrole gelip; şikâyet var, öyle geldik. Belki de; şikâyet bir üst makama yapılmış, gönderildik diyorsa, gerekeni yapmadan gidiyorsa, yakalasa bile görmezden geliyorsa, köy veya mahallin ileri gelenlerinin ricasıyla idare etme yoluna gidiyorsa, sanmayalım ki bu bizim yanımıza kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi evinin önünde hayvan pisliğine bir şey demeyelim. Kanalizasyon sistemi varken, o olmazsa; başka tedbirler almak varken, imkânsızlıklarla döşenen parke taşların üzerine hayvan pisliklerini akıtıyorsa, bu yollar hem de köyün en işlek yolları ise, gelen geçen herkes rahatsız oluyor, kontrole gelen memurlar cay ve yemek ikram edilip aman deyip geri gönderiliyorsa, sanmayalım ki bu bizim yanımıza kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki rahatsız olan halk ne yapacak. Herkes kendi hakkını kendi aramaya kalkarsa, ne olacak. İstenmeyen ve beklenmeyen şey olacak. Ya dövecek, ya dövülecek. Ya da komşularıyla kavga gürültü etmemek için ceketini alıp gidecek ve bütün hak hukuk işlerini mahşere bırakacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki; bu kötülük edenin yanına mı kalacak? Görevli olduğu halde görevini yapmayan ve hangi sebeple olursa olsun; bunlara göz yuman kolluk gücünün yanına mı kalacak? Hayır kalmayacak. Boynuzlu koyun boynuzsuz koyundan hakkını alacak. O gün geldiğinde hak sahibi ceketini alıp gitmeyecek. Hakkını gasp edeninde ceketini alıp gitmesine müsaade etmeyecek. Bu hakkın gasp edilmesine göz yuman kolluk kuvvetinin gitmesine de, bu hak gaspını dile getirmeyen din görevlisinin de gitmesine müsaade etmeyecek. İşte bu yüzden bir din görevlisi olarak bunu dile getiriyorum. Uyarılara rağmen haksızlığın olduğu yerde durmamayı, kendime ilke ediniyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden hakkımızı bilelim. Haddi aşmayalım. Başkalarının hürriyetine ve haklarına tecavüz noktasında bizim hakkımız biter. Müslüman için diğer insanların can, din, akıl, mal, ırz ve namus(yani nesil) korunmuştur. Onlara zarar noktasında bizim hürriyetlerimiz bitmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak Mehmet akif ERSOY şiiriyle son verelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZULMU ALKIŞLAYAMAM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; &lt;br /&gt;Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem. &lt;br /&gt;Biri ecdadıma saldırdı mı? hatta boğarım!... &lt;br /&gt;—Boğamazsın ki! &lt;br /&gt;—Hiçolmazsa yanımdan kovarım. &lt;br /&gt;Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam; &lt;br /&gt;Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam. &lt;br /&gt;Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale; &lt;br /&gt;Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale! &lt;br /&gt;Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum &lt;br /&gt;Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! &lt;br /&gt;Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim, &lt;br /&gt;Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim! &lt;br /&gt;’Adam aldırmada geç git’ diyemem, aldırırım. &lt;br /&gt;Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım! &lt;br /&gt;Zalimin hasmıyım amma, severim mazlumu... &lt;br /&gt;İrticanın şu sizin lehçede manası bu mu?&lt;br /&gt;.........................................Mehmet Akif Ersoy&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-7068389147514399341?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/7068389147514399341/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/01/saglik-ve-kul-hakki.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/7068389147514399341'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/7068389147514399341'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/01/saglik-ve-kul-hakki.html' title='SAĞLIK VE KUL HAKKI'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TSrBU8ya07I/AAAAAAAAA9A/bwuYLJktY4A/s72-c/sigara.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-63408633071190460</id><published>2011-01-08T06:46:00.000-08:00</published><updated>2011-01-08T06:46:11.434-08:00</updated><title type='text'>ŞİİR VE ŞAİRLERİN ŞİİRE BAKIŞI</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TSh4fauy1KI/AAAAAAAAA84/o4kUy8LLUm4/s1600/korlervefil.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="192" n4="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TSh4fauy1KI/AAAAAAAAA84/o4kUy8LLUm4/s320/korlervefil.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şairler şiiri farklı yaşar kslplerinde ve gonüllerinde. Zaten herkes aynı pencereden bakamaz. Ancak şiirin ortak bir dili vardır mutlaka. Eendim işte kafiye yapısı, hece yada vezin, içerdiği içerik ve onun akıcılığı gelir mesela benim aklıma. Şekilsel duruşu gelir sonra aklıma. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başkasına göre daha farklı olabilir. adam kelimeleri ve mısraları öyle sıradan dizmesine rağmen çok beğenilen bir şiir ortaya koyabilir. Hiç kafiye kullanmadan da yürekleri paralayan şiir yazabilir. Bu beceri ve şiire bakış acısıdır. Herkeste aynı bakış acısını ve beceriyi beklemek olanaksızdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimisi edebiyat eyitimi almıştır. Her şeyi mektebinde görmüştür.Kabiliyette vardır. Kimisi de bir usta şairin yanında yetişmiştir yıllarca ondan alabildiğini almıştır. bu belki bir 30-40 yıl devam etmiş ve şiirde pişmiştir. Kimisi de liseden gördüğü edebiyat dersi bilgisi kadar bilir şiiri ve edebiyatı. Kimisi de kendi çabalarıyla birazda yeteneği varsa duygularını dile getirmeye çalışır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama hangi şekilde olursa olsun herkesin farklı bir penceresi vardır, şiire ve edebiyata bakan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir i bir kardan adama benzetirsek; mesele burnu uzun olmuş, kömürü gözlerine fazla koymuşuz. vs. yada süpürgesi kardan adamdan büyük olmuş. gibi. detaylar olsa belki daha kolay olur yeniden ele almak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her bakış penceresi farklı şiire bilirsiniz. keşke bende değerli şair ve şairelerin hepsinin bakabildiği pencerelerden bakabilsem şiire ve edebiyata. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tıpkı birkaç âmâ'yı bir fil etrafında toplayıp, fili tarif ettirmeye benziyor biraz da. Her âmâ eliyle yoklayabildiği yeri tarif eder ya fili tarif ederken. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri hortum gibi birşey der mesla. diğeri kuyruk gibi bir şey der. vs vs. Şiir de ve edebiyatta filin tamamını gören, zaten gerçek şair oluyor sanırım. onlarda Yunus Emre, Karacoğlan, Mehmet akif, Arif Ninat Asya, Mevlana gibi değerli şahsiyetler oluyor işte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi burada soylemem gereken şey şudur: Şiirler yazıyoruz. yorumlar yapıyoruz. Daha güzel olabilirdi diyoruz. Tekrar ele almalısın diyoruz. Ama şurası soyle olsa, şu mısra da şu olmuş. Şiiirin ahengini bozmuş vs gibi yapıcı eleştiriler olsa şairler birbirine daha güzel yardımcı olur kanatindeyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden bende tekrar ele alırken nelere dikkat etmemiz konusunda, nerelerini düzeltmemiz konusunda bir fikre sahip olabilimş oluruz. Yapıcı bir eleştiri yapmayı düşünmüyorsak ta, bir cumleyle, kutlarım diyebilmeyiz diye düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gurubumuzda ve Özel mesajdan paylaşılan şiirlere yorum yapan, Yapma gayretinde olan, yapıcı yorumlarladestek olan, tüm şair ve okuyucu arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acizane kendi şiirlerime, şiir yazıyorum diye gönül eylediğim şiirlerimeyapılan tüm yorumlara ve yazan tüm arkadaşlarıma gönüldenteşekkür eder saygılar sunarım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca &lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-63408633071190460?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/63408633071190460/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/01/siir-ve-sairlerin-siire-bakisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/63408633071190460'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/63408633071190460'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2011/01/siir-ve-sairlerin-siire-bakisi.html' title='ŞİİR VE ŞAİRLERİN ŞİİRE BAKIŞI'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TSh4fauy1KI/AAAAAAAAA84/o4kUy8LLUm4/s72-c/korlervefil.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-6920259359444735757</id><published>2010-11-23T03:37:00.000-08:00</published><updated>2010-11-23T03:47:00.046-08:00</updated><title type='text'>BİR RÜYA GÖRDÜM HAYIR EYLE ALLAHIM!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TOunQesE2lI/AAAAAAAAA7c/50MWMeiNtTA/s1600/saray.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" ox="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TOunQesE2lI/AAAAAAAAA7c/50MWMeiNtTA/s400/saray.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahım sen her şeye kadirsin. yaratanda, yarattıklarını görüp gözetende sensin. Sınav eden de, dilersen sınavı kazanmamızı sağlayacak olan da sensin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize hata yaptıran iradeleri ve eksiğiyle fazlasıyla aklımızı bize veren de, bize bazı şeyleri unutturanda, hatırlatan da sensin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakup aleyhisselama diline kadar dert verip sonra sağlığa kavuşturanda sensin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyaya gelmemizi sağlayanda, oradan geri alacak olan da sensin. Orada bir takım bağlara bahçelere girmemizi, ve hatta gönüllere girmemizi sağlayanda sensin. Dünya da bize gerek hata, gerek yanlışlıkla ve gerek dikkatsizliğimiz sebebiyle, günah işlediğimizde bizi affedip bağışlayacak olanda sensin. Hatamızın bir şekilde farkına vardırıp o yanlışımızdan döndürecek olan da sensin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her nereye gireceksek, hangi topluma ve oluşuma dahil olacaksak bize hayırlı olanı nasip eyle. Sen buyuruyorsun ''sizin hayır bildiklerinizden şer, şer bildiklerinizden hayır çıkabilir'' diye... Allah'ım bize sonuçların her zaman en hayırlısını eyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne sebeble olursa olsun. İster dikkatsizliğimiz sebebiyle, ister unutkanlığımız sebeiyle olsun, ister nefsimize uyarak hataya düşmemiş sebebiyle olsun. Hatalarımızdan tövbe ettik, ediyoruz; bizleri affeyle Allah'ım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz kullar her ne şekilde olursa olsun, birbirimize karşı hata ettiğimizde, yanlış bir davranışa girdiğimizde hemen birbirimizin imiğine çullanırız. sen ki o kadar merhametlisin ki, beklersin. bekletirsin kiramen katibin meleklerini hatalarımızı hemen yazmamaları için. Dersin ki; belki döner pişman olur tövbe eder. Ben de o günahı defteri karalanmadan, pislenmeden affederim. onun için sevapları yazarken acele ettirisin de, gunahlar konusunda ettirmezsin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya rabbim sen ne kadar merhametlisin. &lt;br /&gt;Ya rabbim sen ne kadar merhametlisin.&lt;br /&gt;Ya rabbim sen ne kadar merhametlisin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya rabbim biz gunahkar kullarına merhamet eyle. Biz gunahkar kullarını affeyle. Bizleri hataya vesile olan unutkanlıklardan uzak eyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulunduğumuz her türlü mekan bize hayırlıysa orada daim eyle. Değilse bizi oradan da, oralardan da uzak eyle... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gece bir ruya gördüm. Hayır mı şer mi bilmiyorum. Allahım! Sen bana hayır eyle..&lt;br /&gt;Rüyamın içeriği şöyle: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçi güllerle, bin bir çeşit çiçeklerle dolu bir saray vardı rüyamda. Bende o sayarda bir askermişim. Baktım ki bir sofra da oturmuş ağalar ziyafete katılacaklar, bende katılayım dedim. Dahası bir yemek pişerken herkes birer kaşık tuz şeker katacaktı. Demesem iyi ya, bende bir kaşık katayım dedim. Hay demez olaydım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olmaz demelerini bekliyordum, olmaz diyecek oldular... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebeb sormaya fırsat kalmadan, benim evimin anahtarı diye cebimde taşıdığım onların sarayının anahtarıymış, meğer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç kişi vardı orada, özellikle de üç kişi&lt;br /&gt;İlk ikisi erkekti de, sonraki birisi dişi&lt;br /&gt;İlki de sonuncuyu da yüce rabbimdir yaratan &lt;br /&gt;Yine de canlar sağ olsun, bir anda ben kapı dışı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerine bu benim ki, bu sarayın ki diye yazmayı unutmuşmuyum mu ne? Bir üstelik. Ne işim vardı bilmem ki anahtarla diye, kendi kendime sayıklarken, bu nasıl olur, bunu nasıl cebime koymuşum diye sayıklarken. ruyadan uyandım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulluğu verende sen&lt;br /&gt;Rüya gösterende sen, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey ulular ulusu Allahım!&lt;br /&gt;Bu rüyamın sonucunu benim için hayır eyle Allahım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AMİİİİİN.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-6920259359444735757?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/6920259359444735757/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/11/bir-ruya-gordum-hayir-eyle-allahim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/6920259359444735757'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/6920259359444735757'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/11/bir-ruya-gordum-hayir-eyle-allahim.html' title='BİR RÜYA GÖRDÜM HAYIR EYLE ALLAHIM!'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TOunQesE2lI/AAAAAAAAA7c/50MWMeiNtTA/s72-c/saray.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-6678040696862379223</id><published>2010-11-10T12:29:00.000-08:00</published><updated>2010-11-10T13:10:12.510-08:00</updated><title type='text'>ATATÜRK' Ü MİNNETLE ANIYORUM VE ANLIYORUM</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TNr970dzduI/AAAAAAAAA7E/3jmZVXmOLG4/s1600/ataih.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="248" px="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TNr970dzduI/AAAAAAAAA7E/3jmZVXmOLG4/s320/ataih.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Büyük önder ataturk'ü Ölum yıl donumunde özlemle anıyorum.&amp;nbsp;Hic olmadığı kadar sahip cıkıldıgının mujdesini gönderiyorum. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ataturk'ü sevmek demek leylek gibi adını sayıklamak degil,marşlarla avunmak hiç degil, onun gosterdigi yolda çalışmak, üretmek, halka hizmet etmektir. Hakkın ve halkın yanında yer almak ve sorunlarını halının altına süpürmek demek değil, ivedilikle çözmek demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlkelerine sahip cıkmak gerek ama bu tek tip insan isteyip, dinsizlik demek degil. Allahı ve peygamberini bir kenara bırakmak demek degildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlü bir siyasetcini dediği gibi; &lt;br /&gt;'Sen kuran-ı bırak o ulvi bir deger', onu kaldır yukseğe ama konuşma da onu. Kimse Kuran Ve din bişey oldugunu hatırlamasın demek mi istiyor? Tabi anlamadım onu tam olarak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuranı görmezden gelip herkesi sadece lafta kuru kuruya bir dine zorlamak hiç degildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah bizi yaratmış ama Haşa; yaşamımıza karışamaz, ama biz diger insanların yaşamına istediğimiz gibi karışırız demek hiç değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevmediklerimizi düsman ilan edip hatta dövmek ve hatta öldürmek demek degil. suc varsa kanunlar onunde cezasını verip, sevgi ve hoş görüyle birlik içinde yaşamak demektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde ne demek atatür ü anlamak? Okuyalım şairimizi bakalım neymiş&amp;nbsp;bilelim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz beni halâ anlayamadınız . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve anlamayacaksınız çağlarca da... &lt;br /&gt;Hep tutturmuş "Yıl 1919, Mayıs'ın 19'u" diyorsunuz. &lt;br /&gt;Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övüyorsunuz . &lt;br /&gt;Mustafa Kemâl'i anlamak bu değil, &lt;br /&gt;Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırakın o altın yaprağı artık, &lt;br /&gt;bırakın rahat etsin anılarda şehitler. &lt;br /&gt;Siz bana, neler yaptınız ondan haber verin. &lt;br /&gt;Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin ? &lt;br /&gt;Mustafa Kemâl'i anlamak yerinde saymak değil. &lt;br /&gt;Mustafa Kemâl'in ülküsü, sadece söz değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana, muştular getirin bir daha, &lt;br /&gt;uygar uluslara eşit yeni buluşlardan.. &lt;br /&gt;Kuru söz değil, iş istiyorum sizden anladınız mı ? &lt;br /&gt;Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı ? &lt;br /&gt;Mustafa Kemâl'i anlamak avunmak değil, &lt;br /&gt;Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halâ, o, acıklı ağıtlar dudaklarınızda, &lt;br /&gt;halâ oturmuş, 10 Kasımlarda bana ağlıyorsunuz . &lt;br /&gt;Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın ! &lt;br /&gt;Uluslar, fethine çıkıyor, uzak dünyaların.. &lt;br /&gt;Mustafa Kemâl'i anlamak gözboyamak değil, &lt;br /&gt;Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız ; &lt;br /&gt;laboratuvarlarda sabahlayın, kahvelerde değil. &lt;br /&gt;Bilim ağartsın saçlarınızı.. Kitaplar.. &lt;br /&gt;Ancak, böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar... &lt;br /&gt;Mustafa Kemâl'i anlamak ağlamak değil, &lt;br /&gt;Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrasiyi getirmiştim size, özgürlüğü.. &lt;br /&gt;Görüyorum ki, halâ aynı yerdesiniz, hiç ilerlememiş, &lt;br /&gt;birbirinize düşmüşsünüz, halka eğilmek dururken. &lt;br /&gt;Hani köylerde ışık, hani bolluk, hani kaygısız gülen ? &lt;br /&gt;Mustafa Kemâl'i anlamak itişmek değil, &lt;br /&gt;Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla. &lt;br /&gt;Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklarla. &lt;br /&gt;Bu vatan, bu canım vatan, sizden çalışmak ister, &lt;br /&gt;paydos övünmeye, paydos avunmaya, yeter, yeter ! &lt;br /&gt;Mustafa Kemâl'i anlamak aldatmak değil, &lt;br /&gt;Mustafa Kemâl ülküsü, sadece söz değil...''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teşekkürler duygulara tercüman olduğun için Sayın Halim Yağcıoğlu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzgünüz degerli devlet adamı ve buyuk Ataturk'ümüzün ölüm yıl dönümü olması dolayısıyla. Ataturk'ü anlayan türk nesli olmamız temennisiyle tüm Turk ulusuyla üzüntümü paylaşıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkese selam ve sevgiler sunuyorum. &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;RUHUN ŞAD OLSUN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜM! &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Akbaslar Köyü / Dursunbey&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-6678040696862379223?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/6678040696862379223/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/11/ataturk-u-minnetle-aniyorum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/6678040696862379223'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/6678040696862379223'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/11/ataturk-u-minnetle-aniyorum.html' title='ATATÜRK&apos; Ü MİNNETLE ANIYORUM VE ANLIYORUM'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TNr970dzduI/AAAAAAAAA7E/3jmZVXmOLG4/s72-c/ataih.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-6321340898727559281</id><published>2010-06-29T04:55:00.001-07:00</published><updated>2010-06-29T08:20:00.969-07:00</updated><title type='text'>KONUŞARAK YÜRÜMEYEN PEYNİR GEMİSİ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TCnfLrXPM6I/AAAAAAAAA38/-6snGpDFieU/s1600/10.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ru="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TCnfLrXPM6I/AAAAAAAAA38/-6snGpDFieU/s320/10.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Efendim bölünüyormuşuz. Bölünme tehlikesiyle karşı karşıyaymışız. Harita çizmişler, bizi bölmek için, Türkiye'de kürt devleti kurmak için her şeyi yapıyorlarmış. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Taviz vermeyelim aman yüz verdikçe yüz daha isterler. Belki isterler ama sonuçta vatandaşa halklarını eşit dağıtmazsan, çeteden terörden korumazsan, koruyamazsan, fikrini söyleyeni hak diyenin başını koparmayı politika olarak görürsen, sorununu meselesini halının altına süpürürsen belki de isterler. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;İstanbul’daki ya da İzmir’deki Kürt, Laz, Çerkez vs huzur ve güvenliğin olmadığı, ekonomik şartların iyi olmadığı Kürt devleti kursan bile oraya döner mi? Yada bir başka soru Almanya da ve diğer Avrupa ülkelerinde çalışıp ekonomik şartları iyi olan insanlar Türkiye’ye döner mi? Huzur ve rahat, adam gibi yaşam nerdeyse orada yaşamak ister. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Yani bu iş harita çizmekle olmaz, bölünme bekleyenlerin oyunu bozuldu arkadaş. Bölünüyoruz diye bağırmakla bölünme olmaz hiç merak etmesin kimse. Hiçte böyle bir şey beklemesin. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Borun pazarı geçti. Artık yol Niğde yerine birlik ve beraberliğe gider, birileri ısrarla aksini söylemeye çalışsa da. Açılımdan geri adım ve olağan üstü hal istese de yol gider çoklukta birliğe, &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Yoklukta birliğe dönüş yok artık. Efendim duymuyor musun bilmem kim ayna vs neler söylüyor? &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Duyuyorum, duyuyoruz arkadaş hukuk devletinde yargı da var. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Konuşsun kim konuşacaksa konuşsun. Kimler neler konuştu bu ülke de. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Kimler neler hesap etti yapmak için bu ülke de. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Dilin kemiği yok nasıl olsa. Suç oluşunca adalet işler ben hiç merak etmiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Balkanlarda Osmanlıya yapılanları ya da orta doğuda Osmanlıya oynanan kalleşliklerden dem vuranlar var, o da ayrı bir muamma aslında. Şimdi Kürt halkına yapılan Türk’e oynanan oyun o zaman da onlarla oynanmış. Bildiğim kadarıyla.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Onlar oyun oynamış, oynuyor, hesaplar yapmış boşa çıkaramamışsak, doğru politikaları değil de bizi karıştırmak ve kötü emelleri olan başta İngilizlerin, Abd ve İsrail,… vs planları doğrultusunda davranmışız. Hala birileri bunu istiyor maalesef. Ezelim başlarını gafillerin demişiz. Demeye devam etmek istiyoruz. Dersek, dersen hala aynı oyunun gafletinde olursan, senden uzaklaşanları daha da uzaklaştırırsın. Kendine düşman edersin. Yargı görevini yapsın, silah alıp kurşun sıkana emniyet güçleri gereğini yapsın. Bırakın gitsinler, öyle böyle deyip göz yummasın. Birileri kötü emelleri için. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;600 yıl ya da en azından 500 yıl ülkene ve imparatorluğa sadık kalan balkanlar veya Araplar neden acaba ondan sonra sana düşman oldu. Neden kuyunu kazıp arkadan vurdu. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Rum diyarıyken Osmanlının adaletine sığınan memleketler ve evlatları neden onca zamandan sonra sana düşman olur. Onu düşünürsek. Niçin OHAL olmaması, niçin açılımdan geri adım atılmaması gerektiğini anlarız belki. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Ama gördüğüm kadarıyla dert bu değil, bazılarının derdi nemalarının kesiliyor olması, &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Vesayetlerin devam etmesi olduğu gayet açık şekilde görünüyor. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Selamlar canım kardeşlerim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Feyzullah Kırca&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-6321340898727559281?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/6321340898727559281/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/06/konusarak-yurumeyen-peynir-gemisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/6321340898727559281'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/6321340898727559281'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/06/konusarak-yurumeyen-peynir-gemisi.html' title='KONUŞARAK YÜRÜMEYEN PEYNİR GEMİSİ'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TCnfLrXPM6I/AAAAAAAAA38/-6snGpDFieU/s72-c/10.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-1306808075241783849</id><published>2010-06-20T03:08:00.000-07:00</published><updated>2010-06-20T05:02:46.564-07:00</updated><title type='text'>TERÖRE LANET, BOYUN EĞMEDEN DEVAM ET</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TB4DVVEvYEI/AAAAAAAAA3U/2U_VCLukyVU/s1600/1-turk-bayragi-resimleri.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TB4DVVEvYEI/AAAAAAAAA3U/2U_VCLukyVU/s320/1-turk-bayragi-resimleri.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NE İŞİN VAR FİLİSTİNDE &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce kendi ülkendeki terörü bitir,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEMİŞ BİRİSİ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendi terör zaten onun için oluyor bilmez misin?&lt;br /&gt;Zulme giden tekere çomak soktuğun içindir görmez misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işin başı Filistin de kuyruğu o gördüğün efendi, &lt;br /&gt;Siyon devleti için bilmez misin daha ne canlar ödendi &lt;br /&gt;Filistin bu işin ta kendi, bu meselenin ta kendi &lt;br /&gt;Otuz sene kırk sene bunun için domuza kaç, tazıya tut dendi &lt;br /&gt;Herkes bunları biliyor da bazılarının işine gelmiyor efendi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HÜKÜMETE VURARAK İSRAİL VE YANDAŞLARININ EKMEĞİNE YAĞ SÜRMEKTEN BAHSETMİŞ BİRİSİ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten onlar ortak çalışıyor ve bunu bilinçli yapıyor çoğu. &lt;br /&gt;Yoksa onlarda biliyor hiç bir iktidar kendi döneminde terör olsun istemez, kendi ayağına kurşun sıkmak istemez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AMA AKILLI İKTİDAR DA ONLARIN EKMEĞİNE YAĞ SÜRMEZ. &lt;br /&gt;ONLARIN İSTEDİĞİ OHAL, AÇILIMDAN GERİ ADIM, TÜRKİYENİN DEĞİL AMERİKA VE İSRAİLİN POLİTİKALARINI ÖNEMSEME GİBİ YANLIŞLARA DÜŞMEZ. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÜŞERSE ÖNCEKİLER GİBİ ÖNCE KENDİ DÜŞER. Bunu bilir. Elinden geldiği kadar önlemini alır. Gerekeni yapabildiği kadar yapar. Gerisini Allah a bırakır. dün terör 12 KİŞİYİ ALDI HUNHARCA, TRAFİK 35-40 KİŞİYİ ALDI AYNI GÜN. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KOL BÜKMELERE GÖZ YUMUP ONLARIN İSTEĞİNE BOYUN EĞERSEK ÜLKE OLARAK ÖLÜMÜN EŞİĞİNE GELMİŞ GİBİ OLURUZ. BİLİNÇ BU HAKİKAR BU.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İSRAİL GİBİ OLMAKTAN TAŞ ÜSTÜNDE TAŞ BIRAKMAMAKTAN DEM VURMUŞ BİRİSİ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz İsrail olamayız canım. &lt;br /&gt;Biz çocuk, yaşlı kadın ve sivil e kurşun sıkamayız canım. &lt;br /&gt;Bizim ecdadımız bize böyle göstermedi canım. &lt;br /&gt;Asırlardır ne şehitler verdik, savaş alnında bile yaralı düşman askerine ölümü göze alıp su verdik, yarasını sardık savaşa kaldığımız yerden devam dedik. Canım. &lt;br /&gt;biz İsrail gibi olursak ondan bir farkımız kalmaz. o zaman ortada hak ve haklılık diye bir şey kalmaz. Kan ve gözyaşı üzerine bina olmaz, hele devlet hiç olmaz. &lt;br /&gt;silahla bir yere girmek, almak belki kolaydır, ama orada kalmak zordur. &lt;br /&gt;bunu bilmeden yaşarsan işin zordur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şeyi unutuyoruz bunları yazarken aynı evden çıkan 5 6 evladın yarısının pkk adına, diğer yarısının da onlara karşı asker olup vatan korumaya çalışırken öldüğünü. Çocukların zorla dağa çıkarılıp kandırılıp kullanıldığını, üniversiteye okumaya giden çocuklarını anne babaların dağda bulduklarını &lt;br /&gt;unutuyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işin kökünde bin bir türlü hile ve oyunlarıyla kendi emellerine gençlerimizi alet eden İsrail ve içte ve dıştaki YANDAŞLARINI UNUTUYORUZ. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu biliyoruz ve devletimize de birliğimize de bir şey olmaması için her zaman kinden çok birlik, beraberlik, hoşgörü, eğitim diyoruz. Her zamankinden daha çok açılım, daha çok demokrasi ve Ergenekon vari yapılara son diyoruz. Herkesin yaptığının yanına kar kaldığı OHAL uygulamalarına asla diyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kanunlar çerçevesinde, istihbarat ağlarının etkili kullanıldığı bir mücadele istiyoruz. Yapamayan vali, kaymakam vs nasıl görevden alınıyorsa; teröre göz yuman, hatası olan, başarısız olan asker ve komutanda alınsın diyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11 eylül de kan gövdeyi götürürken 12 eylül de ne oldu da her yer sütliman oldu bunu hala bilmek istiyoruz. &lt;br /&gt;biz aslında biliyoruz artık çok iyi biliyoruz. Bu soruyu bilerek soruyoruz.&lt;br /&gt;Avrupa birliği vs ire hiç olmadığı kadar umurumuzda değil ülke olarak, &lt;br /&gt;halkın huzuru ve yaşam standardı için yapılan yapılıyor bunu görüyoruz. &lt;br /&gt;haklar verilir kanunsuzluklar için mücadele sürer, sürecek. Birilerinin işine gelmese de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AL SANA AÇILIM DEMİŞ BİRİSİ; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açılım dünkü mesele sanki 30 -40 bin şehit vermedik ondan önce. &lt;br /&gt;Özal geldi İsrail politikalarından çıkacak oldu terör, &lt;br /&gt;Tansu çiller gelir biraz ne nasıl diyecek olur terör &lt;br /&gt;menderes gelmiştir sonunda başı gitmiştir. &lt;br /&gt;Şimdi yine siz ne yapıyorsunuz denmiştir İsrail’e, içteki yandaşlarına yine terör. Sanki açılım denmeseydi terör olmuyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapmayın arkadaşlar yapmayın, birilerini sevmemeye hakımız vardır. &lt;br /&gt;Rakip görmeye de hakkımız vardır. &lt;br /&gt;Terörden medet umarak, vs vs değil. Hakça kurallar içinde kalarak. Gerçekleri görerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİRİSİ DE ŞİİR YAZMIŞ VE;&lt;br /&gt;‘Biz İsterSek AteŞi KüL DikeNi GüL GeCeyi Gün £deRiz. &lt;br /&gt;Biz İsteRSek, BaŞı BeDendeN KaLßi YeRindeN AgaCı KöküNden SökeRiz. &lt;br /&gt;Biz İsterSek, MeSkeni ALem ALemi KraL KraLı SoytaRı £deRiz. &lt;br /&gt;Biz İsterSek, Zamanı ALır GüneŞi BatıRıR KıyaMeti KoPaRıR GideRiz…...Biz kimmiyiz 100 lerce asır dünyay...a hükmetmiş ecdadın TORUNLARIYIZ! ! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nê MutLu Türküm Diyene!’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEMİŞ ANTOLOJİ DE BİRİSİ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türkün işi kıyamet koparmak değil sevgi ve hoşgörüyle herkesi kuşatmak, &lt;br /&gt;koruyup kollamak kimsesizi garibi gurabayı, zulümden zalimleri kurtarmak &lt;br /&gt;baş kaldıranı, zorba olanı teslim oluncaya kadar yaşlı, sivil, kadın, çoluk çocuk ayrımı yaparak kurşun sıkmayana dokunmamaktır. &lt;br /&gt;sıkana da dünyayı zindan etmektir türkün işi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;selam ve sevgiler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-1306808075241783849?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/1306808075241783849/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/06/terore-lanet-boyun-egmeden-devam-et.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/1306808075241783849'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/1306808075241783849'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/06/terore-lanet-boyun-egmeden-devam-et.html' title='TERÖRE LANET, BOYUN EĞMEDEN DEVAM ET'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/TB4DVVEvYEI/AAAAAAAAA3U/2U_VCLukyVU/s72-c/1-turk-bayragi-resimleri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-4132646087809832766</id><published>2010-03-16T14:11:00.000-07:00</published><updated>2010-03-16T14:11:28.970-07:00</updated><title type='text'>GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -20</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S5_z7wZD3vI/AAAAAAAAAts/vajt_2iPo1M/s1600-h/dini4oy6.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S5_z7wZD3vI/AAAAAAAAAts/vajt_2iPo1M/s320/dini4oy6.jpg" vt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Rahmet yağmurlarını yağdırmayı istemeyi hatırlatırsın eni düşündükçe gönlümüze, ilahi aşk ateşini yeniden alevlendirirsin mühürlü kalplerimizde, seninle yeşile ve beyaza bir özlem doğar yeniden sinelerimizde. Rahmete bir özlem doğar, kararan kalplerimizde, seninle yeniden. İnsanlığı kurtuluşa çağıran tebessüm ve güler yüzle, nefret ettirmeyip sevdirerek anlatan eşsiz anlatımınla berraklaşan kalplerden bir bir sökülür mühürler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen ey gül yüzlü sevgili. Gönlümün saraylarına sığdıramadığım, gönül dalımdan koparmaktan korktuğum, yaratanımın ufukların hayal tehayyülünden uzak olan kocaman deryalarında; şu küçücük kalbimin içinde sevgini taşıyacak kadar manevi aşka sahiptir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asr-ı saadet döneminde yaşayan ve sana kayıtsız şartsız uyan sahabeden değilim, kokladığın güllerden soluduğun havadan, yediğin mübarek hurmalardan, bebekliğinde içtiğin sütten değilim, bindiğin develerden hiç değilim, avuçladığın çöldeki kumlardan dahi değilim. Ümmetim dediğin insanlardan ve kardeşim dediğin kardeşlerden olmaktır tek hedefim. Sünneti seniyyene uymak isteyen, kevserin başında seninle birlikte olup, yüzü ak ve gönlü pak olan kullardan olmak isteyenim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzü ay gibi parlayan gül yüzlü sultanım; sana kurban benlik, sana hayran bu boynu bükük benlik. Varlığın nurdur, sözün Kur’andır. Seninle var olduğunun bilincine erdi yolunu şaşıran insanlık. Minicik bir kuzunun annesini bulduğundaki sevinci gibi sevindi seninle müşerref olan insanlık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin gösterdiğin şekilde bakarız biz afaklara. Şimdilik bize saklı ve sadece bize bildirdiğin kadar bildiğimiz hedeflere senin anlattığın gibi bakarız ve idrak ederiz ulaşılası hedefimizi. Vuslat günü, Mevlana’nın tabiri ile düğün günü olarak bakarız biz kafirlerin son oluş diye baktığı ölüm anına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun için uyandırma telaşındayız pas tutan yanlarımızı, kötülük ve malayani ile kirlenen gönüllerimizi. Nefsi emarem ve şeytanı aleyhi la’ne kanatlarımızı kırıp senin yolundan gelmemize engel olmak ister. Gül yüzlü sevgili sar kanayan kanatlarımızı, yaralarımıza merhem ol. Tut yüreklerimizin ellerinden ki; biz bizdeki bizleri görebilelim. Senin bizi sevdiğini hissedebilelim. Senin vuslatın uğruna yollar aşan Abdulkadir Geylani olabilelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir olmaya, kul olmaya senin peşinden senin gibi koşamasak da, uçamasak da, yol almaya devam edebilelim. Sendeleyerek de olsa, sürünerek de olsa, senin izinde ve senin yolunda yollanmaya devam edebilelim. Dallarımızı kırmaya, iman ve ibadet çiçeklerimizi kopartmaya kimselerin gücü yetmesin. Bizi arşı alanın gölgesine giden yoldan kimse geri döndüremesin, medet ey gül yüzlü sultanım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bugün beden kafesinde olmuşum, aldatan ve fani heveslerin peşine gark olmuşum. Günah batağında seni unutmuşluğumda kaybolmuşum. Can o güzel yüzüne vurgun neyleyeyim gül yüzlü sevgili. Gönül ve kulak tatlı dilinden dökülen tatlı sözüne tutkun neyleyeyim? Varlığın ayıbından kurtarırsa beni inan yoksulluğun kölesi olurum senin elindekini muhtaçlara dağıtıp aç yattığın gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim artık seni de bildim, senin tebliğlerinle rabbimi de bildim, bilgiden yana bir eksiğim yok. Canımda gönlümde sır incileriyle doldu derken, şu dünyanın sırrına ermişim az çok derken, bilgiden yana bir eksiğim yok derken, aklım geldi başıma birde baktım ömür geçip giderken, hiçbir şey bildiğim yokmuş meğersem. Yardım eyle, şefaat eyle biz ümmetine gül yüzlü sevgili. Ümmetim de bize hak etmesek de gül yüzlü sevgili sultanım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-4132646087809832766?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/4132646087809832766/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/03/gul-yuzlu-sevgiliye-20.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/4132646087809832766'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/4132646087809832766'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/03/gul-yuzlu-sevgiliye-20.html' title='GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -20'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S5_z7wZD3vI/AAAAAAAAAts/vajt_2iPo1M/s72-c/dini4oy6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-453805845260558108</id><published>2010-03-16T14:09:00.000-07:00</published><updated>2010-03-16T14:09:49.963-07:00</updated><title type='text'>GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -19</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S5_zfYLbCrI/AAAAAAAAAtk/GNv_HPNWnbI/s1600-h/moh19vxsp3.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="279" src="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S5_zfYLbCrI/AAAAAAAAAtk/GNv_HPNWnbI/s320/moh19vxsp3.gif" vt="true" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönül penceremizi açamadık tam olarak senin ufkunda, gönül aynamızda kendimiz ve kibrimiz var, onu aşıp yol alamadık senin peşinde. Halbuki biliriz eşin ve benzerin yok insanlık alemin de. Kin ve nefret yok senin sevgi ve şefkat dolu, hoşgörü ve affedicilik kaplı yüreğinde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişilere, duruma, yere ve zamana göre değil; her yerde ve her zaman doğruluk ve dürüstlük üzere olun dersin. Bu emir ve tavsiyelerine uyanları, doğru ve dürüst olanları, hakkı ve hukuku savunanları kovuyorlar dokuz köyden. Tıpkı seni öz yurdun, öz vatanın ve öz ilin Mekke’den kovdukları gibi gül yüzlü sevgili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balıkları değil Halık’ı düşünerek doğruluktan ve doğruları söylemekten asla çekinmedi ve vazgeçmedin. Hayatın boyunca herkesin yardımına koşmuş, her şeyini insanlarla paylaşmış, isteyene istediğini vermiş ve hiç kimseye yüz çevirmemiş bir peygambersin. Dini terbiyeden ve kuran ahlakından aldığın ahlaki olgunluk ve şuur ile bize örnek oldun. Bizi de örnek olduğun İslam dini ve kuran ahlakıyla müşerref kıldın. Her acılı günümüzde birlik olmayı, acıları ve kederleri paylaşmayı, yaraları sarmayı başararak bu alanda bize eşsiz örnekler verdin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurumuş gönüllerde gül açtıran gül yüzlü sevgili. Bilal Habeşi’ye kızgın çöllerde kızgın kumlara yatırılıp büyük taşlara göğüs gerdiren imanı öğreten gül yüzlü sevgili. Gönlünden çıkan nura bütün gönülleri tavaf ettiren Allah’ın kutlu elçisi! İki yönlü bir hayatın bir bilinmezden öte, yüce Rabbimize gittiğimizi nakşettin kalplerimize ve gönüllerimize. Bilirim biz görmezden gelsek de; bize ilahi hakikati hatırlatır her şey. Biz görmezlikten gelsek de; hayatın bir köşesinde, her anında bir uyarıcı ve bir hatırlatıcı hep vardır olmuştur ve olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinmezde değildir hakikat ve ilahi gerçekler artık hele de sen gelip bize tebliğ ettikten sonra Allahtan aldıklarını. Kokusunu alamayacağımız kadar uzak olsa da, hayal edemeyeceğimiz kadar yakındır bize ölüm denen gerçek. Belki bir yağmur damlası yere düşemeden, belki dimağımızdaki hayal yontusunu bitiremeden, yüreği yaralı bir kuşun feryadını dindiremeden kopup geleceğiz belki hayattan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu derken endişeli ve tasalıyız ümit var olsak ta, unuturuz çoğu zaman umut eden en derindeki mutena yeri. Aslında biliriz sen söyledin dibine kadar günah batağına saplansak ta, af ve mağfiret ümidiyle yalvarmalı yüce yaratana. Sen bize dost oldun, bizi görmeden ta 1400 yıl öncesinden. Paylaştın sevgini, yolladın yüreğini ve ümmetim diye diye vuslata erdin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gül yüzlü sevgili sultanım! Hissettik ve duyduk dostluğunu, sevdiğimizi söyledik seni. Dost olduğumuzu söyledik bizde sana. Dostluk denen mefhum; tek bir ruhun iki ayrı bedende dirilmesi ya da iki ayrı kişinin tek bir bedende atar gibi atmasıdır kalplerin. Karşılığı olmadan verilir mi hiç sevgi? Ama bizim seni, senin sevgine layık olup olamayacağımızı düşünmeden verdin tüm ümmetine sevgini. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gül yüzlü sevgili sultanım eder misin hak etmesek de bize en muhtaç olduğumuz kıyamet günü hesap anında şefaatini. Rabbimin rızasını ve senin şefaatini hak edemezsem; karınca olup keşke senin mübarek ravzan ve Kabe-i Mükerreme’yi ziyaret etmek için yolda ölebilseydim derim. Köstebek olup yerin altındaki her yerde seni arar olsaydım derim. Sorumluluğu olmayan bir göçmen kuş olup diyar diyar ararken, nefesimi verebilseydim derim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama son pişmanlık fayda etmez ki, bilirim gül yüzlü sevgili. Boşa geçen zaman geri gelmez ki, kaybedilmiş imtihanın tekrarı olmaz ki. Dünya için ahret alınır belki, ahret için dünya alınmaz ki gül yüzlü sevgili. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-453805845260558108?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/453805845260558108/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/03/gul-yuzlu-sevgiliye-19.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/453805845260558108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/453805845260558108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/03/gul-yuzlu-sevgiliye-19.html' title='GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -19'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S5_zfYLbCrI/AAAAAAAAAtk/GNv_HPNWnbI/s72-c/moh19vxsp3.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-465879227323802078</id><published>2010-02-11T11:16:00.000-08:00</published><updated>2010-02-11T11:16:43.628-08:00</updated><title type='text'>GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -18</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S3RXc3wjTXI/AAAAAAAAAkE/Qe4bnqil7Wg/s1600-h/guldekabe.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S3RXc3wjTXI/AAAAAAAAAkE/Qe4bnqil7Wg/s320/guldekabe.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Adaletin en büyük temsilcisi, sevgi ve hoşgörü serveri, edep ve tevazu sahibi, fazilet ve kerem sahibi önderim. Sen yaratılanların en şereflisiyken, yaratılanların en alçak gönüllüsü olan Allahın kutlu elçisi önderim. Aslında her şey çok açık ama biz göremiyoruz. Hep edilmiş iman, hep tehir edilmiş ibadetlerimiz, borç batağındayız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Din fakiri ulemalarız biz, okuma ve yazma diye derdimiz yok bizim. Zaten biz doğuştan her şeyi biliyoruz, biz ilim ve tasavvuf konusun da yıllarını vermiş alimlere bile ders ve fetva verecek düzeyde alim ve bilgili görürüz kendimizi. Cehalet beynimizde ur olmuş. Gazete, kitap ve bulsak imzamızı atarız biz üzerine, ne gerek var okumaya. Alim görsek bırak saygıyı ve sevgiyi, hemen taşlarız. Taşlayamazsak bir güzel sözlerimizle haşlarız. Orta da hiçbir şey yokken, biz senin geçmişini biliriz deyip susturmaya ve hatalarımızı örtbas etmeye çalışırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşündüm dün gece, önceki gece, gecelerde ve gündüzlerde; acep ansızın çıkıp gelsen hazır mıyız seni evlerimizde misafir etmeye. Görsen yaşantımızı kabul eder misin bizi ümmetliğine. Okuduğumuz gazeteleri, seyrettiğimiz dizileri görsen, konuştuğumuz muhabbetleri dinlesen gelsen bile kalır mısın evlerimizde. Bizim evlerimizde senin ahlakının binde biri belki de ancak yaşanıyor, en iyi yaşanan evde olduğunu görsen kabül eder misin bizi ümmetliğine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevda hoşgörü ve ikliminin en güzel mevsimini, en azılı düşmanlarını bile af edebilmenin insanlık dolu örneğini yaşarak örnek olan, hasretinle ve özleminle yanıp tutuşmakta olduğum gül yüzlü sevili. Anlatamam çaresizliğimi. Çaresizliğimizi, bulamayacağız belki de ertelenmiş amellerimizi icra edemeyeceğiz. Hatalarımızdan geri dönüp, af dileme, Allah’ın ve senin emirlerini yaşama imkanı ve zamanı bulamayacağız belki. Bize dua eyle de saadete erelim. Hidayete gelelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen her zaman düşüncelere gark olan sevgili peygamberim. Sen Peygamber iken, Allahın en sevgili kuluyken, sabahlara kadar namaz kılan ve Rabbine dua eden peygamberim, her şeyden gafil, hafta da bir Cuma namazı kılmakla Müslüman olduğunu düşünen bizleri ümmetliğine kabül eder misin? Daima hüzün içinde geçen ömrüne nispet, sevk sefa içinde yaşayan bizlere; bir defa bile kahkaha ile gülmeyip sadece tebessüm ve güler yüz gösteren gül yüzüne nispet, kocaman ağızlarımızı sonuna kadar açıp katıla katıla gülen bizlere de şefaat eder misin? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günah kar gözlerimi yumsam, hülyana dalsam tebessüm eden yüzünle bana tebessüm eder misin? Küçük ölüm olan uykuya dalıp rüyana yatsam, rüyama gelip merhaba ümmetim deyip, selam sana ya Muhammed Mustafa peygamberim, selam ev halkına ve sahabe-i kiram hazretlerine desem, selamımı alır mısın? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize bizden daha çok değer verip, bizden daha çok merhamet eden gül yüzlü sevgili sultanım. Ümmetim girmeyince cennete girmem dediğini bildiğimiz gül yüzlü sevgili sultanım. Biz sana ümmet olmaya layık olmasak ta, bizleri ümmetliğine kabul eyle, bize şefaat eyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü /Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-465879227323802078?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/465879227323802078/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/02/gul-yuzlu-sevgiliye-18.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/465879227323802078'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/465879227323802078'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/02/gul-yuzlu-sevgiliye-18.html' title='GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -18'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S3RXc3wjTXI/AAAAAAAAAkE/Qe4bnqil7Wg/s72-c/guldekabe.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-1995192033589254146</id><published>2010-02-11T11:10:00.000-08:00</published><updated>2010-02-11T11:10:27.516-08:00</updated><title type='text'>HAMALIN HİKAYESİ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S3RWFY3qY-I/AAAAAAAAAj8/Et3M7uhHw8Q/s1600-h/1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S3RWFY3qY-I/AAAAAAAAAj8/Et3M7uhHw8Q/s320/1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Zengin bir adam şu mal ve dünyalık heveslerin peşinde koşanlara bir ders vereyim demiş olmalı ki. Bir gün ikindi sonrasında cenaze namazı kılınmakta olan bir cenazenin başında, bu mevta ile kabirde bir gece sabaha kadar kim kalırsa malımın üçte birini vereceğim demiş. Buna teklifi kabul etmeye kimse cesaret edememiş. Orada ki cemaatin arasından bir hamal korksa da baya bir yüklü mal veya para vadiadini duyunca ben dururum demiş. Dünyalık mal sevdasına bunu kabul etmiş. Noter çağırıp kayıt altına almışlar malımın üçte biri olan şu kadar malı vereceğim diye imzalamış adam şartnameyi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra cenazeyle birlikte hamalı da gömmüşler cenazenin yanına, tabi havalandırma için gerekli tedbiri de almışlar. Münker-Nekir melekleri gelmişler sorgu için. Demişler ölü zaten bizim. O bir yere gidemez. Biz önce canlıdan başlayalım sorguya demişler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlamışlar sorguya; sen kimsin, dinin ne, kitabın, peygamberin, kıblen neresi derken; sen ne iş yaparsın demişler. Demiş hamal, hamallık yaparım. Malının şükrünü eda ettin mi? demişler. Malım yok tu ki; demiş. Ben insanların taşınacak mallarını taşıyarak, akşama kadar çalışıp sabaha kadar yiyorduk. Neyle taşıyordun o malları demişler. Urganım vardı o urganla taşıyordum demiş hamal. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyle ve nerden aldın o urganı diye esas sorgu başlamış ve sabaha kadar devam etmiş. Urganın hesabını verinceye kadar sabah olmuş. Sabah komşular gelmişler ve mezarı açmışlar. Hamal mezardan çıktığı gibi son surat kaçmaya başlamış. Ya gel nereye gidiyorsun söz verdiğimiz üzere vaat ettiğimiz malı vereceğiz demişler. Hamal yok demiş, yok istemem. Ben sabaha kadar bir urganın hesabını veremedim. Sizin o bana vereceğiniz malın hesabını hiç veremem demiş kaçmaya devam etmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazandığımız malın zekat’ını, öşür’ünü vermiyoruz. Fakirler bizimle mi kazandı diyoruz. Borcumuz olduğunda hiç ödemeyi düşünmüyoruz. Alacağını isteyince, alacaklıya kızıyoruz. Alacağımız olduğu zaman yakasına yapışıyoruz ama. Bu da yetmiyor, gasp ediyoruz gücümüz yeten adamın malını. Bu da yetmiyor, çalıyoruz diğer insanların paralarını ve mallarını. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu unutmayın sevgili kardeşim. Allah günahları affederim bana dua edin, benden af dileyin buyurur. Doğrudur ama birde kul hakkı ile bana gelmeyin. Kul kendi hakkını helal etmedikçe ben bir şey yapamam buyuruyor. Kul hakkı kula ödenecek. Hakkı gasp edilen ve üzerinizde hakkı olan kişilerden helallik alınacak. Sonra Allahtan af ve bağışlanma dilenecek. Tamam, Allah rahim ve rahmandır. Dua edip, af dileyip kendimizi ve günahlarımızı belki affettirebileceğiz. Ya kul, ya kul affeder mi hakkını, hakkın bize en çok lazım olduğu yerde? Kula yaptığımız saygısızlıkları yapma deyip durduğu halde yaparsak affeder mi? Hiç zannetmiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele bu hak kamu hakkı ise vergi kaçağı, arazi gasp etme, elektrik parasını ödemeyip topluma ödetme, kaçak elektrik kullanma, vs. gibi. Acaba hak sahipleri haklarını helal eder mi? Tüyü bitmedik yetimleri nerde bulup helalleşeceksin. Hangi biriyle helalleşeceksin. Allah üzerimizde Kul hakkı olmadan ve mümin olarak öbür aleme iltihak etmeyi cümlemize nasip eylesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-1995192033589254146?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/1995192033589254146/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/02/hamalin-hikayesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/1995192033589254146'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/1995192033589254146'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/02/hamalin-hikayesi.html' title='HAMALIN HİKAYESİ'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S3RWFY3qY-I/AAAAAAAAAj8/Et3M7uhHw8Q/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-2745734503302770401</id><published>2010-02-08T14:32:00.000-08:00</published><updated>2010-02-08T14:32:51.347-08:00</updated><title type='text'>GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -17</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S3CQ14M-3AI/AAAAAAAAAhk/FTEYvn7OOck/s1600-h/822614_o_5483.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" kt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S3CQ14M-3AI/AAAAAAAAAhk/FTEYvn7OOck/s400/822614_o_5483.jpg" width="279" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Ey adı güzel kendi güzel gül yüzlü sevgili. Yanında bir toz zerresi kadar olamadığımız, yolu güzel, kendi güzel Nur yüzlü sevgili. Gözlerinde cenneti saklayan, ayak değdirdiğin yerler cennet ve gül kokan sevgili nebiyi muhterem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaratanın en güzel eseri, sen doğmayacak olsaydın alemleri yaratmazdım dediği, var oluşunun şerefine bütün bir alemi hediye ettiği, Allahın Habib-i Kibriya’sı ve kainatın gözbebeği. Tekmil meleklerin gıbta ile baktığı halk edilenlerin en hayırlısı. Sana salat ve selam olsun ey iki cihan güneşi. Senden şefaat dilenenlerin en sefiliyim ben. Belki de işini yapan küçücük karıncalar kadar bile hak etmiyorum şefaatini, yine de umuyorum. Bana da şefaat eder misin ey gül yüzlü sevgili sultanım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kocaman engin çölleri cennete çeviren, ağlayan devenin gözyaşlarını silen, Muhterem Nebi! Senin zamanında yaşasaydım da küçücük bir çocuk gibi tutsaydım elinden. Otursaydım önüne de sahabe gibi dinleseydim, dinleyebilseydim o tatlı sözlerinle yaptığın tebliğlerinden. Kendi aleyhine bile olsa, ucunda ölüm kapıda bile olsa asla yalan söylemeyen dilinden, duyabilseydim bir kez olsun ben aciz ve biçare kula da ümmetim dediğini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözünü sevdiğim, rabbine yönelen özününü sevdiğim, yılanı deliğinden çıkarırcasına tatlı ve dosdoğru sözünü sevdiğim. Kevser havuzunun başında senin ile bulunup, o mübarek cennet suyundan bir yudum içebilecek miyim? Ya da o Kevser suyundan başıma bir damla su damlar mı acaba. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben hiç fark etmiyor da olsam, daha dün gibi doğdum diye hatırlar olsam da, ömrüm tükenmekte ve saçlarıma ak düşer olmuş, belki ölüm ensemde, kalbim ve gönlüm bunlar boş ve geçici heves dese de, gözüm hala aldatıcı ve fani dünyanın nimetlerine kavuşmak arzusundadır. Oysa bilirim son surat koşmalıyım o erişilmez aşka. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedenim parçalanmış, her bir yerimde sorun, midem de yara, burunda yara, gözlerimin feri sönmüş bakarım odaklanmış cam parçalara. Dile kolay yirmi sene içmişim leş kokar ve nefes darlığından başlayıp, kansere kadar götüren sigara. Vuslata erme sevdamı kurtaramadım, sen yol göster yabancı gölgelerden götür beni uzaklara gül yüzlü sevgili sultanım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani kardelen çiçeği karda açar da göğe doğru uzanır ya kendince, bende günah kar yüreğimle senin peşinden rabbime doğru uzanmak istiyorum. Zemheri de soğukta üşüyen beden misali, günahların altında ezilen ruhum der ki kardelen çiçeği kadar cesaretin olsun da günahlardan kurtul ve tövbe et. Kış gününde ayazda kalır gibi günahların arasın kalma, bir an önce kurtul onlardan der ruhu. Kör şeytan ve nefis belası bırakmıyor ya Rasulallah tut elimden ve kurtar beni bu nefis belasından. Vuslatın ucu ölüm olsa da, hasret ve özlem çekmekte zor gül yüzlü sevgili. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben yolumu çoktan seçtim. Günah kar da olsam, hatalarla dolu da olsa hayatım benim yolum senin yolun. Sensin benim tek önderim. Sensin benim tek yol göstericim. Varsın birileri senden kaçmak ve seni bize unutturmak için başka ve sahte önderler arasın. Selam sana nebilerin en yücesi. Selam sana insanlığın yol göstericisi. Selam sana cennet bahçelerinin en değerli incisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar köyü / Dursunbey&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S3CRC9UcieI/AAAAAAAAAhs/AO45OV9f_WI/s1600-h/feyzullah-kirca-imza-(13).jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="144" kt="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S3CRC9UcieI/AAAAAAAAAhs/AO45OV9f_WI/s200/feyzullah-kirca-imza-(13).jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-2745734503302770401?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/2745734503302770401/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/02/gul-yuzlu-sevgiliye-17.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/2745734503302770401'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/2745734503302770401'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/02/gul-yuzlu-sevgiliye-17.html' title='GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -17'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S3CQ14M-3AI/AAAAAAAAAhk/FTEYvn7OOck/s72-c/822614_o_5483.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-6284210489668416400</id><published>2010-02-06T06:13:00.000-08:00</published><updated>2010-02-06T06:13:33.924-08:00</updated><title type='text'>GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -16</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S21473cc6LI/AAAAAAAAAfk/gBlzqVmkNeo/s1600-h/images1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" kt="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S21473cc6LI/AAAAAAAAAfk/gBlzqVmkNeo/s320/images1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Issız gecelerde titreyen, bir yanı yetim, bir yanı öksüz yüreğimle sevdim seni. Ben seni görmeden sevdim. Beni hakiki sevdama ulaştıracak olan gerçek yolu gösteren sevdamın adı sensin. Bu hasret ve aşkına susamışlığım ne zaman bitecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerimde güller ile hayallerde seni beklerken görürüm kendimi gül yüzlü sevgili sultanım. Hayallerde seni gül kokunu alıp yandım. Medine de hicret sabahı yolunu beklerken gördüm kendimi seni özlerken. Ebu Bekir binmişti deveye ve sen yürüyordun Medine sokaklarından o mübarek devenin Mescidi Nebevi’nin yerine doğru yürürken. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayalde olsa, düşte olsa değdir gözleri gözlerime efendim. Sevmeyi senden öğrendim, Yunus Emre’nin yaratanı yaratandan ötürü sevmesi de senden öğrendiği ve seni sevdiği içindir yaratılan her şeyi sevmesi. Sevilmesi gereken her şeyi senden sen den öğrendik biz ya rasülallah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizi hakikate götürecek hayat suyunu içtik senin sevgine ve sana sevgimize mazhar olup, aydınlık yolun yolcuları olduk. Ya da en azından öyle olduğumuz zannediyoruz. Şefkat ve merhamet seninle mana buldu. İnsanlar arasındaki kin, nifak ve düşmanlık duyguları sembolize eden buz çölleri seninle eridi ve biz çölleri senin tebliğ ve ilhamları ile aştık. Sevgi iklimi senin sayende yeniden yeşerdi ondört asır öncesinde gül yüzlü sevgili!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahar yüzlü insanlar öğrendik onlar sana öylesine bağlıydılar, bir dediğini iki etmeyen insanlardı onlar etrafında pervane, ne sevgi ve iman dolu insanlardı onlar, imanları uğruna her şeylerini feda edecek kadardı sevgileri. Onlardan biri olmak isterdim her emrine amade. Senin zamanında yaşayıp seni görmek dünya gözüyle, o güzel ve fedakar insanları görmek isterdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seninle yaşamak, seninle ölmek, seninle birlikte ibadet etmenin huzuruna ermek, seninle kaybetmiş ve günaha girmiş günlerime ağlamak, seninle seni görmek ve seninle yaşamanın sevinciyle tebessüm etmek isterdim. Seninle aynı sofrayı paylaşmak ya da hiç olmazsa aynı odanın farkı sofralarında, ya da aynı evin diğer odalarından birinde benim verebildiğim bir davetin sofralarında olmak isterdim canı gönülden gül yüzlü sevgili! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama en çok seni, seni görmek isterdim. Veysel Karani sabrı ve sevgisiyle büyüttüm sevgimi, hasreti ve hüznü yoldaş ettim kendime. Yemende çöllerinde sana esen yeller gibi esen Veysel gibi bende Balıkesir dağlarında bende sana estim. Gül yüzlü sevgili ben seni görmeden sevdim. Ecel kapımı çalıp geldiğinde, ansızın kim bilir ne zaman nerde, yalancı dünyanın hangi kuytu köşesinde, sana sevgimi ve bağlılığımı söyleyeceğim ve Allah’ım Muhammed Mustafa’ya salat ve selam olsun diyeceğim. Çünkü gül yüzlü sevgili sultanım ben seni çok sevdim. Sevgili önderim ben seni görmeden sevdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-6284210489668416400?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/6284210489668416400/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/02/gul-yuzlu-sevgiliye-16.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/6284210489668416400'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/6284210489668416400'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/02/gul-yuzlu-sevgiliye-16.html' title='GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -16'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S21473cc6LI/AAAAAAAAAfk/gBlzqVmkNeo/s72-c/images1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-4808903567237746890</id><published>2010-02-02T08:18:00.000-08:00</published><updated>2010-02-02T08:18:23.967-08:00</updated><title type='text'>GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -15</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S2hP8-XX7jI/AAAAAAAAAfE/lxovdsbhj4k/s1600-h/muhammed1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;&lt;img border="0" kt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S2hP8-XX7jI/AAAAAAAAAfE/lxovdsbhj4k/s320/muhammed1.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yalan bakışların sahte gülüşlerin arasında boğulur oldu insanlık. Herkes dünyalık menfaatlerin peşinde dörtnala koşar. Anlatmak çok zor sana ruh halimi, nasıl anlatsam sana layık ümmet olamıyorum. Bazen cesurca beni kale almayacaklarını bilsem de haksızlığın karşısında eğilmezken, çoğu zaman bende şerlerinden çekinerek suskun kalıyorum. Beni sokmayan yılan bin yıl yaşasın kabilinden takılıyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Seni her şeyden çok seviyorum. Önce rabbimi, sonra seni seviyorum diyorum. Lakin dediğim gibi sana layık bir ümmet ve Allahın en mükemmel din olarak seçip, senin elçiliğin ile bize ulaştırdığı İslam dinine layık bir Müslüman olamıyorum. Sadece ben mi diye sorunca kendi kendime üzülerek hemen herkesin aynı olduğuna da şahit oluyorum. Haksızlığa ve hukuksuzluğa kimse dur demek, arkadaş buna hakkınız yok demek zahmetinde bulunmuyor. İyiye güzele teşvik etmek için kılını kıpırdatmıyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kendinizin ve en yakınlarınızın aleyhine bile olsa, sonunda ölüm bile olsa doğruluktan ve dürüstlükten ayrılmadın. Müslümanlarında bu yönde hareket etmesini ve doğruluk ve dürüstlükten ayrılmamasını emrettin. Boş konuşmalar yerine faydalı, ilmi ve İslami konularda konuşun. Boş ve malayani şeyler konuşulan ortamın sohbetini faydalı bir konu üzerine yapamıyorsak o ortamda bulunmamak evladır diyorsun. Lakin bizler kahve ve benzeri toplum ortamlarında; İslam ve din öğrenimi, helal rızkın önemi, ibadetin önemi, ibadette ihlas ve samimiyetin önemi, beden ve çevre temizliği, kalp ve gönül temizliği konularında konuşma zahmetinde bulunmayız. Kötülük ve şiddet, iftira ve nifak, kul hakkına tecavüz ve kişi hak ve hürriyetlerine saygısızlık etmemenin önemi ve gerekliliği konularında konuşmalar yapmak gibi bir derdimiz olmaz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İslamın yaşantı ve kuralları uygulansın, kimse zarar görmesin diyerek müdahale etme cesareti gösteren bizlere. Günah ve haramlardan uzak kalınsın isteyenlere ise özellikle bahsi geçen günaha meyilli olan, örneğin; üç kuruşluk keyifleri için kapalı alanda sigarsını tüttürmek isteyen zorbalar, hakkı ihlal edilen haklı vatandaşa ‘bırak sana ne’ diyor. Sanki kanun ihlal eden kişi hakkını arayan, dinin ve kanunun gereğini yapan kişi suçluymuş sana mı kaldı. Bu İslami olmayan ve artık kanuni de olmayan hak ihlalini yapanların çoğunluk olması marifetmiş gibi birde biz çoğunluktayız densizliği yapması olayı daha karmaşık hale getirir. Kolluk kuvveti şehirde polis ve zabıta, köylerde de jandarma da görmez ve duymaz olunca mazlumun zulümden kurtulması ahrete kalıyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Eğer gökyüzü üzerime yıkılacak olsa haksızlığa ve zulme evet diyemem. Doğruluktan zarar bile görecek olsam senin şefaatine nail olmak ve sana layık bir ümmet olabilmek için, Rabbimin razı olacağı bir kul olabilmek için seni örnek alıp hakikati dile getirmekten vazgeçmem diyorum. ‘Güneşi sağ, ayı sol elime koysalar vazgeçmem’ dediğini hatırımdan çıkarmam gül yüzlü sevgili sultanım. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ya rasülellah! Senin gibi bir gülü sevdim, sen hiç solmayacaksın. Senin gibi bir dostu sevdim, hiç arkandan vurmayacaksın. Bir yuva kurdum sen o yuvamdan hiç eksik olmayacaksın. Dilerim Allah’ımdan yuvam mutlu ve mesut bereketi bol olsun. Bir gül yüzlü sevgili seçtim, dilerim Allah’ımdan o beni şefaatından mahrum etmesin. Gök yüzü bir parça kağıt, deniz bir şişe mürekkep olsaydı yine de sana olan duygularımı yazmaya yetmezdi ey gül yüzlü sevgili. Seni o kadar çok seviyorum ki…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İsmini anarken bile ürperdiğimi ve biçare hak etmeyişlerimi de biliyorum ama yine de şefaatini diliyorum gül yüzlü sevgili sultanım. Biz günah kar ve biçare kullara yardım ve kurtuluş için Allah’ıma ve sana yalvarıyorum. Medet Ya rasülellah. Medet ya gül yüzlü sevgili! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;Feyzullah Kırca&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue; font-size: large;"&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S2hQAr1VSMI/AAAAAAAAAfM/bFs9JRGDyd8/s1600-h/feyzullah-9.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" kt="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S2hQAr1VSMI/AAAAAAAAAfM/bFs9JRGDyd8/s320/feyzullah-9.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-4808903567237746890?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/4808903567237746890/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/02/gul-yuzlu-sevgiliye-15.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/4808903567237746890'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/4808903567237746890'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/02/gul-yuzlu-sevgiliye-15.html' title='GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -15'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S2hP8-XX7jI/AAAAAAAAAfE/lxovdsbhj4k/s72-c/muhammed1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-4224641223421892534</id><published>2010-01-25T06:22:00.000-08:00</published><updated>2010-01-25T06:22:22.865-08:00</updated><title type='text'>GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE 14</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S12pDo2-D9I/AAAAAAAAAbE/8YequUWQVvY/s1600-h/birgul.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" mt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S12pDo2-D9I/AAAAAAAAAbE/8YequUWQVvY/s320/birgul.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Tövbesi peşin vazgeçişlere kucak açan kullar olduk. Hiçbir daktilonun ağlamadığı gibi her satır atlayışında, tövbeleri edip edip döner olduk tövbelerimizden. Sanki laf olsun diye tövbe eder olduk. Tövbe bir daha bilerek günah işlememek üzere yapılır ki bilmez olduk, aklımıza getirmez olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama atlamak istediğimiz ve görmezden gelmek istediğimiz her ayrıntıda, her harama gömülüşümüzde iflasa uğrar yeniden göz pınarlarımız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyalık menfaat ve bireysel keyiflerimizin devamı için başkalarına verdiğimiz rahatsızlık ve huzursuzlukları görmezden gelmemizde bile sızlamaz vicdanlarımız. Varsın olsun kapalı alanda sigara içmek yasak. Varsın büyük günah olsun dedi kodu, iftira ve hasetlik yapmak. Yeter ki biz kızdığımız kişileri şöyle bir şeytanın gönlünü yaparcasına suçlayıp eleştiriverelim. Yeter ki biz sigaramızı şöyle keyifle içelim, rahatsız olursa içmeyenler oluversinler. Dumanımıza boğuluversinler. Ümmetin olduğunu söyleyen bizler bu haldeyiz gül yüzlü sevgili sulatanım!&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Hak etmediğimiz köşe ve masa başlarını, kazanmak için iş mekanlarını hak edenlerin elinden almak için olmadık yollara baş vurur insanlar. Bir seferlik yola getirilmeye çalışılır zamanlar. Hem almak için rüşvet haram ama yan cebime koy diyen insanlar, hem de vermek için hak etmediğini rüşvet vermekten çekinmeyen insanlar var. Onun için enseye kaymış gözlere rüşvet verilir umutlar ileriyi de görsün diye. Haram ve günah olduğu bilinse de. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Varsın erken bitsin gün, kıyamete giden terminaller dolsun taşsın biz şimdi bulgur pilavı yemenin hesabındayız. İsterse birileri son durakta pirinç pilavı yesin hiç bitmeyecek hesabından bizim açtığımız. Gül yüzlü sultanım ebediyet yolcusu kalmasın diyen inci tanesi kelamlarına kapatırlar kapıları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faiz haram bunu da çok iyi bilir gafil insanlar, ama dünya nimetlerinden yararlanmak için kredi alırlar, günah ve haram yoldan mal sahibi olur gafil insanlar. Biraz para sahibi olsa hacıyız biz diyen ağalar, riba haram bilirler ama paraya para kazandırıyoruz derler. Oysa sultanım ‘faiz’i alan da veren de lanetlenmiştir’ diye söylediğini de bilirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;İçki, zina ve hırsızlıkta da durum pek bundan farklı değil gül yüzlü sevgili sultanım. Oğullarının sünnet cemiyetini yada düğününü bahane eder, İçki içer sana ümmet olduğunu söyleyen kullar. Tövbe eder eder döneriz dedim ya sultanım, biz su içer gibi tövbe ederiz. tövbemizin ne anlama gediğinin idrakında bile değiliz. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Müslüman’ız deriz ya onun için olsa gerek, yeşil beyaz özlemler çıkar gelir zihnimizin kenar mahallelerinden belki Cuma akşamlarında, belki de gelmez bile o yeşil beyaz özlemlerimiz ramazandan önce de. Perşembe gününü Cuma’ya bağlayan gece yatsı namazlarında tövbe istiğfar eder de bizde katılırız belki yeşil beyaz duygulardan ve pişmanlık tövbesi bir daha yapmamak üzere yapılır anlamadan, yine de katılırız tövbeye ve tövbe ya rabbi, şefaat ya rasülallah deriz. Ama tövbemiz camiden çıkıp birkaç adımlık kahveye yada mahaldeki evimize gidinceye kadar sürer çoğu zaman. Nasıl olsa yine tövbe ederiz. Yine tövbe ederiz. Yine tövbe ederiz. Nasıl olsa tövbe bizim oyuncağımız sanırız gül yüzlü sevgili. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefsimize kurban etmek yerine umutlarımızı, artık israf olmasın tövbelerimiz, mundar olmasın dualarımız, artık gafil olmasın ruhlarımız ve hayatlarımız. Bilirim harfleri toparlamak kadar kolay değil hatıra enkazını yola getirmek. Yüzümüz olmasa da şefaatini diler bizim gafletten uyanıp hidayete ermemiz için yardımını bekleriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S12owVjw4ZI/AAAAAAAAAa8/dPELZ_JCKx4/s1600-h/feyzullah+4.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="185" mt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S12owVjw4ZI/AAAAAAAAAa8/dPELZ_JCKx4/s200/feyzullah+4.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-4224641223421892534?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/4224641223421892534/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/01/gul-yuzlu-sevgiliye-14.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/4224641223421892534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/4224641223421892534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/01/gul-yuzlu-sevgiliye-14.html' title='GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE 14'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S12pDo2-D9I/AAAAAAAAAbE/8YequUWQVvY/s72-c/birgul.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-2971541469625676250</id><published>2010-01-16T04:42:00.000-08:00</published><updated>2010-01-16T04:42:38.803-08:00</updated><title type='text'>GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE 13</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S1G0FbXnHkI/AAAAAAAAAYQ/W51JYRrkVOI/s1600-h/muhammed1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S1G0FbXnHkI/AAAAAAAAAYQ/W51JYRrkVOI/s320/muhammed1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bu gece dudaklarımdan dökülen her kelimede yine sen varsın. Bomboş caddelerde yürürken senin adını haykırıyorum bu fani dünyadaki her türlü yolunu şaşırmış ve senin ahlakından bihaber insanlığın umursamazlığına inat. Sana hasret gecelerimde sana olan sevdamı kalbimin en ücra köşelerine yazıyorum. Sena olan özlemimi ve hasretimi yazıyorum haddim olmayarak. Yağmurun yağıyor gönlümün sensizlikle yanan her yerine. Yağsın ki saklasın sensizliğimde döktüğüm gözyaşlarımı saklasın. Senin güzel ahlakından, örnek yaşamından uzak yaşadığım hayatımı saklasın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bu gece yine yağmur yağıyor. Senin örnek ahlakından uzak yaşadığım anlarda çok üşüyorum. Üşüyorum sensiz kaldığım saatlerde. Sevdamı, umudumu, geleceğe ait hayallerimi ve gönlümü serinleten bir sel gibi kalbime akıttım. Bu gece ve yağmur yağan her gece yağmurla beraber gözyaşlarım yağıyor ve ismini yazıyor sensizliğin acısı ile kıvranan kaldırımlara. Ve dahi yağmurun yağmadığı gecelerde de kazınır senin aşkınla yanan gönüllere gül yüzlü sevgili Muhammed Mustafa (s.a.v.) yazılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Gözlerimin içine bir hayalde olsa, bir kez değseydi insanlığı sevgiyle kucaklayan gözlerin. Tebessümünden bir gül açsaydı gül yüzünde, hayalde olsa, rüya da olsa bir bakışın şu fani dünyadaki kısacık bir ömre değmez miydi? İsmini kazıdığım kaldırımlar yaşanmaz oldu tıpkı senden önceki cehalet döneminde olduğu gibi ahlaksızlık dolmuş. Allahın kitabı Kuran’ın emri doğrultusunda tebliğ ettiğin düsturlardan uzaklaşıldı. Her türlü yalan, hırsızlık, kul hakkı yemek, kamu malı yemek, zina ve hayasızlık aldı başını gidiyor. Dünyanın her bir metrekaresine sen yağıyorsun. Senin örnek ahlakının ve senin hayatında yaşam bulan Kuran ahlakının yaşam kareleri can bulmaya çalışıyor. İsmini kazıdığım kaldırımlara sen yağarken, sana sevda ile ve kurtuluş ümidiyle yanan gönüller seni, örnek yaşamını ve kurtuluş yolunu anlatıyor. Kalbi mühürlü olanlar bundan bihaber kalmaya devam ediyor. Bense seni arıyorum çekinmeden ve Allah korkusundan yoksunca günah işlenen kaldırımlarda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sen güneşsin insanlığı Allah’ın insanlığa mesajı olan ilahi Vahyi Kuran ışığıyla ve örnek yaşamınla aydınlatan. Peşinde ise milyarlarca ümmetiz, seni takip eden birer gezegen. Senden öğrendim yaşama hakkı vardır karıncayı bile ezemem. Üç günden fazla dargın bizden değildir buyuruyorsun, onun için kimseyle küs duramam. Bütün Müslümanlar benim kardeşim, ben kimsenin arkasından kötülüğüne ve hoşlanmayacağı şekilde konuşamam. Konuşursam eğer; gül yüzlü sevgili sultanım senin şefaatini umamam. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Beyhude geçen ömrüm seninle, insanlığa gösterdiğin kurtuluş ışığı ile huzur bulsun. Aşkına susayan, sevgin ve özleminle yanan divane gönlüm senin pınarlarından huzur ve ümit dolsun. Düşen yaprak misali yere düşerek kuruyup soluğumda, sırra kadem basıp omuzlarda gözlerden uzaklaşıp gittiğimde, öldü de kurtulduk, şu hayra yaramaz sıradan adamdan derlerse arkamdan komşularım, ben ne yaparım gül yüzlü sevgili sultanım. Vay benim halime o zaman. Şefaat eyle Allah’ın kutlu elçisi sevgili sultanım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Boynuzlu koyunun boynuzsuz koyuna hakkını vereceği gün, mizan terazisi kurulduğunda benim halim nice olur. Sen günah karsın, kevser suyundan içemezsin denirse halim nice olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S1G0OrrDuuI/AAAAAAAAAYY/zWUYUOKVKTo/s1600-h/feyzullah-kirca-imza-(13).jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S1G0OrrDuuI/AAAAAAAAAYY/zWUYUOKVKTo/s320/feyzullah-kirca-imza-(13).jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-2971541469625676250?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/2971541469625676250/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/01/gul-yuzlu-sevgiliye-13.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/2971541469625676250'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/2971541469625676250'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/01/gul-yuzlu-sevgiliye-13.html' title='GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE 13'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S1G0FbXnHkI/AAAAAAAAAYQ/W51JYRrkVOI/s72-c/muhammed1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-4219136948379963084</id><published>2010-01-04T11:23:00.000-08:00</published><updated>2010-01-04T11:23:38.707-08:00</updated><title type='text'>MÜSLÜMAN HER ALANDA ÇOK ÇALIŞMALI</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S0I_p88UnPI/AAAAAAAAAPo/hc1MleuL0sE/s1600-h/15-dini.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S0I_p88UnPI/AAAAAAAAAPo/hc1MleuL0sE/s320/15-dini.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Dünyanın doğu batı ekseninde ayrışması konulu bir yazı okumuştum. Sanki savaşın sebebi Müslümanlar demek isteniyor gibi bir intibaa kapıldım. Yok yok hakikaten açıkça öyle diyordu. Müslümanlar savaşıyor ve birbirini yiyor. Dünyanın öbür tarafı yani Hırıstiyan ve Yahudi alemi refah içinde yaşıyor deniyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunan medeniyetini kullanarak Avrupa ve Amerika aleminin sürekli yükseldiğinden dem vururken, Müslümanların ise Müslümanlık sayesinde, yada sanki Müslümanlığın öngörüleriyle savaşıyor, öyle ki o yazı da bunu Müslüman oldukları için yapıyorlar gibi aksettirilmiş olduğuna şahit oldum. Belki de bana öyle gelmiştir. Ancak bence bilinmesi gereken İslam’ın tüm insanlığa karşı kini, nefreti, şiddeti ve savaşı öngörmemiştir. Daima huzuru, barışı ve imanlı olsun olmasın herkese hoşgörü ve adaleti emretmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa bence o yazı da bahsedilenin tam tersine Müslümanların karşısına yunan mitolojisi doktrinleri ile gelişip güçlendiği beyan edilen güçlerin oynadıkları oyunlarla ve Müslümanların kendilerini koruma içgüdüsüyle ve istihbari olarak yönlendirmesiyle çoğu zamanda zorlamasıyla savaştırılıyor gibi geliyor bana. Tabi sütten çıkmış ak kaşık değil tabi. Allah Kuran Kerimde Ayetlerde Yahudi ve hırıstıyanların bin bir çeşit oyunları vardır. Onlara karşı, onların oyunlarına karşı uyanık olun derken Müslümanlar uykuya dalıp Kuran’a uygun olarak yaşamaktan uzaklaştı. Müslüman çalışkandır, ‘hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için’ (Hz Muhammed) çalışmayı emrederken Müslümanlar kendi topraklarında çıkan petrol ve doğal gaz gibi kaynakları hazırdan yemenin kolaylığına kaçtılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur’an ve onun tebliğ edip örnek uygulayıcısı Hz Muhammed’in öğretileri yaşamı doğrultusunda Müslümanların çalışıp üretmesini isterken. Yahudi ve Hırıstıyanların İslamiyet’i engellemek ve geri bırakmak için yapacakları oyunlara karşı uyanık olunmasını öğütlerken, Müslümanlar Saadeti Asriye dönemi ve Osmanlı İmparatorlu dönemi dışında bunu başaracak çalışma azmi, cesaret ve özgüveni kendilerinde bulamamışlardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce istihbarat işleri ve her türlü maddi ve illegal silahlı gücü kullanarak halkları yönlendirip Müslüman ve hatta Müslüman olmayan ülkelerdeki yönetimlere müdahale etmek suretiyle onların izni ve bilgisi dışında görev yapamaz hale getiriyorlar. Halklar kahrolsun şer güçler, Müslüman’lara uzanan eller kırılsın demeleri, ülke liderleri koltuklarını kaybetmek korkusuyla ses çıkaramadıkları için bir işe yaramıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanların koruyucusu olarak ortaya çıktıklarını söyleyen örgütleri de Müslümanlardan önce onlar kendileri kurup yanlarına yerleştirdikleri istihbarat elemanı ve Usame bin ladin gibi yöneticilerle kendi menfaatleri doğrultusunda kullanıyorlar. Sonrada işleri bitince Saddam Hüseyin gibi işleri bitince onu ve daha önce İran ile savaşırken kullanması için verdikleri kimyasal silahları bahane ederek ülkesinin başına çöreklenip petrol ve diğer kaynaklara sahip olmak için hunharca saldırdıkları gibi yapıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyanık Müslüman masum sivil halka saldırmaz, kendisine açıkça saldırmayan kimseye silah ve bomba atmaz. Cihat etmek bahanesiyle masumların, bir şeyden habersiz kendi işinde ve gücünde olan insanlara saldırıda bulunmaz. Canlı bomba olup onların üzerine yürümez. Kendisine böyle bir şey söyleniyorsa, yada buna zorlanıyorsa bilmelidir ki bu sadece o emri veren kötü emellilerin işine yarar. Bu bir iman mucadelesi değil, tam da bahsetmeye çalıştığımız güçlerin oyununa gelme meselesidir. Hem kötü emellerine ve şeytanlıklarını yapma, hem de İslam’ı terör üreten bir dinmiş gibi gösterme meselesidir. &lt;br /&gt;Bu oyunları bozmak için öncelikle Allah’ın verdiği canı o dilemedikten ve izin vermedikten sonra hiç kimse ve hiçbir güç alamaz bilincine hakim olmak lazımdır. Eşini, çoluğunu, çocuğunu ve seni tehdit ettiklerinde dahi ölümden ve sevdiklerinin öldürülmesinden dem vurulsa bile ülke için, halkların menfaati için doğruluktan ve doğruları yapmaktan geri durmamak lazımdır. Ülkem kaybedeceğine ben kaybedeyim, ülkem kaybedeceğine biz kaybedelim diyebilmek gerekmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslümanlığın da en önemli emirlerinden olan doğruluk, dürüstlük, hak ve adalet, barış ve hoşgörü gibi erdemleri en güzel şekilde uygulamak lazımdır. Halklara baskı, zulüm, hak ve adalete uygun olmayan davranış ve yönetim biçimlerinden uzaklaşmak lazımdır. Özellikle önemli görevlerde bulunan ve ülkenin geleceği için karar verecek ve iş yapacak kişilerin özel hayatlarına dikkat etmeleri gerekir. Yediğine, içtiğine, kazandığına, harcadığına ve uçkuruna dikkat etmelidir. Özel hayatındaki bu dile getirmeye çalıştığımız konuları ülkemizde ve Müslüman toprağında kendi halklarımıza karşı tehdit unsuru olarak kullanılabilir. Tahminimiz odur ki bu şekilde açık yakalayıp halkına açıklarım ve iktidarını kaybedesin gibi tehditler etkili olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dile getirdiğimiz konular sökmez ise, işe yaramaz ise terör olayları ile kol bükme ve bizim istediğimiz kararı vermesen, yapma dediğimizi yaparsan daha böyle çok terör baskını ve patlayan bomba görürsün gibi tehditler bu güne kadar hep işe yaramıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak Müslümanların savaşan ve birbirlerini kıran, ya da her düşman gördüklerine saldıranlar olarak ifade edilmesini kabül etmek olası değildir. Ancak bahsetmeye çalıştığımız sebeplerle güçsüz bırakılıp, öncelikle İslam’dan koparılıp, parçalar halinde ırk ve toplumlara bölüm birbirlerine düşman olarak çatıştırıldıkları doğrudur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah c.c. Kuranı Kerimde ‘Size bir iyilik dokunsa fenalarına gider, başınıza bir kötülük gelse onunla sevinirler. Eğer sabreder ve Allah'dan gereğince korkarsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez; çünkü Allah onları kendi amelleriyle kuşatmıştır’.(Ali İmran 120) Yine ‘Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı pek az anarlar’.(Nisa Suresi 42) Yani Münafıklar Allahın dinini engellemek için sürekli oyun kurarlar. Allah ise onların oyunlarını başlarına geçirir. Allah oyun kuranların en büyüğü ve güçlüsüdür. Onlar namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir şey yapmadan, yapılması gerekeni yapmadan biz Müslüman’ız Allah bize yardım eder inanışı ve beklentisi de doğru ve haklı bir beklenti ve bekleyiş değildir. Asıl olan Müslümanların çalışması, üretmesi, Kur’an-a ve rasülüllah’ın sünnetine sımsıkı sarılması ve her türlü oyuna karşı uyanık olması, buna mükabil bu oyunlara tedbir alması gerekmektedir. Allah o zaman, yani biz Müslümanlar her konu da gerekeni yapıp tedbir aldıktan sonra, yani devemizi sağlam kazığa bağladıktan sonra her türlü yardımı sağlayacaktır. Onların oyunlarını başlarına çevirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S0I__WzZNsI/AAAAAAAAAP4/YGXTCEhVftk/s1600-h/feyzullah-kirca-imza-(13).jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S0I__WzZNsI/AAAAAAAAAP4/YGXTCEhVftk/s200/feyzullah-kirca-imza-(13).jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-4219136948379963084?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/4219136948379963084/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/01/musluman-her-alanda-cok-calismali.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/4219136948379963084'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/4219136948379963084'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/01/musluman-her-alanda-cok-calismali.html' title='MÜSLÜMAN HER ALANDA ÇOK ÇALIŞMALI'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S0I_p88UnPI/AAAAAAAAAPo/hc1MleuL0sE/s72-c/15-dini.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-8104638944586320986</id><published>2010-01-03T09:33:00.000-08:00</published><updated>2010-01-03T09:33:53.942-08:00</updated><title type='text'>GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -12</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S0DUo9BGq3I/AAAAAAAAAPI/rSAmbEuXtUc/s1600-h/154uw1.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S0DUo9BGq3I/AAAAAAAAAPI/rSAmbEuXtUc/s320/154uw1.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Cehalet ve karanlığa gark olmuş dünyamıza bir saadet güneşi gibi doğdun. Kurumuş toprakların su ile yeşerdiği gibi ey nebiyi muhterem senin gelmen ile insanlık aleminin maneviyatı yeniden hayat buldu. Kalplere yerleştirdiğin iman ışığı sayesinde cehaletin yerini ilim, zumlun yerini hak ve adalet, kin, nefret ve düşmanlığın yerini sevgi ve hoşgörü, acımasızlığın yerini şefkat ve merhamet duyguları aldı. İslam kardeşliği olarak tarif ettiğin kardeşlik oluşumu sayesinde toplumlar barış ve huzura, birlik ve beraberliğe kavuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğruluk ve dürüstlüğün en güzel örneği, en azgın düşmanları tarafından bile doğruluk ve güvenilirliğin için güvenilir Muhammed anlamına gelen ‘‘Muhammed-ül Emin’’ adı verilen saadet güneşimiz sensin. Kurtuluşun doğrulukta olduğunu ve doğruların kıyamet gününde peygamberlerle beraber olacağını müjdeleyen gül yüzlü sevgili sultanımızsın sen bizim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Susayan kediye eliyle su içiren, yoksulları ve ihtiyaç sahiplerini kendisinden bile çok düşünen, açları doyurup kendisi aç kalacak kadar kalbi insan sevgisi ile dopdolu olan, tüm canlılara karşı kalbi şefkat ve yardım duygusuyla çarpan cömertliğin örneği gül yüzlü sevgili. Dilencilerden nefret ettiğin halde kendisine bir şey istendiğinde ise verecek bir şeyi olduğu halde geri çevirmezdin. Bir meclise gittiğinde boş bulunduğun yere otururdun. Ayaklarını başkalarına karşı uzatmaktan beri olan, başakları konuşurken asla sözünü kesmeyen, konuştuğu zaman yumuşak konuşan, kısa ve öz olarak konuşan alçak gönüllü gül yüzlü sevgili sultanım ben sana hasretim. Ben seni özlemle anarım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bineğe bindiği zaman yanındaki kişinin yaya yürümesini hoş görmeyip, hicret esnasında deveye Hz Ebu Bekir ile eşit mesafede değişerek bindin. Misafirliğe gittiğin evden dönüşte ev sahibi sana binek verdi. Yanında da evin çocuğunu deveyi geri getirsin diye gönderdiğinde giderken onun yürümesine izin vermeyip yanına bindirdin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gördüğü kusurları kimsenin yüzüne vurmayıp ‘bazılarınız şöyle yapıyor, şöyle söylüyor, hal bu ki bunlar doğru değildir’ gibi umumi olarak söylenmiş sözlerle kimseyi kırmadan uyarılarını yapacak ve nasihat edecek kadar incelik ve nezaket sahibi bir kişiliğe sahiptin sen gül yüzlü sevgili. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakışların baharlar düşürürdü gözlerinin baktığı yerlere. Oysa ay tutuktu, güneşi batık ve mumu çalınmıştı geleceğe dair umutlarımızın sen karanlık dünyamıza gelmezden önce. Gerçeklerin farkında değiliz ve hala ziyanda olduğumuzun farkında değiliz. Müslüman olduğumuzu söyleyip dolaşırız yeryüzünde de bizim Müslümanlığımız senin getirdiğin İslam’dan bambaşka bir hal aldı. Nefislerimiz ve şeytan sanki bizi esir aldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa dünya malının neticesi birkaç metre kefenlik bezden ibaret, Eğer senin örnek yaşamına benzer yaşanmış bir hayat yoksa. Amel defterimize yazılmış Salih amellerimiz yoksa. Bunu bile bile bedenlerimizi her türlü zorluğa itiyoruz. Şeytana ve nefs-i emarelerimize aldanıp günah batağına itiyoruz. Senin ümmetin olmaktan dem vururken, ya Rasülallah bize şefaat eyle, biz nereye gidiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S0DU51TWFxI/AAAAAAAAAPQ/qf6rsvwG5Lw/s1600-h/feyzullah-kirca-imza-(13).jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S0DU51TWFxI/AAAAAAAAAPQ/qf6rsvwG5Lw/s200/feyzullah-kirca-imza-(13).jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-8104638944586320986?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/8104638944586320986/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/01/gul-yuzlu-sevgiliye-12.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/8104638944586320986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/8104638944586320986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2010/01/gul-yuzlu-sevgiliye-12.html' title='GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -12'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/S0DUo9BGq3I/AAAAAAAAAPI/rSAmbEuXtUc/s72-c/154uw1.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-2014687334880391833</id><published>2009-12-31T03:36:00.000-08:00</published><updated>2009-12-31T03:36:18.884-08:00</updated><title type='text'>DENİZE GİRMEK KESİNLİKLE YASAK</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SzyMoy_okaI/AAAAAAAAAOA/21aOrlVLk8Y/s1600-h/deniyasak1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SzyMoy_okaI/AAAAAAAAAOA/21aOrlVLk8Y/s320/deniyasak1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Şöyle bir fıkrayı hep dinlemişizdir belki, ama gelin birde benim kalemimden dinleyin. pardon kalemden dinlenmez okunur. İsterseniz okuyun. Tabi yine de siz bilirsiniz. Türk, alman, İngiliz ve Amerikalıların yer aldığı çeşitli milletlerden insanların bulunduğu gemi denizin ortasında su almaya başlamıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geminin yönetim sorumlusu geminin batmakta olduğunu görüp, herkesi güverteye toplayıp, tek kurtuluş yolunun atlayıp yüzerek sahile ulaşmak olduğunu söylese de, onları bu konu da ikna edememiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yardımcısı tayfa; Dur demiş onları ben ikna ederim demiş. Almanlar bir tarafta, Amerikalılar bir tarafta, İngilizler bir tarafta ve Türkler bir tarafta toplansın demiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngilizler, sizin gibi birinci sınıf asil ve akıllı bir milletin insanlarına batmakta olan bir gemide batacağını bile bile beklemek yakışmaz demiş. Onlar atlayarak yüzüp karşıya geçmişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanlara gemi batacak lütfen, rica ediyorum denize atlayarak yüzüp karşıya geçin demiş. Onlar da atlayarak yüzüp karşıya geçmişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikalılara ise; deniz suyunun çok faydalı olduğunu ve bu denizde yüzmenin ömrü uzattığını söylemiş. Onlar da atlayarak yüzüp karşıya geçmişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türklere ise denize girmek kesinlikle yasaktır. Sakın denize girmeyin demiş. Bizimkilerde yasağı duyunca atlayıp yüzerek karşıya geçerek gemiyle beraber batıp ölmekten kurtulmuşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz türler olarak hep yasakları delmeyi, aşındırmayı ve kanunları çiğnemeyi maharet sanmışızdır. Bana yasak işlemez diye düşünürüz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa kanunlar uyulmak içindir. Yasalar biz vatandaşların hak ve özgürlüklerini korumak için değilmiş gibi davranırız. Evet her bireyin hak ve özgürlükleri vardır. Kişilerin hak ve özgürlükleri başkalarının hak ve özgürlüklerine mudahale noktasında sona erer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela hak aramak bahanesiyle terör estirip başkalarına ve onların mallarına zarar verirlerse bu özgürlük değildir. Bu ve benzeri hak ve özgürlük gasbı yapılan durumlarda kul hakkı oluşur. Yüce yaratıcımız Allah kullarına kul hakkı ile hayvan hakkı ile gelmeyin içerikli ayetlerle, diğer canlıların haklarına mudahale etmememizi istemiştir. Bakışımızla, sözlerimizle, eylemlerimizle krdeşlerimi kırdığımızda kul hakkı oluşur. İçtiğimiz sigaranın dumanı ile diğer insanlara rahatsızlık verdiğimiz için de haksızlık oluşur. Her hak sahibi hakkını öbür dünya da eksiksiz olarak alacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni çıkan kanunlara göre kapalı alanda sigara içme yasağı olmasına rağmen bizim milletimiz inadına kapalı alanda sigarayı içmek için çaba sarf ediyor. Yani tamda yukarıda ifade etmeye çalıştığım hikayedeki gibi oluyor. Acaba bizim türk milletine yapılmasını istenen iyi ve güzel şeylere yasak deyip, yapılmaması istenen kötü ve çirkin şeylere de serbesttir dememiz ve kanunları da o yönde çıkarmamız mı gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama şuda kesin olarak bilinmeli ki kendisine saygısı ve sevgisi olan kişiler başkalarına saygı ve sevgi duyar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisinin haklarına ve özgürlüklerine saygı duyulmasını isteyen kişiler başkalarının hak ve özgürlüklerine saygı duyar. Kendisinin değerli biri olduğunu düşünen kişiler başkalarına değer verir. İnsanı insan yapan değerler; hayata bu minvalde davranış ve düşünceler ile bakabilmekten geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaslar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-2014687334880391833?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/2014687334880391833/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/12/denize-girmek-kesinlikle-yasak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/2014687334880391833'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/2014687334880391833'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/12/denize-girmek-kesinlikle-yasak.html' title='DENİZE GİRMEK KESİNLİKLE YASAK'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SzyMoy_okaI/AAAAAAAAAOA/21aOrlVLk8Y/s72-c/deniyasak1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-8316540966229370150</id><published>2009-12-23T04:31:00.000-08:00</published><updated>2009-12-23T04:31:03.976-08:00</updated><title type='text'>GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -11</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SzIM6ZbzVXI/AAAAAAAAALA/wwOJqPLtjgM/s1600-h/gulbahcesi.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SzIM6ZbzVXI/AAAAAAAAALA/wwOJqPLtjgM/s320/gulbahcesi.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selam sana ey insanları ebedi barış, ebedi varış ve ebedi kurtuluş menziline ulaştıran gül yüzlü sevgili! Kışın bahara, gecenin gündüze, ölümün dirilmeye bir beste olduğunu, ruhlarımızın bedenlerde birer emanetçi olduğunu, varlık aleminde baki olanın sadece yüce yaratıcımız olan Allah’ımız olduğunu tebliğ eden gül yüzlü sevgili sana selam olsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüsran denizinde hayatlarımız boğulurdu. Umutlarımız cehalet karanlığının girdabında kaybolurdu. İnsanların hayatlarında gurur üstüne gurur, kibir üstüne kibir dururdu. Gözbebeklerine kasevetli hüzünler oturur, amel defterlerimize günah kar fiiliyatımızın gonklarının nabzı vururdu. Cehalet ve küfrün karanlıklarından imanın asude iklimine varılmaz, karanlığın kalbine imanın ve islamın nurlu imzaları atılmazdı. Ebedi kurtuluş yolunda hilalin hükmü kalmaz, Kabe’ye yönelişin önemini kavrayamazdık. Karanlık gecelerin siyah perçemlerini aydınlatan ay yüzlü sevdalarından haberdar olamazdık gül yüzlü sevgili sen olmasaydın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayın yüreğine doğru uzanan o şefkatli elinin mübarek parmağıyla mehtabın titreyen gamzesi ikiye bölünmezdi. Allahın kelamı kuran-ı kerimin aşkına yelken açıp, gönülleri fethetmek için sefer çıkanların zamansız mekanlara ve mekansız zamanlara yaptığı sırlarla dolu yolculukları bilinmezdi sen onlara yüce yaratıcının ilahi aşkını haber vermeseydin. Allah aşkı ile kurtuluşu düşleyen özlemlerine kanat vuranların gönül seccadeleri serilmezdi gündüzün müjdeci şafaklarına. Karanlık gecelerin nurlu sabahlarını görmezdi gözler. Her inişin bir yokuşunu, her zorluğun bir kolaylığını, her hüznün sonrasında sabredenlere bir huzuru vermezdi Allah gül yüzlü sevgili hatırın olmasaydı. Ayrılık vuslata, zayıflık metanete, siyah beyaza, nefret sevgiye, zulmet hakka ve adalete, karanlık aydınlığa ve ölüm hayata beste kar olmazdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlığın kanayan yaralı kalpleri gül kokunla sarılmazdı. Yetimlere, öksüzlere, zulme uğrayanlara, hakkı yenen mağdurlara merhamet edilmez ve şefkatle davranılmazdı. İlim öğrenmenin farz olduğunu bilemez, mukaddesata saygıyı bilemez, onunda rengi kırmızı deyip gül diye ateşlere sarılırdık. Biz gül diye dikenleri derleyip atamızdan böyle gördük deyip işin içinden çıkmaya çalışırdık. Hayata umutla bakmak yerine, hazan bahçelerinden gazallar toplamayı denerdik gül yüzlü sevgili sen olmasaydın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi cennet bahçelerine girmek ümidiyle yanan gönüllerimiz hazan sarısına dönerdi. Yürekler sana Allah yolunda ölümüne sevdalanmaz, gönüller hasret ateşinle yanmaz, kışta ve cahalet karanlığında gelenler ebedi hayat baharını soluklamaz, ölümsüzlük şerbetini yudumlamazdı. İnsanlığın gördüğü en mükemmel ve muhteşem inkılab gerçekleşmezdi, sen amcan Ebu Talib’e ‘ güneşi sağ elime ve ayı sol elime koysalar bu davadan vazgeçmem’ demeseydin gül yüzlü sevgili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gül yüzlü sevgili rahmet peygamberimiz anam babam sana feda olsun derecesinde sevgimiz olmasaydı, canım arzular seni ilahi sözü söylenmezdi. Biz kullar sen haber vermeseydin Sırat-ı Müstekımin varlığından haberdar olamazdık. Yollar kıblede karar kıldı diye sen bize Allah’ın vahyini doğru bir şekilde söylediğin için. Dünyaya kul ve köle olup irtifa kaybedenler hala var olsa da, gurur ve kibirlerinden zirveye çıkanlar olsa da, senin ilahi tebliğlerin doğrultusunda hidayete erenler, gayya kuyularından kurtulamazdı. Nefse tutsak olan duygular yüzünden parça parça olan yürekler, kapkara bir kömür gibi kararan kalpler sen bize yol göstermeseydin gönüller bir türlü gül bahçesine dönmezdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azgın tufanlar içinde aciz kalanlar, haksızlıklar içinde biçare kalanlar, çaresizliği göğüsleyemezdi sen sabrı ve metaneti öğütlemeseydin. Amellerde ve gönüllerde hayırlar fethedilemezdi ve şerler de fiillerden defedilemezdi. Baki olanı unutup fani olanların peşinde koşup ah etmeye devam ederdik hakikati bize göstermeseydin. Hidayeti ve hakikati bize gösterip, ilahi kurtuluş için kalplerimize rabbimizin ve sevgili peygamberi olan senin sevgini yerleştirdiğin için sana binlerce teşekkür ederim. Kıyameti mahşerde kurtuluşa eren ümmetlerinden olmayı yüce rabbimden niyaz ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SzINW--aE_I/AAAAAAAAALI/MrAxhXoCwRk/s1600-h/feyzullah-kirca-imza-(13).jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SzINW--aE_I/AAAAAAAAALI/MrAxhXoCwRk/s320/feyzullah-kirca-imza-(13).jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-8316540966229370150?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/8316540966229370150/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/12/gul-yuzlu-sevgiliye-11.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/8316540966229370150'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/8316540966229370150'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/12/gul-yuzlu-sevgiliye-11.html' title='GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -11'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SzIM6ZbzVXI/AAAAAAAAALA/wwOJqPLtjgM/s72-c/gulbahcesi.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-5320806266639005462</id><published>2009-12-20T10:12:00.000-08:00</published><updated>2009-12-20T10:12:22.005-08:00</updated><title type='text'>GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -10</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sy5ovIrmuFI/AAAAAAAAAKY/QgDdfsMhlb4/s1600-h/muhammed1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sy5ovIrmuFI/AAAAAAAAAKY/QgDdfsMhlb4/s320/muhammed1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahmet yüklü hidayet bulutları biz adem oğlunun üzerine yağar mıydı sen olmasaydın. Kuranın manasını senin öğretilerinle anlamayı şükürler olsun Allah bize nasip etti. Sen olmasaydın hilalin ışığı yanmazdı. Cehalet ve zifiri karanlıklar aydınlanmazdı. İnsanlık alemi Cebrail aleyhisselam vasıtasıyla Allahtan c.c. den aldığın ilahi vahyi tebliğ etmeseydin; İslam şerefiyle ve hidayetiyle bahtiyar olup, kurtuluş yolunu bulamazdı. Vahyin emsalsiz güzellik ve müjdelerinden feyiz almak için yol bulamazdı hidayet ehli insanlar. İlahi ve hakiki felaha biat etmek için akabe biatlarına gelen saadeti ebediye yolcusu sahabeler. İlahi aşkın miracına beş vakit namaz ile çıkacak olan gönüllerimiz, Allahın büyük nimeti olan akıllarımızın da hüsnü kabulü ile secde kar oldu sayende gül yüzlü sevili. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceleri Mekke, hicretinden ardından da Medine’den yayılan ilahi davet bütün dünya ile birlikte Allah’a hamd ve şükür bizleri de sardı. Dinin, duanın ve ibadetin nuru, hakikatin güneşi sinelerimize sağanak sağanak yağdı. Kainata dar gelen yüce rabbimizin aşkı, küçücük kalplerimize sığdı. Yüreklerimiz Allah nidalarıyla dalgalandı. Sevda yaylasından Mevla’ya ulaşan yolun, sadece senin izinden gitmekte olduğunu ve hayat tarzını hayatlarımıza tatbik etmekte olduğunu sen bize öğrettin sultanım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İç alemimizde çözülmeyi bekleyen binlerce buzulun, binlerce kör düğümün, kalbimizi mesken tuttuğunun ve nasıl çözüleceğinin sırlarını bize sen öğrettin. Yüreğimizdeki kin ve nefret dağlarını eritip, hak ve başkalarının haklarına zarar vermeyen özgürlük anlayışına, adalet ve hoşgörüye dönüştürmeyi bize sen öğrettin. Nefsani arzularımızı dizginlemeyi, kalbimizi işgal eden buzulları iman ateşiyle eritmeyi bize sen öğrettin gül yüzlü sevgili sultanım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölmeden önce kalbimizi hesaba çekmeyi, Allah rızası için sevmeyi ve onun rızası için buğz etmeyi bize sen öğrettin. Yaratılanı sevmeyenin yüce yaratıcıyı sevemeyeceğini, merhamet etmeyene merhamet edilmeyeceğini, din kardeşliğinin kan kardeşliğinden daha önce geldiğini bize sen öğrettin. Din kardeşliğinin kan kardeşliğinden önce geldiğini öğrettiğin içindir ki; baba ile oğul, abi ile kardeş Bedir’de, Uhut’ta, Hendek’te ve diğer gazalar da dinleri için birbirleri ile savaştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbimize gül cemresi ve senin gül kokun düşmeden dünyamıza bahar gelmezdi. Senin kainata can veren muhabbetin olmasaydı, cenneti müjdeleyen baharların getirdiği yemyeşil bir sevdanın nuru yüreğimizi sevgi ummanı haline getirmezdi. Gözyaşlarında dalgalanan rahmet ummanları gönül sahillerimize vurmazdı. Yol gösterdiğin ebedi kurtuluşa ermek umuduyla dualar arşa yükselmezdi. Seher vakitlerinde yüce yaratıcının aşkıyla Allah’ım gül yüzlü sevgilinin hürmetine bizleri affeyle nidaları duyulmazdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gül yüzlü sevili sultanlar sultanım! Bizim yolumuzu aydınlattığın için, bize hidayet ve kurtuluş yolunu gösterdiğin için, kalplerimizdeki kördüğümlerin çözülmesine vesile olduğun için sana sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Salat ve selamlarımı gönderiyorum. Güneşin dünyadaki başka diyarları da aydınlatmaya gittiği şu saatlerde, başak gönülleri de ısıtmaya gittiği şu saatlerde, kalemi keğıdı alıp elime seninle dertleşmek, sana hasret duygularımı yazmak, yalnızca sana yazmak ve yalnızca seni özlemek geliyor içimden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sy5ozePNxoI/AAAAAAAAAKg/OzQxxlWZHps/s1600-h/sefaatrasulelallah.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sy5ozePNxoI/AAAAAAAAAKg/OzQxxlWZHps/s320/sefaatrasulelallah.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar köyü / Dursunbey&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sy5o_AA1VLI/AAAAAAAAAKo/RYkd6rRyBO8/s1600-h/feyzullah-kirca-imza-(13).jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sy5o_AA1VLI/AAAAAAAAAKo/RYkd6rRyBO8/s320/feyzullah-kirca-imza-(13).jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-5320806266639005462?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/5320806266639005462/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/12/gul-yuzlu-sevgiliye-10.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/5320806266639005462'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/5320806266639005462'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/12/gul-yuzlu-sevgiliye-10.html' title='GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -10'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sy5ovIrmuFI/AAAAAAAAAKY/QgDdfsMhlb4/s72-c/muhammed1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-4690957029929041116</id><published>2009-12-14T13:42:00.000-08:00</published><updated>2009-12-14T13:42:55.897-08:00</updated><title type='text'>GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -9</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Syawr5IJ05I/AAAAAAAAAJ4/g3sG1Zd3FqM/s1600-h/mhmmed.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" rs="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Syawr5IJ05I/AAAAAAAAAJ4/g3sG1Zd3FqM/s320/mhmmed.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlığın içinde kedi gözlerden yansıyan ışıklar gibi, sana yeniden doğuşlarım filizlenirken uçurumların yamaçlarından, yıkıntıların içinden sağlam çıkmanın telaşındayım. Kaybedişlerimin top yekün sebeplerini gömüp bir an önce harabe bedenimin mezarlığına, yeni kaybedişlere yelken açan yanımı asıyorum mendireğe. Gururlanma insanoğlu öleceksin bir gün deyip kendime, dönüyorum bir an önce tüm kaybedişlerimden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu güne kadar öylesine kaptırmışız ki kendimizi, fani dünyanın aldatıcı cazibesine. Kendimiz bile inanır olduk bile bile söylediğimiz kuyruklu yalanlarımıza. İşlediğimiz bile bile lades günahlarımızdan öteye geçtikte, başaklarını da arkamızdan çağırır olduk. Birde kendi günahlarımız yetmezmiş gibi onların günahlarını yüklenmeyi vaat ederek, onları da senin yolundan ayrılmaya çağırır olduk, cehennem ateşini hiçe sayarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa her güzel gelen şey bitmeye mahkum idi. Gerçekler dikilince ebedi dünyamızda kurulacak Mahkeme-i Kübra da, hiç bir fiilimiz ve düşüncemiz gizlenmeden ayna gibi karşımıza. Derin ve uzun bir rüyadan uyanır gibi uyanacağız sonsuzluk diyarına. Ama şimdilerde aldanmışız bir kere. Sonsuzluk durağının istasyon şefi sanırız kendimizi. Sanki bu hayat hiç bitmeyecek gibi yaşamanın, sıhhat ve boş vakitlerimizi heba etmenin telaşındayız. Son durağa geliyor olmanın umursamazlığında gününü gün etmenin telaşında gafil insanlık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Helal rızık kazanmanın telaşındayım onun için karıncayı örnek alırım kendime. Ahreti kazanıp kurtuluşuma ermek için getirdiğin ilahi kitap kuran-ı kerimi örnek alıyorum kendime. Bu devirde o da günah mı olurmuş, buda günah mı olurmuş diyenlere bakmıyorum bir an bile. Yıkmayı değil yapmayı, yoksulun elinden tutmayı, kini ve nefreti değil hoşgörü ve barışı hakim kılmayı istiyorum. Onun için seni örnek alıyorum ey kainatın sultanı gül yüzlü sevgili! Çevremde sevilen bir kişi olmak istiyorum ama sevmiyor insanlar hakikatleri söyleyenleri. Halkıma faydalı bir kişi olmak isteyenlerin önlerine acımasızca koyuyorlar enva-i çeşit dikenleri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Mevlamın ismini anmak istiyorum kendimden geçinceye dek, Eyyup peygamberi örnek alıyorum. Becermiyorum. Çünkü; parmağıma diken batsa acısına dayanamıyorum. Oysa o diline gelinceye kadar tüm acılara dayanmıştı. Diline gelince yaralar rabbinin ismini anamam diye yakınmıştı. Sonsuza dek rabbime ve sana bağlı kalmak için Bilal-i Habeşi’yi örnek alıyorum. Beceremiyorum. Çünkü; sıcağa dayanamıyorum. Oysa o yakıcı güneşin çöl sıcağında dayanmıştı kocaman kayalara. Adaleti hakim kılmak için Ömer Bin Hattap-ı örnek alıyorum. Beceremiyorum. Çünkü; bu bilgi, cesaret ve beceri istiyor. Oysa o bir kişi haksızlığa uğrar diye uyumayıp sabaha kadar geziyordu. Yaratılana saygıda kusursuz olmayı istediğim için Yunus Emre ve Veysel Karanı bana örnek olsun diyorum. Herkese hoşgörülü olup sevgiyle kucak açmak için ‘gel ne olursan ol, bizim kapımız ümitsizlik kapısı değildir’ diyen Mevlana Celalettin Rumi bana örnek olsun diyorum. Onlar gibi olmanın hayalini bile kurmaktan acizim gül yüzlü sevgili! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kevser suyundan bir damla, göz göze geleceğimiz bir anla, günah karda olsalar affet ya Rabbim diyecek şefaatında, bize de yer var mıdır acaba? Günah kar benceğize bir kurtuluş umudu var mıdır ey sultanlar sultanı gül yüzlü sevgili?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SyawggjbrBI/AAAAAAAAAJw/V_M1g9IDTWs/s1600-h/feyzullah-kirca-imza-(8).jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" rs="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SyawggjbrBI/AAAAAAAAAJw/V_M1g9IDTWs/s200/feyzullah-kirca-imza-(8).jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-4690957029929041116?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/4690957029929041116/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/12/gul-yuzlu-sevgiliye-9.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/4690957029929041116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/4690957029929041116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/12/gul-yuzlu-sevgiliye-9.html' title='GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -9'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Syawr5IJ05I/AAAAAAAAAJ4/g3sG1Zd3FqM/s72-c/mhmmed.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-2915643136790144562</id><published>2009-12-11T05:56:00.000-08:00</published><updated>2009-12-11T05:56:43.304-08:00</updated><title type='text'>GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -8</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SyJPYxbC_8I/AAAAAAAAAJI/hbfuezrARY8/s1600-h/10.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SyJPYxbC_8I/AAAAAAAAAJI/hbfuezrARY8/s320/10.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Tutuşup hasretinle kavrulur nice bedenler. Kavuşmak ümidiyle nice tenler sana uçarlar. Bir mızraktan çıkan ok gibi yalnızlık saplanır sana sevdalı yüreklere. Ve gözlerden oluk oluk yaşlar akar. Bütün renkler yeşil beyazdır senin baktığın yerde. Ebedi karanlığa gömülür bin bir nefsani arzu ve gökler sana sevdaya donanır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; Ebrehe’nin ordusuna karşı zümrüt gagalı ebabil kuşları senin geleceğini haber vermişti. Ebrehe feryat ederken seni ebedi aşk ile bekleyen Kabe-i Muazzama’yı yıkmak için deden Abdülmuttalib’in koruduğu. Filleri ise inatla sana sevgiyi isbat etmeye durdu Kabe’ye giden yolda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir şahadet uğruna sana açılan elin, parmağında gül biter. O şahadet ki Allah birdir, Allahtan başka ilah yoktur. Sen gül yüzlü sevgili Muhammed onun kulu ve elçisidir diye yükselir sana inanan her bir imanlı nefsin dudaklarından arşa. Seni peygamber olarak görebilmek ve nübüvvet yolunda sana yaren olabilmek için yalvardı Allah’a Nevfel bin Varaka ilahi aşkla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bedenler irade-i cüziye denen mefhum ile özgür olsa da, yanlış atılan adımlar ve hatalar yaşamsal olarak kalır hep, göz açıp kapar gibi geride. Nefislerimizin arzularına boğun eğdik ve aldandık desek ne olur ki; geçen günler geçmiştir. Son pişmanlıklar geri döndürmez geçip giden zamanı. Artık dönemeyiz geriye, yön tek, aynı yere varacak çaresiz bütün yollar, hangi yönü seçersen seç. Ansızın kaçar gideriz dünyadan, uyanacağız o gün rüya sanacağımız fani hayattan gerçek hayata. O gün bize senden başka kim şefaat eder ey gül yüzlü sevgili?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Hasretin çökünce şu garip gönlüme, yaşlar dolar gözlerime. Susar dilim, özler gözlerim ilahi aşkınla yanar ağlarım. Seni seviyor olmanın coşkusuyla yaşamanın mutluluğunu ve hazzını yaşamaya çalışıyorum. Deniz gülümser uzaklardan, gökyüzü gülümser, gündüz güneş, gece ay ve yıldızlar gülümser senin sevgini sana sevgiyle dolu yüreklerimize. Gecenin ve gündüzün İsrafil aleyhisselamın dahi sevgi esintilerini getirir yüreklerimize. &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Senin yokluğunda kelimeler yitik, mana öksüz şimdi. Cümle varlığımız aşk-ı sukuta daldı. Gözlerim keğıtlara dalar, bomboş bakarım. Acizaneyim ey sultanlar sultanı gül yüzlü sevgili, sana duygularımı yazmak gelir içimden. Dedim ya bundan da acizim, beceremem. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar köyü / Dursunbey &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SyJO60OaUxI/AAAAAAAAAJA/ruQiwRqhsMs/s1600-h/feyzullah-kirca-imza-(37).jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SyJO60OaUxI/AAAAAAAAAJA/ruQiwRqhsMs/s320/feyzullah-kirca-imza-(37).jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-2915643136790144562?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/2915643136790144562/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/12/gul-yuzlu-sevgiliye-8.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/2915643136790144562'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/2915643136790144562'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/12/gul-yuzlu-sevgiliye-8.html' title='GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -8'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SyJPYxbC_8I/AAAAAAAAAJI/hbfuezrARY8/s72-c/10.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-3550617146910558564</id><published>2009-12-07T03:17:00.000-08:00</published><updated>2009-12-07T03:17:27.340-08:00</updated><title type='text'>GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -7</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SxzkNiZE0YI/AAAAAAAAAI4/Qc0EGqhSy8g/s1600-h/pervane.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SxzkNiZE0YI/AAAAAAAAAI4/Qc0EGqhSy8g/s320/pervane.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Rabbimin adıyla coşarak döner hu hu diye pervaneler. O’nun adını zikreder bütün ağaçlar ve çiçekler. Miraç gecesinde görme şerefine nail olduğun yüceler yücesi Allah’ın yolunda Aşk-ı derya ile kendinden geçer divaneler. Divaneler dini sorumluluktan yoksun olsalar da, Allah’a ve sen gül yüzlü sevgiliye karşı akiliz diyenlerden daha bir sevgiyle dolu sineler. Dillerimiz yüreğimizdeki güvercin pusularını geçerek, benliğimiz hakikate ulaşsın diye yineler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanfiller dikelim gönüllerimizdeki sana hasret kıraç bayırlara. Sana sevgilerinden adını yazar göçmen kuşlar gökyüzünde geçerek sıralara. Kırılmış ve sarı başaklara dönen umut dolu gönüllerimiz kurtuluşu dilerde, günah kar benliğimiz çıkar yine de yollara. Sevgi yüklü, kurtuluşu ve cenneti gösteren gözlerini biz göremedik. Ama biliyoruz sevgi dolu ve bulutları yırtarak miraç’a çıkan ve ümmetinin kurtuluşu için Allah’a yalvaran düş gemisi gözlerini. Sevgi dolu gözlerinin verdiği cesaretle çıktık cennet dilediğimiz yollara. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islak yastığıma ilahi hüznün düşünce sana sevdaya düştü bir kez daha gönlüm aciz. Sen bizim yakınımızdasın aslında, biz senen uzaklaştığımızın farkında değiliz. Üzerimize yeşil beyaz La ile he illallah Muhammed erasulullah yazan kadifeler serilsin de taşınsın kurtuluş sahiline gönül bahçelerimiz. Erisin şefaat sancağının gölgesin altında manevi benliğimiz. Cehennem çukurlarına bu bedenimi yatırmadan, hayal ettiğimiz misk kokulu saçlarının arasında kaybolmadan ilahi aşk atlasında kurtuluş ve bağışlanma dehlizlerine doğru kulaç atmadan kapanmasın şu fani dünyaya günah kar gözlerimiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işık senin yüzüne vurduğu için aydınlık gelir bize. Yağmur senin göğsüne vurduğu için serinletir çevremizi. Rüzgar senin tenine değip geldiği için asrı saadetten günümüze, daha bir huzur getirir esişlerinde bize. Biz yine de sana susadık. Ey gül yüzlü sevgili özlemin cennet kokusu bize. Sen öksüzler sultanısın. Kuranın ilk bülbülü, bahtiyar kalplerin aşkla açan gülüsün. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan böyle sokak çocuklarının üşümüş ellerini ısıtmak isteyecek bizimde ellerimiz. Kimsesizlerin yanan yüreğine bir avuç su taşıyacak ellerimiz. Nerde bir yardıma muhtaç varsa onu arayacak gözlerimiz. Nifaklar derlemek için değil, sevdalar ve hoşgörü dolu beraberlikler için olacak naçizane sözlerimiz ve eylemlerimiz. Daha bir aydınlık ve umutlu bakar belki hakikatlerden gafil gözlerimiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sxzj3LVrybI/AAAAAAAAAIw/iKt-94AV_z8/s1600-h/feyzullah-kirca-imza-(29).jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sxzj3LVrybI/AAAAAAAAAIw/iKt-94AV_z8/s200/feyzullah-kirca-imza-(29).jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-3550617146910558564?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/3550617146910558564/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/12/gul-yuzlu-sevgiliye-7.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/3550617146910558564'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/3550617146910558564'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/12/gul-yuzlu-sevgiliye-7.html' title='GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -7'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SxzkNiZE0YI/AAAAAAAAAI4/Qc0EGqhSy8g/s72-c/pervane.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-6416390253520935713</id><published>2009-12-03T07:50:00.000-08:00</published><updated>2009-12-03T07:51:49.126-08:00</updated><title type='text'>GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -3</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SwZaIVHkAwI/AAAAAAAAAFQ/OkFmAtKnlYI/s1600/gul_440.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SwZaIVHkAwI/AAAAAAAAAFQ/OkFmAtKnlYI/s320/gul_440.jpg" yr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kalbimize girdiğin yollara pusular kurulmuş ey gül yüzlü sevgili. Artık insanların gönülleri insanlara kavuşmuyor. Anka kuşları dirilmiyor. Garip ve gurabaların diyarından kırlangıçlar geçmiyor artık. Bizim için gidişin hüzünlü bir sonbahardı. Sen gittin de aşk ve iman kalplerden ve gönüllerden çekildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa gözleri seni gördüğü için hayatları daha bir güzeldi sahabenin. Sözlerini programlanmış bir robot gibi dinler ve anında uygulardı o güzel insanlar. Sözlerin ise o kadar güzel, o kadar yumuşak, o kadar etkileyiciydi ki, güneşin bile yüzünü güldürürdü. Susuşun dahi ibret dolu bir kitaptı. Anlamı vardı her bir söz ve davranışının. Bakışın canlara can katardı. Duruşun dağların bile başını dik tutardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin gül kokun cennet kokusunu hatırlatır bize, ey gül yüzlü sevgili sana kavuşmak cennet çiçeğidir. Sonsuz genişliklerin sırrını sen anlattın bize. Biz senden öğrendik, senin hayatını izleyerek öğrendik hakikatleri. Bebekler senin tebessümünü içiyor anne sütünden önce. Kelebekler seni bulabilmek için alabildiğine çırpar kanatlarını. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çöldeyim sanki susuzum sözlerin bana Leyla’dır. Kuyularda Yusuf’um sözlerin bana Züleyha’dır. Sevgin, bize Yakup’un Yusuf’a olan sevgisidir ey gül yüzlü Seyda’m. Ateşlerde İbrahim ben görmek şerefine nail olamadığım, hadisçilerin ve alimlerin anlattıklarından öğrendiğim gözlerin bana derya. Sancılar içinde Meryem’im bakışın bana Hz İsa. Yaralar içinde Eyyub’um hasretin bana şifadır. Vuslata ermek için şu daracık göğsümün kafesinden çıkmayı bekliyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SwZaN64g8xI/AAAAAAAAAFY/hMo7szpvFqU/s1600/feyzullah-kirca-imza-(8).jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SwZaN64g8xI/AAAAAAAAAFY/hMo7szpvFqU/s200/feyzullah-kirca-imza-(8).jpg" yr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-6416390253520935713?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/6416390253520935713/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/12/gul-yuzlu-sevgiliye-3.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/6416390253520935713'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/6416390253520935713'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/12/gul-yuzlu-sevgiliye-3.html' title='GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -3'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SwZaIVHkAwI/AAAAAAAAAFQ/OkFmAtKnlYI/s72-c/gul_440.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-6981587064748211490</id><published>2009-12-03T07:45:00.000-08:00</published><updated>2009-12-03T07:56:12.725-08:00</updated><title type='text'>GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -6</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sxfc5TTuvcI/AAAAAAAAAHI/W8JyWp5Snxk/s1600-h/3fbwq2.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sxfc5TTuvcI/AAAAAAAAAHI/W8JyWp5Snxk/s320/3fbwq2.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Ey gül yüzlü sevgili ve Allah’ın kutlu elçisi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yollarımıza sen çıkmadan önce sonu karanlıktı yoların. Başlar haddi olmayarak gezerken kaf dağındaki bulutların arasında, ruhlar ve bedenler birbirinden kopuktu. Viran olmuştu ruhlar, aslında kalakalmıştı kafalar göçük altında. Kurtuluşu isteyen Adem oğlu ise yol gösterici bir gül aradı hep gülistanda. Sonra biz insanlığı kurtarmak ve bize kurtuluş yolunu göstermek için sen geldin fani dünyaya gül yüzlü güller sultanı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin yaşadığın ve ilahi nurunla alemleri aydınlattığın zamanda biz yaşamadık. Ben yaşamadım. Onun için gözlerinin bakışları hiç değmedi gözlerimize. Senden yüzyıllar sonra dünyaya geldik. Sen dünya hayatına teşrif edip, görevini ikmal ettikten ve ebedi aleme hicret ettikten on dört yüz yıl sonra merhaba diyerek gözlerimizi açtık fani dünyaya. Ama ilk olarak ‘‘Allahtan başka ilah yoktur. Muhammed onun kulu ve elçisidir’’ diye okundu kulağıma ve tüm Müslüman bebeklerinin kulaklarına. Hiç tereddüt etmedik sana inanmakta ey gül yüzlü sevgili! Getirdiğin ilahi vahyi hemen kabul ettik. Buyruklarını ve bize örnek yaşamını öğrendik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni görmesek de dünya gözüyle senin gösterdiğin yolda yürüyor olmanın sevinç resitaliyle her bir yanımız şaha kalkıyor. Saklanamaz bir çağlayışla sana kavuşmak ve Kevser havuzundan bir yudum su içmekle ilgili özlem duygularımız taştı. Beklenen ve özlenen kavuşma anında, biz günah kar ümmetlerine karşı yüzünde belirecek tatlı bir tebessümü düşünerek zincirledim yüreğimi. Ta ki ellerin tutuncaya kadar tövbe kar ellerimden. Gözlerinin sevgi dolu ve tatlı tebessümlerinin hayalini kurmaktayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İpi kopmuş tesbih taneleri gibi darmadağın olmuş Müslümanlar. Özgürlüklerimiz arsız, vicdansız ve hoşgörüden yoksun prangaların ucunda tutuklu kaldı. Kabus gibi siyah yürekli ve acımasızca kimyasal bomba atan siyah kelebekler hayallerimizi bile ipotek altına aldı. Dünlere ve ve can çekişen bu günlere hala dur diyemedik. Yarınları bir an önce kurtarmak gerektiğini çoğu zaman düşünemedik. Biz Müslümanları bölüp parçalayıp, sonrada onların dökülen kanlarıyla beslenenleri yüzyıllar boyu göremedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüreklerimizdeki barış ve hoşgörü güvercinlerimiz, önlerine kurulan derin pusuları geçerek sana ve ebedi kurtuluşa ulaşsın istiyoruz. Kırılmış ve kararmış sarı başaklara dönen küskün ve bir o kadar da azimli yüreklerimize, bulutları yırtan bir düş gemisi olsun bize dinlenesi sözlerin. En azgın putperestleri bile imana döndüren o dinlenesi sözlerin ey gül yüzlü sevgili. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SxfflUlEHwI/AAAAAAAAAHg/DSK-NqGZBvM/s1600-h/feyzullah-kirca-imza-(47).jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" er="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SxfflUlEHwI/AAAAAAAAAHg/DSK-NqGZBvM/s320/feyzullah-kirca-imza-(47).jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-6981587064748211490?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/6981587064748211490/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/12/gul-yuzlu-sevgiliye-6.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/6981587064748211490'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/6981587064748211490'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/12/gul-yuzlu-sevgiliye-6.html' title='GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -6'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sxfc5TTuvcI/AAAAAAAAAHI/W8JyWp5Snxk/s72-c/3fbwq2.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-5916366073292970125</id><published>2009-11-25T03:17:00.000-08:00</published><updated>2009-11-25T03:17:45.525-08:00</updated><title type='text'>GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -5</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sw0SLVCPnkI/AAAAAAAAAGQ/1pqwEp4n2e0/s1600/efendim.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sw0SLVCPnkI/AAAAAAAAAGQ/1pqwEp4n2e0/s320/efendim.jpg" yr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Cehalet ve azgınlık doluydu sen gelmeden önceki günler. Güçsüzler ve kimsesiz garibanlardı hep ezilen ve hakir görülenler. Diri diri gömülüyordu günahsız ve niçin böyle bir cezaya layık görüldüklerini bile bilmeyen küçük kız çocukları. Kadın erkek eşitliğini ve kadına değer vermeyi sen öğrettin insanlığa gül yüzlü sevgili sultanım. İnsanlar vardı adına kölelik denen ve mal gibi aramızda alınıp satılan, alan kişi tepe tepe kullanıyordu. Sultanım onları ilahi nasihat ve tebliğlerin ile sen kurtardın. Köle diye eşya gibi, mal gibi alınıp satılan insanları alınıp satılmaktan sen kurtardın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yollarımız vardı bizim kıvrım kıvrım akan Sakarya nehri misali. Bizi çıkışa götürmeyen ve kurtuluşa götürmeyen, Labirentler misali yollarımız vardı. Önümüzü görmeden, nereye varacağını bilmediğimiz, insanlık bizi nereye götüreceğini bilmediğimiz alametlere binmişti. Sonuçta gelecektik yinede kıyamete. Sen gelince anladı insanlık bu gidilen yolun sonu karanlık imiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Gecenin karanlığından sonra dağların arkasından çıkan güneş gibi, bulutların arkasında gizlenip bulutlar çekildikten sonra ortaya çıkıp dünyayı ısıtan güneş gibi gül yüzlü sevgili sen doğdun bin dört yüz yıl önce ve dünyamızı aydınlattın. Bütün karanlıkları aydınlattın ve kurtuluş yolunu gösterdin tüm insanlığı aydınlatarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sendin sultanım insanlığın cehaletten kurtuluşu için beklenen. Sendin dünyada eksikliği hissedilen ve özlem ile istene ve beklenen. Bir yanımız hep eksikti yokluğunda. Musa a.s, Davut a.s ve İsa a.s. gelen ilahi kitaplar tahrip edildikten sonra manevi yanımız hep eksik kaldı yokluğunda. Susup kalıp kuruyan fidanlar misali ruhlarımız kurumaya yüz tutmuştu. Yağmurun toprağı suladığı gibi ruhlarımızın üzerine yağdırdın insanlığı kurtuluşa götürecek sevdanı gül yüzlü sultanım. Umutsuzluklara ait tüm gözyaşlarımızı silip, gözlerimize ve gönüllerimize mutluluğa dair damlalar döktün. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Gül yüzlü sevgili! Tam ihtiyacı olduğu bir zamanda tuttun, cehalet batağındaki insanlığın ellerinden. Çıkmaza giden yollardan bizi kurtuluş yoluna döndürdün. Hiç düşünmedik gösterdiğin kurtuluş yolundan ayrılmayı. Hiç düşünmedik seni sevgi ve muhabbetle yerleştirdiğimiz gönüllerimizden çıkarmayı. Hasretinle yanıp kavrulsa da benliğimiz. Ebedi alem de sana kavuşmanın ümidi ve özlemiyle hasretimizi dindirmekteyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sultanım insanlığın kurtuluşu için gösterdiğin yolları takip ederek, eksik ve hatalarımız ile sana kavuşmaya geliyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-5916366073292970125?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/5916366073292970125/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/gul-yuzlu-sevgiliye-5.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/5916366073292970125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/5916366073292970125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/gul-yuzlu-sevgiliye-5.html' title='GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -5'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sw0SLVCPnkI/AAAAAAAAAGQ/1pqwEp4n2e0/s72-c/efendim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-2414816178194665415</id><published>2009-11-25T03:13:00.000-08:00</published><updated>2009-12-03T07:49:43.398-08:00</updated><title type='text'>ŞÜKRETMEYİ BİLMEK GEREK</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sw0RKHj4EmI/AAAAAAAAAGI/Xwi3XsVOcHY/s1600/GoveDua06.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sw0RKHj4EmI/AAAAAAAAAGI/Xwi3XsVOcHY/s320/GoveDua06.jpg" yr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Şükretmek, biz insanoğluna verdiği her türlü nimetten dolayı dil ile ve kalp ile yüce Allah’a teşekkür etmek ve bu nimetleri kuranda belirtildiği şekilde kullanarak hakkını vermek demektir. Şükrün yani Allah’a teşekkürün kalben ve dil ile yapılmasının yanında fiilen de yapılması çok önemlidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Fiilen şükretmek ise Allah tarafından bize dünyada istifade etmemiz için verilen bunca nimetin bir kısmını yine onun yolunda, onun razı olacağı şekilde değerlendirmekle olur. Yani onun yolunda, onun rızası için tasarruf etmekle olur. İnsan mal, mülk, zenginlik, makam, mevki, itibar, zeka, ilim, bilgi ve sağlık gibi nimetleri Allah’ın emrettiği gibi kullanmaz ise verilen nimetlerin şükrünü hakkıyla yapamamış olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bu yüzden şükretmek kuranın bir çok yerinde tekrarlanan ve müminlerin çok titiz bir şekilde korumaları ve sahip çıkmaları gereken bir ibadettir. Bu ayetlerden bir kaçı şöyledir: ‘‘Hayır, artık yalnızca Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol,’’ (Zümer Suresi 66) ‘‘Öyleyse Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal ve temiz olanlarını yiyin; eğer O’na kulluk ediyorsanız Allah’ın nimetlerine şükredin.’’ (Nahl Suresi 114) buyuruyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Allah’a teşekkür etmekle mümin, Allah’ın rızasını, sevgisini ve hoşnutluğunu kazanır. O’na daha fazla yakınlaşır. Kendisine mal ve servet kazandıran sebeplere ve aracılara takılmadan, sahip olduğu her şeyi ona Allah’ın verdiğini bilir. Allah sahip olduğu malı elinden geri almak isterse, onu yoksulluk ile imtihan etmeyi dilerse bunu yapmasına engel olacak hiçbir gücün olmadığını bilir. Bir yangınla felaketiyle, bir sel felaketiyle, dondurucu bir soğukla, bir deprem ile veya bir kaza ile geri alabileceğini bilir. Bunu bu şekilde bildiği içinde Allah’ın verdiği nimetlerden maddi olarak faydalanmakla birlikte, kalp ve dil ile teşekkür etmenin yanında; ihtiyaç sahiplerine, gerek zekat, gerek fitre, gerek kurban eti, gerek sadaka gibi yardımlarıyla maddi olarak da Allah’a şükretmenin manevi hazzını yaşamış olur. Böylece Allah’ın rızasını kazanmış ve o’nu en güzel şekilde yüceltmiş olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir başka ifadeyle şükür; verilen nimetleri yerli yerinde kullanıp Allah’a verdiği nimetlerle isyan etmemek, nimetleri kullanırken ve harcarken onları vereni unutmamaktır. Kuran-ı Kerimde ‘‘ Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah size niye azap etsin ki? Allah şükrün karşılığını verendir, hakkıyla bilendir.’’ (Nisa Suresi 147) ‘‘ Nimetlerime şükrederseniz elbet artırırım.’’ (İbrahim Suresi 7) buyruluyor. Nimetin kıymetini bilmeyip nankörlük etmek, elden çıkmasına sebeptir. Şükür ise, devamına ve bereketlenmesine yani çoğalmasına vesile olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;İyilik edene, aynısıyla karşılık verilmelidir. Bunu yapmayan hiç olmazsa teşekkür etmelidir. Kendisine iyilikte bulunan kişiye veya kişilere dua etmelidir. Çünkü iyiliğe karşı iyilik insanlık vazifesidir. Bize en küçük bir iyilikte bulunan bir insana teşekkür etmeyi, en azından bir sağ ol demeyi ihmal etmiyorsak; bize her iyiliği yapan, bizi yoktan var eden, sıhhat ve sağlık veren, akıl ve zeka veren, her türlü ihtiyaçlarımız gideren Allah’a ne kadar şükretsek azdır. Evrendeki gözle görebildiğimiz ve göremediğimiz uçsuz bucaksız devasa gezegenleri bizim istifademiz için yüzdüren Allah’a ne kadar şükretsek azdır. Dünyadaki dağları, ovaları, okyanusları, denizleri ve büyüklü küçüklü nehirleri bizim hizmetimize suna Allah’a ne kadar şükretsek azdır. Mevsimleri, ayaları, gün ve geceleri, bizim ihtiyacımız olan canlı ve cansız bütün devasa varlıklardan tutun, gözle göremediğimiz ama yeryüzündeki leşleri temizlemek görevi olan bakterileri bile bizim hizmetimize sunan Allah’a ne kadar şükretsek azdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ama insanoğlu çoğu zaman hep nankörlük eder. Baba oğluna kocaman bir bağ bağışlar, oğlu babasına bir salkım üzüm bağışlayamaz. Komşusu komşusuyla yediğini içtiğini paylaşır. Komşusu onunla yolda karşılaşınca bir selam, bir merhaba bağışlayamaz. Arkadaşına misafir olduğunda, arkadaşı ona kuzu-koyun keser. Ama arkadaşı ona misafir olduğunda ise bir tavuk kesemez, hatta bir tas çorba, bir bardak çay bile bağışlayamaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Allah bize günde 24 saat vermiştir, biz ona kulları olarak, şükretmek için bir dakika bile ayıramıyoruz. Günde beş vakit namaz ortalama on beşer dakikadan yaklaşık olarak bir saat eder. Kulluk etmek için o bir saati bile Rabbimiz için harcayamıyoruz. Senede yiyip içmemiz için on iki ay vermiş bir ayını hem midelerinizi dinlendirin, hem de benim için oruç tutun diye emretmiş. On iki aydan bir ayının sadece gündüzlerini bile Rabbimiz için ayıramıyoruz. Örnekleri çoğaltmak mümkün, ama anlatmak istediğim meseleyi bu kadarı da izah edecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Sonuç olarak şükür üç şekilde yapılır: 1- Kalp ile nimeti vereni tanıyıp O’na iman etmek suretiyle yapılır. 2- Dil ile nimeti vereni anmak, O’nu övmek ve O’nu tesbih etmekle yapılır. 3- Amel yani fiil ile Allahın emir ve yasaklarına uygun olarak hareket etmek ile yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca &lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-2414816178194665415?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/2414816178194665415/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/sukretmek-biz-insanogluna-verdigi-her.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/2414816178194665415'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/2414816178194665415'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/sukretmek-biz-insanogluna-verdigi-her.html' title='ŞÜKRETMEYİ BİLMEK GEREK'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sw0RKHj4EmI/AAAAAAAAAGI/Xwi3XsVOcHY/s72-c/GoveDua06.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-3298711213095103113</id><published>2009-11-23T12:44:00.000-08:00</published><updated>2009-11-23T12:44:39.335-08:00</updated><title type='text'>BEREKETLİ VE HELAL KAZANÇ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SwrzeUu1F3I/AAAAAAAAAFw/uY6JY2RyctQ/s1600/calisma2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SwrzeUu1F3I/AAAAAAAAAFw/uY6JY2RyctQ/s320/calisma2.jpg" yr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El emeği göz nuru olarak bilinen ve emek yani çalışıp çabalama mahsülü olarak nitelendirilen helal kazanç ile ilgili peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: ‘‘ Hiçbir kimse kendi elinin emeğinden daha hayırlı bir lokma yememiştir. Allah’ın peygamberi olan Davut (a.s.) da kendi elinin emeğini yerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişinin çalışarak sağladığı kazanç ve mallar en hayırlı ve bereketli kazançlarıdır. Sorumlu bulunduğu aile fertlerinin geçimini helal kazançtan temin etmeye çalışan kişi Allah’ın sevgisini ve hoşnutluğunu kazanır. Allah’ın sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmak ise bizlerin bu dünya da yapabileceği ana hedefimizdir. Allah (c.c.) : ‘‘insan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.’’ (Necm Suresi 39) buyurur. Peygamberimiz ise tembelliği ve asalak bir böcek gibi başkalarının sırtından geçinmeyi yasaklamış ve: ‘‘ sizden herhangi biriniz ipini alıp da dağdan arkasına bir bağ odun yüklenerek getirip satması dilencilik yapmasından çok daha iyidir.’’ diye buyurmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam dini Müslümanların meşru ve helal olan yollardan kazanç elde etmelerinin istemiştir. Rızkımızı helal ve temiz olan yollardan elde etmemizi istemekte ve haram olan yollardan elde edilecek kazancı men etmektedir. Haram yollardan elde edilen kazançla helal olan mal-mülk ve rızklarımızı kirletmememizi istemektedir. Peygamberimiz bir önceki sözüne benzer bir şekilde: ‘‘ Birinizin urganını alarak sırtında odun getirip satması ve böylece Allah’ın lütfuyla, kendi ayakları üstünde durması insanlara el açmasından daha iyidir.’’ Buyurarak insanları çalışmaya, çaba göstermeye teşvik etmiştir. Bu bağ ve bahçede yapılan çalışma olabileceği gibi, zihin ve bilgi gücüne dayanan çalışma olarak da değerlendirilebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce yaratıcımız Allah insanlığın zarar göreceği her şeyi haram, faydalanacağı, insanlığın iyiliğine olan güzel şeyleri de helal kılmıştır. O halde Rabbimizin ortaya koyduğu helal ve haram sınırlarını asla aşmamalı ve helal kazanç peşinde koşmalıyız. Devlet hastanesindeki doktora muayeneye gidiyoruz. Özel muayenehanesine gitmediysen karşıdan bakıyor. Sıradan bir iki ilaçla gönderiyor. Özel muayenehanesine gittiysen seni hastanenin kapısında karşılıyor. O zaman devletin hastanesini tüm imkanları senin oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet veya özel kurumlara eleman alınacağı zaman, kimin alınacağına karar verecek olan kişiye rüşveti gösterdin mi tamam, bir şekilde o iş senin oluyor. Ondan sonra saat onda işe gelmeler, hatta aybaşında gidip maaşı alıp yan gelip yatmalar başlıyor. Hizmet bekleyen haklı vatandaşı azarlamalar, haklı olarak işinin bir an önce yapılmasını istedi diye, devlet görevlisine mukavemet suçlamaları başlıyor. Bugün git yarın gel demek için bin bir dereden elek ile su getirmeler, mesai saatinde çay içmeler, afaki muhabbetler aşlıyor. Tandık biri geldi mi, işe rüşvet girdi mi sıra bile beklemeden çabucak olmazlar oluveriyor. Devlet gelin buraları özelleştirelim deyince devletin malını sattırmayız çığlıkları yükseliyor. Senin derdin devletin malı değil; özel şirket gelince, özelleşme olunca, sende işi aksatınca kapının önüne konulma korkusudur. Sana verilen görevi layıkıyla yapsan, yapmak niyetin olsa, devlet işi- özel şirket ayrımı yapmadan adam gibi çalışırsın. Hak hukuk bilir maaşını vatandaşın verdiği vergilerden aldığını düşünür, ailene ve geçimini sağlamak zorunda olduğun kişilere helal kazanç yedirirsin. Memleket için, malını sattırmam dediğin devlet için kaytarmadan çalışırsın. Üretim yaparsın ve devletini kalkındırırsın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan hayatını devam ettirebilmek için çalışmak ve üretip kazanmak zorundadır. Çünkü kişinin kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin ihtiyaçlarını karşılaması için çalışması farzdır. İnsan yeryüzünün her tarafından istifade ederek meşru yollardan rızkını aramak hakkına sahiptir. Ancak çalışırken ilahi buyruklara ve kanuni düzenlemelere uygun olarak davranmak ve iş ahlakına riayet etmek mecburiyetindedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam dini; çalışanların birbirlerine sadakatle sarılmalarını, işlerinde hile ve aldatma yapmadan, insanları ve devleti kandırmadan çalışmalarını emir ve tavsiye eder. Yüce Allah; ‘‘ Ey iman edenler, Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz nimetleri haram edinmeyin. Allah’ın size rızk olarak verdiğinden helal, iyi ve temiz olarak yiyin’’ (Maide Suresi 87-88) buyurarak, rızkımızı helal ve temiz olanlardan elde etmemizi istemekte, haram yollardan elde edilecek kazancı men etmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz; ‘‘ cennet ehlinin üç sınıf olduğunu, bunlardan bir sınıfın ailesi kalabalık olduğu halde harama el uzatmayan, haramdan uzak kalan kimseler’’ olduğunu bildirmiştir. İslam, insanları meşru emek ile kazanç elde etmeye teşvik ederken, gasp, kumar, rüşvet ve faiz gibi davranışları kesin olarak yasaklamıştır. Çünkü bu saydığımız islamın yasak ettiği şeyler insanlarda haksız kazanç, kolaycılık, hazır olanı elde etmek, başkalarının hakkına göz dikmek gibi davranışların gelişmesine neden olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla beraber yüce dinimiz meşru bir emek ile elde edilen kazancın bereketli olduğunu, alın teri ve el emeğinin kutsal olduğunu, meşru kazancın kişiye dünyada rahat ve huzur kazandıracağını bildirmiştir. Ahiret için ise sevap kazandırıp, asıl hayat olan ebedi hayatımızı karartmayacağımızı bildirmiştir. Allah’ın rızasını kazanmayı hedefleyen Müminlere ve tüm insanlara, huzur ve emniyeti sağlamanın yollarını göstermiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinimiz çalışma hayatına da titizlikle eğilir. Bir Müslüman’ın, kendisinin ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmasını, helal olan meşru yollardan geçimini sağlamasını teşvik eder. Bunu yaparken diğer insanların hak ve hukukunu çiğnemeyi, başkalarına zararı dokunacak kazanç yollarını, kaçınılması gereken haram işler arasında sayar. Onun için peygamberimiz kendisi şöyle dua etmiş ve bize de helal rızk kazanma noktasında nasıl dua edeceğimizi öğretmiştir. Ve şöyle demiştir: ‘‘Allah’ım bana helal rızk nasip eyle, beni haramdan koru. Lutfunla beni başaklarına muhtaç etme.’’ demiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak az da olsa en bereketli kazanç, en bereketli gelir helal olan yollardan kazanılan gelirdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-3298711213095103113?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/3298711213095103113/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/bereketli-ve-helal-kazanc.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/3298711213095103113'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/3298711213095103113'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/bereketli-ve-helal-kazanc.html' title='BEREKETLİ VE HELAL KAZANÇ'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SwrzeUu1F3I/AAAAAAAAAFw/uY6JY2RyctQ/s72-c/calisma2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-3621242368348871391</id><published>2009-11-22T06:27:00.000-08:00</published><updated>2009-11-22T06:27:47.885-08:00</updated><title type='text'>GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -4</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SwlKUZk3b-I/AAAAAAAAAFo/Ywyfw8PmHyc/s1600/mahurgozlugul.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SwlKUZk3b-I/AAAAAAAAAFo/Ywyfw8PmHyc/s320/mahurgozlugul.jpg" yr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erisin gül yüzlü sevgili; Kıyamet gününde Liva-ül Hamd sancağın altında bedenlerimiz. Bu aciz gönüllerimiz sana kavuşmak umuduyla yanıp kavrulsun. Manevi bedenlerimiz ebedi kurtuluş makamları olan, sekiz cennet yurdundan birine hak etsin istiyoruz. Sana komşu olmayı Allah-ü Teala bizlere de nasip eylesin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öylesine yanıyor ki içim bazen. Keşke senin zamanında yaşasaydım da seni görebilme bahtiyarlığına nail olsaydım. Ya da keşke mescidi nebevide hutbe okurken yaslandığın asma fidanı olsaydım. Sana dokunma şerefine ve bahtiyarlığına nail olurdum. Sıcacık umutların yudumlandığı ve hayallerin renga renk yaşandığı bu telaşlı insanlığın fani harmanı dünya hayatında; Bin ömrüm olsa yine ağır aksakta olsa, eksiklerimde olsa, yine sana yürürdüm ey rahmet elçisi gül yüzlü sevgili! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana koşmanın mevsimi şimdi. Yaşadığın o kutlu beldelere koşma mevsimi şimdi. İslam’ın beş temel esasından biri olan Hac görevini ifa edebilmek için dalga dalga ve renga renk insan toplulukları sana koşma mevsimini yaşıyor. Hac görevini layıkıyla yapabilmek için telaşlı insanlığın harmanında bir koşuşturmaca yaşıyorlar. Ne mutlu onlara ki, biz bu yılda sana gelemedik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahın varlığını belki de hiçe sayan, senin sevginden nasibini alamayan gafil insanlar ise; Yaklaşan mübarek bayram gününde hangi uzak ve yabancı ülkeye tatile gitsek diye, oralara gitmenin hesabını yapıyorlar. Bunun için iki buçuk saatlik senin yaşadığın kutlu beldelere gelmek yerine, altı saatlik Avrupa ve Amerika, 24 saatlik Avusturalya gibi ülkelere seyahati tercih ediyorlar. Onlara sana gelmek, bedevi Araplara para yedirmek demekmiş ey gül yüzlü sevgili. Akrabalık ve komşuluk bağlarını da hiçe sayar hale geldik. Mubarek bayram günlerinde seyahate gideceğiz diye, anne-baba ve yakın akrabaları da bayramda ziyaret etmez olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hristiyan adeti olan yıl başı kutlamalarında hindileri kesip yerken hayvan haklarını akıllarına getirmeyenlerimiz var bizim. Çam fidanlarını acımadan kesip telef ederken kılları bile kıpırdamayan, aklıevvellerimiz var bizim. Kurbanda kesilecek kurbanlık hayvanlar için pekte bir hayvan sever olup, yollara dökülüveriyorlar. Pekte bir hayvan sever oluveriyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sultanım haddimiz olmayarak bize görünmesen de, şu kutlu günlerde evlerimize misafir olmanı dileriz. Ziyaretinle bizlerini şereflendirmeni dileriz. Biz sana, yaşadığın kutlu mekanlara bu yıl da gelemedik. Gül yüzlü sevgili sen bize gelir misin acaba? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-3621242368348871391?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/3621242368348871391/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/gul-yuzlu-sevgiliye-4.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/3621242368348871391'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/3621242368348871391'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/gul-yuzlu-sevgiliye-4.html' title='GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -4'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SwlKUZk3b-I/AAAAAAAAAFo/Ywyfw8PmHyc/s72-c/mahurgozlugul.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-8181850313190117995</id><published>2009-11-17T10:42:00.000-08:00</published><updated>2009-11-17T10:45:30.440-08:00</updated><title type='text'>GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -2</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SwLu_KKOpTI/AAAAAAAAAEo/Ar4-KowCDAY/s1600/28cbmh8.gif" imageanchor="1" style="cssfloat: left; margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SwLu_KKOpTI/AAAAAAAAAEo/Ar4-KowCDAY/s320/28cbmh8.gif" yr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Selam sana ey gül yüzlü sevgili! Allah’ın kutlu elçisi! Güzel dinimin hakkı ile tebliğ edicisi. Senin müşfik bakışında, tebliğ ettiğin inanç ve yaşam esaslarının istikametinde yürüme gayretinde olacağım. Gösterdiğin yolda yürüyerek, toprağın yağmura doyması gibi sonsuz bir serinliğe ve kurtuluşa kavuşacağım. Sonsuz bir hülyanın ve ebedi kurtuluşunun eşiğine varacağımı umuyorum.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Ne hüznü eksilir ne de sana doyar bu gönlümün. Sen gittiğin günden beri çiçekleri ezildi dünyanın. Rüyaları boğuldu, gelecekleri perişan edildi günahsız biçare bebelerin. Mazlum canlar zulmetten usandı. Sen gittin de yüreklerden kan çekildi. İnsanlar arasındaki sevgi, merhamet ve hoşgörü bitti. Sen gittin dağlar dağlara mı küstü ne? Aşk kalplerden çekildi. Baharlarda ve dünyadaki tüm güzelliklerde seni gördüm. Güller ve gül kokuları bize seni hatırlatır, gül yüzlü kutlu sevgili. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;İsyanlarımız çok oldu da isyanlarımızın farkında değiliz. O kadar unuttuk ki; unuttuğumuzun bile farkında değiliz. Sana ve yüce rabbimize kavuşacağımız o beklenen günde, bu yüzden bize nasıl bakacağını düşündükçe ürperiyorum. Korkudan içim titriyor ama ümit varım. Ya tanımaz isen bizleri vuslat gününde. Ya ‘beni sevmedin, sevseydin bana itaat ederdin. Tebliğ ettiğim Allah’ın dinine itaat ederdin’ dercesine görmezden gelirsen ağlayan gözlerimi. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Sözleri güneşin yüzünü güldüren gül yüzlü sevgili; Özlemin cennetin kokusu bana. Sana ve sevgine susadım. Çöllerinden geçiyorum sensizliğin. Sana yürüdüğüm yollara pusular kurulmuş. Medeniyet adına yapılıyormuş bunlar, herhalde medeniyet zorbalık olmalı. Hıçkırıklar yalanın harmanına karışmış; korunmasız gariplerin, yaşlıların, çocukların üzerine acımadan kimyasal bomba yağdıran zalimlerin sütten çıkmış ak kaşık olduğu bir dünyada yaşıyoruz. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Dağlar aradan çekilsin. Yokuşlar, mesafeler ve inişler bitsin ki yürüdüğün yollara toz olayım. Senin ayak izini öpen, Kabe’nin duvarına koyduğun Hacer-ul Esved’i öpen bir kul olayım. Senin hasretin ile yanar her yanım, bütün ufuklardan seni umarım. Gül yüzlü sevgili senin benden ve benim gibi günahkar kullardan rızanı ve şefaatini umarım.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Feyzullah Kırca&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Akbaşlar köyü / Dursunbey&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-8181850313190117995?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/8181850313190117995/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/selam-sana-ey-gul-yuzlu-sevgili-allahn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/8181850313190117995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/8181850313190117995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/selam-sana-ey-gul-yuzlu-sevgili-allahn.html' title='GÜL YÜZLÜ SEVGİLİYE -2'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SwLu_KKOpTI/AAAAAAAAAEo/Ar4-KowCDAY/s72-c/28cbmh8.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-7381937365823442806</id><published>2009-11-14T10:53:00.000-08:00</published><updated>2009-11-14T10:54:27.975-08:00</updated><title type='text'>HAKLININ YANINDA YER ALMAK</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sv78KCATc0I/AAAAAAAAAEQ/g3ZLf1WnN3I/s1600-h/harek56nm.gif" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" sr="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sv78KCATc0I/AAAAAAAAAEQ/g3ZLf1WnN3I/s200/harek56nm.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Toplum içinde yaşayan insanların, birbirlerinin haklarına saygı göstererek, barış içerisinde insan olmanın bir gereğidir. Toplumun ve ülkemizin tüm insanlarının her türlü fitne, fesat ve kargaşadan uzak kalması yolunda herkes ve her kesim üzerine düşeni yapmak zorundadır. Bu cihetle hakkın yani doğrunun yanında yer almalıdır. Haklının yanında yer almalıdır. Haklıya destek olmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün bedevilerden biri peygamberimizden alacağını istemeye gelmişti. Alacağını isterken de peygamber efendimize ağır sözler söylemişti. Sahabeden bazıları ‘sen kiminle konuştuğunu bilmiyorsun’ demişlerdi. Adam hiç onlara aldırmadan ‘ben hakkımı istemeye geldim’ demişti. Bunun üzerine Hz peygamber; ‘siz onun tarafında yer almalıydınız. Çünkü adam hakkını istiyor’ demişti. Havle adındaki kişiden ödünç aldığı hurmalar ile bedeviye olan borcunu ödemişti. Bedevi ise ‘ sen benim hakkımı çok iyi bir şekilde ödedin. Allah’ta sana mükafatını tam olarak versin’ diye dua etmiştir. Bunu üzerine Peygamberimiz: ‘ içlerindeki zayıf kimselerin incitilmeden hakkını alamadığı bir toplum yükselemez’ buyurdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aile ve toplum olarak insanlar için yaşadığı oluşumların diğer fert ve toplumların haklarına saygı göstermelidir. Barış ve huzur içerisinde yaşamaları karşılıklı haklara saygıdan ve hoş görüden geçer. İnsan olmanın gereği de budur. Nisa Suresinde ‘(Ey Muhammed) Biz sana kitabı hak olarak indirdik ki; insanlar arasında Allah’ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma.’(Nisa 105)diyerek bu konuda bize evrensel bir prensibi hatırlatmaktadır. Hainlik ve haksızlıkların yanında yer almayıp, daima hakkın ve haklının yanında yer almamızı öğütlemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haksızlığın karşısında durmak demek, hainliği ve kötülüğü savunmamak demek onları dışlamak ve onları ömür boyu düşman ilan etmek değildir. İhanetin cezasını hukuk çerçevesinde sormak ve onları bu yola teşvik eden etkenleri araştırıp, o etkenleri bertaraf etmek gerekir. Mahzumi kabilesinden bir kadın hırsızlık yapmıştı. Mekke’nin ileri gelenleri yüksek bir aileye mensup olan bu kadının ceza görmemesini istemişlerdi. Bunun için peygamberimize kendisinin çok sevdiği Usame’yi aracı olarak gönderdiler. Peygamberimiz Usame’yi dinledikten sonra : ‘ sizden öncekiler bu gibi tarafgirlikleri sebebiyle helak olmuştu. Onlar, fakirler üzerinde en ağır cezaları uygularlar, zengin ve itibarlı olanlara ise ceza vermezlerdi’ buyurarak toplumda huzur ve adaletin tesis edilmesi için kurallara uyulmasının zorunluluğuna işaret etmişlerdir. Kanunların uygulanmasında ayrım yapılmamasının gereğini ve önemini vurgulamışlardır. Hakkın ve haklının yanında yer alınması istemişlerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şekilde insan hak ve hürriyetlerinin kanunlar çerçevesinde, başkalarının hak ve özgürlüklerine müdahale edilmeden yaşanması ve yaşatılması gerekir. İnsanlar yukarıdaki örnekte olduğu gibi hırsızlık yapabilir. Adam öldürebilir. Haklarını alamadığı için topluma ve ülkeye karşı isyana kalkışabilir. Onlarla diyalogu kesmeden suçluların cezasını vermek kaydı şartı ile niçin isyana kalkıştıkları sorulmalıdır. Hak ettikleri şeyler ise; istedikleri onlara bu hakları verilmelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ailede çocuklardan biri baba ve annesinin sözünü dinlemediği bir durumda, söz dinlemez ve yola gelmez bir durumda olabilir. Anne ve baba o çocuk ile oturup birbirleriyle diyalog kurup meselelerini konuşarak halledebilmeleri daha kolay olacaktır. Ama anne-baba söz dinlemeyen çocuğuna değil en ağır cezaları vermek, bir tokat atsa çeker gider. Aralarına kendilerine ırgat ve istedikleri yöne götürebilecekleri kişilere ihtiyaç duyan köyün ağaları devreye girerler. Aileleri parça parça bölerler. Özellikle köylerde yeni evlenen çiftlere bu şekilde fit sokup, annen-baban sana haksızlık ediyor. Anne-babandan ayrıl, biz sana işte veririz. Her türlü yardımı yaparız derler. O çocuk kendi ailesine düşman olur. Sonra da özellikle parçalanan ailenin asi çocuklarını kendi menfaatleri doğrultusunda kullanırlar. Denizi gösterip bir bardak su içmesine bile fırsat vermezler. Ama anne-baba oturup onunla konuşsa derdini dinlese ve onun dertlerine çözüm bulmaya çalışsa, kendi meselelerini başkalarına müdahale fırsatı vermeden halletseler ailenin birlik beraberlikleri hiç bozulmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu küçük aile örneğini ülkemizin başına yıllarca bela olduğunu düşündüğümüz terör meselesini de düşünürsek ne demek istediğim daha anlamlı hale gelecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakikat sonsuz hatalar fanidir. Önemli olan hatalardan ders alıp, tekrar ettirmemek akıllıca olacaktır. Doğruluktan zarar görsek bile, yine doğru söylemeli, doğru yapmalıyız. Kaybettiğimizi düşündüğümüz şeyleri farkında olmadan geri kazanmış olacağız. Bize düşen haklının yanında yer almaktır. Aleyhimize de olsa haktan ayrılmamaktır. Efendim benim istediğim gibi düşünmeye ve yaşamaya hakkım var. Ama sen benim gibi düşünmek ve yaşamak zorundasın. Benim müsaade ettiğim kadar hayatını yaşayabilirsin mantığı haklı bir mantık değildir. Dağdaki çoban ile ben bir mi olacağım demek, dağdaki çoban ile benim oyum bir mi olacak demek bölücülüktür. Esas bölücülük ve ayrımcılık işte budur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-7381937365823442806?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/7381937365823442806/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/haklinin-yaninda-yer-almak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/7381937365823442806'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/7381937365823442806'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/haklinin-yaninda-yer-almak.html' title='HAKLININ YANINDA YER ALMAK'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sv78KCATc0I/AAAAAAAAAEQ/g3ZLf1WnN3I/s72-c/harek56nm.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-5208898880204465614</id><published>2009-11-11T04:20:00.001-08:00</published><updated>2009-11-11T04:21:22.194-08:00</updated><title type='text'>RUZGAR EKEN FIRTINA BİÇER</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SvqsOOUYvJI/AAAAAAAAAEA/9vj5xfnfcKQ/s1600-h/butterflykelebek.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" sr="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SvqsOOUYvJI/AAAAAAAAAEA/9vj5xfnfcKQ/s320/butterflykelebek.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Hep daha iyisini hak ettiğimizden dem vururuz. Hak etmediğimiz muamelelerle karşı karşıya kalmaktan yakınırız. Peki bizler karşımızdaki kişilere, muhataplarımıza aynı şekilde, bize davranılmasını istediğimiz şekilde Davrandık mı? davranıyormuyuz? Bundan sonra kendi beklentilerimizi karşılayacak şekilde, bize davranılmasını istediğimiz gibi davranışlarda buluna bilecekmiyiz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haksızlıklarla ve bizi öfkelendirecek durumlarla karşı karşıya kaldığımız mutlaka oluyor. Böyle durumlarla karşı karşıya kaldığımızda, sabırlı davranıp, olgunlukla karşılayıp daha büyük hatalara yol açmadan geçiştirebiliriz. Ama bizler genellikle öfkemize yenik düşerek, aklımızın tatile çıkmasına sebep oluyoruz. Ruzgar eken fırtına biçer diyen atalarımızı haklı çıkartırcasına, küçücük meseleleri büyüterek etrafa negatif enerji yayılmasına vesile oluyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar zaman zaman çeşitli zorluklarla karşılaşırlar. Bu karşılaştıkları zorluklarla mücadele için çeşitli yöntemler geliştirirler. Bu tutumlardan en çok pişman olduğu tutumu, öfkeli olduğu zamanlarda takındığı tutumudur. Haklı bile olsa, kontrolden çıkmış olan bir öfkeyle hareket eden kimselerin aklı tatile çıkar. Aklı tatile çıkan kimselerin yanlış ve adil olmayan davranışlarda bulunması kaçınılmazdır. Akıl tatile çıkınca, kontrol edilemeyen öfke ve davranışların bizi bir dizi hataya sevk etmesi de kaçinılmaz olacaktır. Böyle durumlarda kontrollü ve sabırlı hareket edebilmek çok önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp kırmak ve gönül yıkmak gibi bazı hatalar vardır. Bunların telafisi imkansız olabilir. Bu tür hatalar insanı öfkeye sevk eden, canımızı çok sıkan olaydan daha çok sıkabilir ve üzebilir. Sonradan pişman olmamak için, şiddetli tepki gösterilebilecek durumlarda bile bilinç ve basireti kaybetmemek esas olmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece haktan, adaletten ve aftan yana takınılacak bir tutum ve davranış biçimi Allah’ın rızasına da uygun bir davranış biçimi olacaktır. Hem de o an için çok kızmış, çok öfkelenmiş bile olsak; arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi ve komşularımızı kırmamış oluruz. Telafisi mümkün olamayabilecek hatalar yapmamış oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim penceremizden meselenin bir diğer boyutu daha vardır. O da bugünün gençleri yarının ihtiyarlarıdır. Bugünün gelinleri yarının kaynanalarıdır. Adam anasına-babasına bakmamıştır. Tabiri caiz ise Ana-babası sürüne sürüne vefat etmiştir. Gün olmuş ilçe müftüsü köylerine gelmiş. Kürsüden nasihat ediyor. Bakmış adam oğluyla damadı da camide gelmişler. Hocam demiş adam bir soru sorabilirmiyim. Tabi buyur diyor müftü hocam. Bizim evlatlar bize bakmıyorlar diyor. Müftü hocam ne desin. Ne ekerseniz onu biçersiniz. Yada yazımızın başlığı, ruzgar eken fırtına biçer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konu da bir hikaye vardır. Adamın babası yaşlanmış. Bakıma muhtaç haldedir. Hanımı derki bıktım artık senin babana bakmaktan. Ya babandan ya benden vazgeçeceksin demiş. Adam ne yapsın. Baba ben seni gezdireyim demiş ve almış babasını sırtına ve dağlardaki bir çakılın dibine bırakmış gelmiş. Gün gelmiş kendisi de ihtiyarlamış. Onu da aynı şekilde oğlu götürmüş. Bakmış ki; oğlu kendisini de bırakacak gidecek. Ah oğlum ah! Bende dedeni böyle getirip bırakmıştım demiş. Oğul anlamış ki; bu işler sırayla olacak. Anlamış ki; eden bulacak. Anlamış ki; ruzgar eken fırtına biçecek. Almış babasını gelmiş köye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözün özü, kendimize yapılmasını istemediğimizi başkasına reva görmeyeceğiz. Bu başkaları; ister ana-babamız olsun, ister akrabalarımız olsun, ister komşularımız olsun, isterse düşmanımız olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü İmam-Hatibi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-5208898880204465614?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/5208898880204465614/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/ruzgar-eken-firtina-bicer.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/5208898880204465614'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/5208898880204465614'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/ruzgar-eken-firtina-bicer.html' title='RUZGAR EKEN FIRTINA BİÇER'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SvqsOOUYvJI/AAAAAAAAAEA/9vj5xfnfcKQ/s72-c/butterflykelebek.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-5265318279145509065</id><published>2009-11-11T04:19:00.003-08:00</published><updated>2009-11-11T04:19:42.226-08:00</updated><title type='text'>KÖSTEBEĞİN HİKAYESİ</title><content type='html'>Günün birinde, köyün birinde iki varmış. Bu iki kardeşin babaları ölünce, miras pay edilecekmiş. Bir araya gelmişler. Miras paylaşım işini bilen bir adam bulmuşlar. Tarlaları ve babalarından kalan mirasları pay ettirmişler. Bir ok attırarak kura çekmişler. Kura çekmesine çekmişler. Ama büyük kardeş zamanla kendi payına düşeni çoğaltmak istese gerek. Küçük kardeşin hissesine düşen tarlaya saldırıyormuş. Yani sınırı kardeşinin payına düşen hisseye taşıyormuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardeşi ise Kendi yerine tecavüz edilmesine, Kendi tarlasının ağabeyi tarafından sınır atmak suretiyle küçültülmesine dayanamıyormuş. Ağabeyine böyle yapma, herkes kendi payını aldı. Neden sınır atıyorsun dediyse de; dinletememiş. Küçük kardeş öyle demiş olmamış. Böyle demiş olmamış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda mahkemelik olmuşlar. Gel mahkeme, git mahkeme, sonunda keşif gelmiş. Sınırı belirleyip, büyük biraderi mahkeme masraflarını ödemeye mahkum etmişler. Ama büyük birader yola gelmemiş. Bir zaman sonra yine sınırı atmaya başlamış. Yine mahkemeye düşmüşler. Gel mahkeme, git mahkeme; gel duruşma, git duruşma derken yine keşif günü verilmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sefer büyük birader bir uyanıklık düşünmüş. Çocuk yaşta oğlu varmış. Sınıra, kendi belirlediği sınıra bir çukur kazıp oğlunu gömmüş. Birazdan biz buraya geldiğimizde sınır nerde deyince, sınır burada diye bağıracaksın demiş. Her sınır nerde dendiğinde; sınır burada diyeceksin demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşifçiler gelmişler. Sınır orasıdır. Yok efendim burasıdır derken büyük birader toprağa soralım demiş. Toprak ne cevap verirse, sınır nerde derse oradadır demiş. Hiç öyle şey olur mu demiş hakim. Derken nasıl olsa toprak konuşmaz demişler. Sonunda kabul etmişler. Toprağa sormuşlar. Sınır nerde diye. Çocuk sınır burada deyince şaşırmışlar. Bir daha sormuşlar. Yine sınır burada demiş. Baştan kabul ettikleri için orayı sınır olarak kabul etmişler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak küçük birader, büyük biraderin oynadığı oyunu anlamış. Bunun üzerine senin buraya gömdüğün çocuk köstebek olup yerin altında dörsün (gezsin) dursun diye beddua etmiş. Keşif için gele hakimler ve diğerleri gitmişler. Büyük birader çocuğunu gömdüğü çukuru açıp bakmış. Fakat ne çocuk var ne de başka bir şey. Çocuk köstebek olmuş ve yeri yararak gitmiş. İşte köstebeğin hikayesi de böyle gelişmiş. Küçük birader tarladan olmuş ama büyük birader de çocuktan olmuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu üç günlük dünya da herkes payına razı olsa, insanlar hak etmedikleri mallara sahip olmayı istemek yerine; daha çok hayır ve hasenat yapsalar. Bunun gayreti içinde olsalar. Haksızlıklar ve adaletsizlikler son bulsa, hem bu dünyamızı hem de öbür dünyamızı kazanmış oluruz. Böylece hayat imtihanından da başarıyla ayrılmış oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama nerde? Bir çok insan üç kuruş için emdiği memeyi kesecek. Keşke insanlar öbür tarafa kirli çoraplarını dahi götüremeyeceklerini bir anlasalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akbaşlar köyü İmam-Hatibi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-5265318279145509065?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/5265318279145509065/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/kostebegin-hikayesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/5265318279145509065'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/5265318279145509065'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/kostebegin-hikayesi.html' title='KÖSTEBEĞİN HİKAYESİ'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-8512399970809720119</id><published>2009-11-11T04:19:00.001-08:00</published><updated>2009-11-11T04:19:15.674-08:00</updated><title type='text'>ERKEÇ ETİ 3,ARAP ETİ HİÇ PARA</title><content type='html'>Osmanlı Devleti zamanında 1600 lü yıllarda Karakız ve Geriovası çeşmelerinin başlarına diğer Yörük aşiretleriyle birlikte birde arap gelmiş.Arap diyorsak hakiki arap olmasada siyah tenli olduğu için arap deniyormuş. Bu arab’ın çalıştırdığı adamları da varmış. Karaağaç’taki bizim şimdiki köyün olduğu yere taşınmadan önceki eski köylüler ile o civara yerleşen Yörük aşiretlerini ilah ettirmiş. Bu arab’ın eşkiyalık ve zorbalıkları kendi adamlarını bile canından bezdirmiş. Halk bu arap’dan kurtulmak için öldürmek istemiş.Fakat bir türlü cesaret edip becerememişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yapalım ne edelim derken, araştırıp Aydın taraflarından iki tane efe bulmuşlar. Bir eğlence düzenleyip ziyafet yapacağız diye Arab-ı da çağıralım demişler. Oyunlar oynayalım, eğlenelim ve bu esnada da Arab-ı öldürelim demişler. Efelere iki tane at hazırlayıp, atları şimdiki Rahim’in yatağının yani davarının olduğu yerin altındaki dereye saklamışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğlence kurulmuş, Erkeçler kesilmiş ve oyunlar başlamiş. Efeler bıcak oyunu oynarken ellerindeki oyun bıçaklarını aynı anda Arap Ağa’ya sapladıktan sonra son sürat önceden hazırladıkları atlara binerek gitmişler.Arap Ağa’nın adamları peşlerinden koşmuşsa da yetişememişler. Zaten de yetişmek istememişler. Çünkü onlar da Arap Ağa’dan kurtulmak istiyorlarmış. Karaağaç’taki Akbaşlar Köyü halkı ve çevredeki sonradan gelen Yörük aşiretleri Arap öldü diye büyük sevinç yaşamışlar.Sevinçten büyük ve semiz Erkeçler ve Koçlar kesmişler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tarafta Arap Ağanın cesedini, diğer taraftaise Erkeçleri ve Koçları etlerini görenler. Erkeç eti üç para, Arap eti ise hiç para diye bağırışmışlar. Bugün bu söz hala halk arasında meşhur olarak anılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü İmam-Hatibi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-8512399970809720119?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/8512399970809720119/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/erkec-eti-3arap-eti-hic-para.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/8512399970809720119'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/8512399970809720119'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/erkec-eti-3arap-eti-hic-para.html' title='ERKEÇ ETİ 3,ARAP ETİ HİÇ PARA'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-1195026640094118607</id><published>2009-11-11T04:18:00.002-08:00</published><updated>2009-11-11T04:18:39.081-08:00</updated><title type='text'>ÇANAKKALE RUHUNU ANLAMAK</title><content type='html'>Çanakkale deyince, Çanakkale ruhu deyince 18.Mart 1915 teki Çanakkale Deniz Savaşını ve Gelibolu Yarımadası’ndaki kara savaşları aklımıza gelir. Atalarımız Çanakkale de destan yazmıştır. Türk tarihine bir dönüm noktası daha belirlemişlerdir. Ta Orta Asya’dan Anadolu’ya yürüyüşteki gibi, Malazgirt Meydan Muharebesi’ndeki gibi, İstanbul’un fethindeki gibi Çanakkale de bir dönüm noktası olmuştur. Türk Milleti, yenilmez olduğunu dünyaya bir kez daha göstermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale’yi Çanakkale yapan, yüce Türk Milletinin yeniden doğuş ruhudur. Çanakkale Savaşı, dünya tarihinin kaydettiği en büyük muharebelerden biridir. Türk Milleti Çanakkale de dünyaya savaşırken barışı öğretmiştir. Çeşitli milletlerden renkleri, dilleri, ırkları ve ülkeleri değişik, çeşitli milletlerden ordular bir karabasan gibi Milletimizin üstüne çöreklenmişlerdir. Mehmetçiğimizin göğsüne bomba ve mermi yağdırmışlardır. Gökler ölüm yağdırmış, yerler ölü fışkırmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahraman ecdadımız bu öldürücü silahların tehdidine karşı, iman dolu göğsünü siper etmiştir. Bir gül bahçesine girercesine vatan uğruna birazdan öleceğini bile bile ölüme koşmuşlardır. Ve vatan uğruna şehit olmayı bir şeref saymışlardır. Düşmanın gülleleri ve mermileri Mehmetçiğin üzerine yağmur gibi yağarken, Çanakkale Boğazı düşmana mezar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamak için değil, yaşatmak için var olmak, insanoğlunun kalbinde ve yüreğinde var olması gereken bu duygudur. Yaşamak için değil, Yaşatmak için var olma duygusunu anlayamayanlar, Çanakkale ruhunu anlayamazlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale de tamamı şehit düşen Balıkesir Lisesi son sınıf öğrencilerinin ve diğer liselerden öğrencilerin, ölüme koşanlarını anlayamazlar. Cepheye mermi taşırken yolda donarak şehit olan Şerife bacıları, hayatının baharında cepheye koşan nice delikanlıları, Vatana kurban olsun diye kınalayıp cepheye gönderen anaları anlayamazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyyid Onbaşının muharebe anında top güllesini, kemikleri çatırdarcasına omuzlayıp kaldırmıştır. Topun ağzına tıkmıştır. Komutanından ödül olarak daha güçlü olmak için, iki ekmek tayın istemiştir. Fakat Top güllesini kaldırmasını resmetmek için, tekrar kaldırmasını istemişlerdir. Defalarca denemesine rağmen kaldıramamıştır. Bu olayı bildiği halde, Seyyid onbaşının, top güllesini hangi güçle kaldırdığını, hangi ruhla kaldırdığını, hangi iman gücüyle kaldırdığını bilmeyenler; Çanakkale ruhunu anlayamazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş anında top güllesini kaldırdığında daha güçlü olup, vatana daha iyi hizmet için daha iyi besleneyim diye, öğünde iki tayin isteyen Seyit Onbaşı resim için gülleyi kaldıramadığını görmüştür. Tahtadan sembolik bir gülleyi kaldırıp resim çektirmiştir. Ve sonuçta top güllesini beden gücüyle değil de, iman gücüyle kaldırdığını anladığında iki tayin ekmek isteğinden vazgeçmiştir. Komutanına; ‘bende diğer askerler gibiyim. Ayrıcalıklı olmak istemiyorum.’ demesini anlamayanlar, Çanakkale ruhunu anlayamazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mermi yağmuru altında aman dileyen düşman askerini alıp, düşman mevzisine teslim ettikten sonra kendi mevzisine gelerek savaşa devam etmesini anlayamayanlar, Çanakkale ruhunu anlayamazlar. Yaralanıp savaş meydanında ölmek üzere olan Mehmetçikler, yanındaki askerleri düşünerek suyu diğer askerlere göndermişlerdir. Sonuçta üç Mehmetçikte suyu içemeden ölürler. Onlar; Yaşamak için değil, yaşatmak için var olmak, dediler. Yaralı Mehmetçiklerin suya çok ihtiyacı olmasına rağmen diğer yaralı askerlere göndermesini anlamayanlar, Çanakkale ruhunu anlayamazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğuk ve yağmurlu kış gününde, bebeğinin üstünden örtüsünü alıp, top mermisini örten anayı anlamayanlar, Çanakkale ruhunu anlayamazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale de kazanılan zafer, savaşın ve tarihin akışını değiştirmiştir. Çanakkale de her türlü imkan bakımından kendisinden üstün ve güçlü ordulara karşı, inanılmaz bir direniş gösterilmiştir. Gösterilen bu üstün cesaret ve özveriyle ‘‘Çanakkale geçilmez’’ dedirten eşine az rastlanacak anlamlı bir kahramanlık destanı yazılmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale de biz Türk Milletini, zamanın en güçlü ordularına karşı üstün kılan faktörler olmuştur. Bu faktörler ise; iman, vatan sevgisi, dayanışma, birlik ve beraberlik ruhu, hoşgörü ve affedicilik gibi ulvi duygu ve davranışlarımızdır. Bugünde milletçe aynı ruh ve inanca, aynı birlik ve beraberliğe, dayanışma ve hoşgörüye, vatan ve millet sevgisine ihtiyacımız vardır. Biz millet olarak muhabbet ve kardeşlik fedaileriyiz. Bizim husumete, kin ve düşmanlığa, birbirimizi yemeğe vaktimiz yoktur. Olmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale de şahlanan ruh, milletimizin mayasını oluşturan ruhtur. Çanakkale ruhu dinin, imanın, vatanın, namusun, bayrağın, sevginin, hoşgörünün, hakka ve halka hizmet etmenin, kısaca bizi biz yapan değerlerin en zor şartlarda bile feda edilemeyeceğini ortaya koymuştur. Bu ruhu yaşattığımız müddetçe ulaşamayacağımız hiçbir hedef yoktur. Başaramayacağımız ve üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir mesele yoktur. Çözülmeyecek hiçbir problemimiz yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Renk, din, dil ve etnik kökene bakmadan kardeş olmalıyız. Çanakkale de, Kurtuluş savaşın da, ve daha nice zamanlarda bunu başardık. Bugünde aynı birlik ve beraberliği sağlayabiliriz. Bunu ülke ve millet olarak, akıl ve mantığımızla başarabilmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın gittiği yeri doğru okumalıyız. Millet olarak Türkiye’nin birlik ve beraberliğini, refah ve medeniyetini, istikbalini ve istikrarını, özgürlüğünü ve güvenliğini, insanlık ve medeniyet bakımından gelişmesini sağlamak için çalışmalıyız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama öncelikle bunun için Çanakkale ruhunu iyi idrak etmeliyiz ve o ruhu harekete geçirmeliyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü İmam-Hatibi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-1195026640094118607?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/1195026640094118607/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/canakkale-ruhunu-anlamak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/1195026640094118607'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/1195026640094118607'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/canakkale-ruhunu-anlamak.html' title='ÇANAKKALE RUHUNU ANLAMAK'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-7811565251285146612</id><published>2009-11-11T04:18:00.000-08:00</published><updated>2009-12-03T07:50:50.675-08:00</updated><title type='text'>GÜL YÜZLÜ SEVGİLİ-1</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SvqrcJ-mCTI/AAAAAAAAAD4/YF_jK7pdgCM/s1600-h/mahurgozlugul.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" sr="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SvqrcJ-mCTI/AAAAAAAAAD4/YF_jK7pdgCM/s320/mahurgozlugul.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Öyle birini sevdim ki; gün onunla başlardı. Hayat onu tanıyınca başladı. Onu öğrenince başladı. Onun hayatını hayatıma örnek alınca başladı. Gözlerim uykudan uyandığında ilk onu yaratan yaratıcının adını terennüm eder dudağım. Yüreğim ve aklım onun için hicretinde söylenen şiiri söyler sesli ve sessiz olarak. ‘Ay doğdu üzerimize veda tepelerinden. Şükür gerekti bize hakka davetinden. Sen güneşsin. Sen aysın. Sen nur üstüne nursun. Ve sonrasında ey kutlu elçi sana söz verdik. Doğruluktan ayrılmayacağız. Sen ey esenlik yıldızı, senin sevginle dopdoluyuz’ der dudağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağaçlar, yaseminler, yediverenler, günebakan çiçekleri, sümbüller, zambaklar ve asıl güller onun kokusunu sunar benliğimize. Gül yüzlü sevgilinin kokusunu sunar kırmızı, mor, pembe, mavi, sarı ve beyaz güller hayata. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün yine onunla biter. Güneş guruba yürürken sanki bir an önce kavuşmak ister gibi gül yüzlü sevgiliye. Daha mı hızlı gider ne? Bizim için onu ve bizi yaratan yüce varlık alternatifsiz sevgilidirler. Ve o bizim için alternatifi olmayan sevgilidir. Biz onu severiz. O da biz sever. Biz girmeyince cennete girmem diyecek kadar o da bizi sever. Biz onu öyle sevdik ki; sevgimizde çünkü yok, fakat yok, ama ve maalesef yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O bizim için yağmurda gök kuşağımız, baharda ve kışta sevdamız, hastalık ve darlıkta dayanağımız, gözyaşlarımız da incimizdir. Öyle birine tutulduk ki; aramak için uzaklara gitmeyecek kadar yakınımızdadır. Ne zaman aşktan yana, sevgiliden yana bir söz duysak kalbimiz çıldırmışçasına onun için gümbürder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O’nun estirdiği sevgi iki cihanı sarıp sarmalar. O’ nunla karanlıklar aydınlığa kavuşur. O varken hayatımızda, onun sevgisi varken hayatımızda ümitsizlik pılını pırtısını toplayıp gider. O’nun ile zorluklar kolay olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle birine sevdalandık ki; ölümün ayak seslerini ve hatta kıyametin ayak seslerini duysak bile umurumuzda olmaz. Ölüm ve kıyamet bizim için vuslattır. O’na kavuşmaktır. Öyle birine mübtela olduk ki; o kalbimizden çıkacak olsa, ruhumuz bedenimizden sökülür gibi olur. Zifiri karanlıklar içinde kalıverir benliğimiz. O’nun adının geçmediği söz sukuttur bizim için. Onu ölesiye ve öylesine çok seviyoruz ki; canımızı da, yolumuzu da, gönlümüzü de O’nun yoluna döşedik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kalbimizden ve gönlümüzden çıktığı gün, bittiğimiz gündür. O gül yüzlü sevgili hayatımızdan çıktığı gün iflas ettiğimiz gündür. O öyle değerli ve önemli bir sevgilidir ki; dünya ay teşrif ettiğinde Mecusilerin bin yıldır yanmakta olan ateşi söndü. O fani hayata merhaba dedi diye Kisra Sarayı’nın on dört sütunu yerlerde sürünmüştür. O gül sevgili, cehalet içinde yüzen insanlığa kurtuluşu göstermek için dünyaya ilk gülümseyişini sunduğu gün Semave vadisinin suyu yeni dünyaya gelen gül yüzlü sevgiliyi görmrk istercesine taşarak etrafı basmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O’nun doğumu ile birlikte karanlık dünyamızı sabah sabahtan önce bembeyaz bir nur kaplamıştır. O gün dünya erkenden, imsak vaktinden önce sabaha kavuşmuştur. O’nun ile dünya huzur bulmuştur. O’nun gelmesiyle küçücük kız çocukları diri diri toprağa gömülmekten kurtulmuştur. O’nun gelmesiyle canlılar eziyet görmekten kurtulmuştur. O’nun gelmesiyle kurtuluş yolunu bulmuştur insanlar ve cinler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey gül yüzlü sevgili! Bir daha yol göster bize. İnsanlar yine azgınlıkta ileri gidiyorlar. Aydınlık diye diye karanlığa gidiyorlar. Medeniyet ve uygarlık diye diye şeytanın peşine gidip, şeytanı mutlu ediyorlar. Azgınlıkta şeytanı bile solda sıfır bırakıyorlar. Senin getirdiğin hakikat ve kurtuluş yolu Kuran’a ve senin sünnetlerine on dört asır öncesinin safsataları diyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasretimiz var gül kokuna ey sevgili! Hasretimiz var gül yüzüne ey sevgili! Kurtar bizi kaybetmiş kullar olmaktan ey sevgili! Bir kez daha yol göster bize ey sevgili! Ve selam sana ey Allahın kutlu elçisi! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah KIRCA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-7811565251285146612?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/7811565251285146612/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/gul-yuzlu-sevgili.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/7811565251285146612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/7811565251285146612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/gul-yuzlu-sevgili.html' title='GÜL YÜZLÜ SEVGİLİ-1'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SvqrcJ-mCTI/AAAAAAAAAD4/YF_jK7pdgCM/s72-c/mahurgozlugul.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-7808039304673295153</id><published>2009-11-11T04:15:00.000-08:00</published><updated>2009-11-11T04:15:09.318-08:00</updated><title type='text'>KUL HAKKINA TECAVÜZ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SvqqwmLUGuI/AAAAAAAAADw/HaoljG3Ed2U/s1600-h/20fx1.gif" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" sr="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SvqqwmLUGuI/AAAAAAAAADw/HaoljG3Ed2U/s320/20fx1.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;İnsanların güvenli ve huzurlu bir toplumda yaşayabilmeleri için kul hakkına riayet etmeleri çok önemlidir. Kul hakkına saygı gösterilmesi İslam dinimizin temel ilkelerinin başında gelen ilkelerinden biridir. Çükü İslam dini prensip olarak toplum halinde yaşamayı, tek başıma yaşamaya tercih etmiştir. Toplum halinde yaşamayı tercih ederken de diğer insanların haklarına saygılı davranmayı emretmiştir. Din, can, mal, nesli (ırz ve namus), akıl gibi değerleri koruma altına almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz peygamber bir taraftan insanların ferdi haklarının korunmasına önem verirken diğer taraftan da onların toplum ile bütünleşmesine yardımcı olmuştur. Alış-verişte, ölçü-tartı da hile yapılarak diğer insanların aldatılması dinimizce yasaklanmıştır. Sevgili peygamberimiz ‘‘her Müslüman’ın diğer Müslüman’a canı, malı ve ırzı haramdır.’’ Buyurarak insanların mallarının, canlarının şeref ve haysiyetlerinin her türlü tecavüzden korunmuş olduğunu belirtmiştir.Bu hadisi şerif ve benzer hadislerde de vurgulandığı üzere dinimiz İslam; insanların Akıllarının, mallarının, canlarının, ırzlarının, namuslarının, din ve vicdan özgürlüklerinin, şeref haysiyetlerinin her türlü tecavüzden korumuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah ın emir ve yasaklarından sakınmakla yükümlü tutulan müslümanın, herkesin hakkına saygı göstermesi gerekir. Müslüman Allah’ın haklarına riayet etmekle emir olunduğu gibi kul haklarına da riayet etmekle emir olunmuştur. Müslüman kul hakkına riayet ve dikkat eder. Haksızlığa karşı durur. Haksızlığın ağır vebalini düşünür ve her hak sahibinin kıyamet günü hakkını tam ve eksiksiz bir şekilde alacağını bilir. Kul hakkından itina ile kaçınır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa günümüzde bende Müslüman’ım, bizde Müslüman’ız diyen insanlar Allah korkusu bilmeden her türlü hak ve mal gaspını yapıyorlar. Bugün TV haberlerinde gördüğüm bir haber kanımızı donduracak cinstendi. İki bayan hırsızlık yaparken suçüstü yakalanmışlar. Kaçmaya başlamışlar. Polis o hırsızları takip ediyorken, onlar mahalledeki akrabalarına telefon edip kendilerini polisin onları yakalamaması için bir şeyler yapmalarını istiyorlar. Allahtan hırsızları mahalleye gelmeden polis yakalıyor. Mahalleli de onları polisin götürmemesi için, polise taş ve sopalarla karşı koyuyor. Önlerine barikatlar koyuyorlar. Bu millet, bu halk bu kadar Allah korkusu bilmez hale nasıl geldi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim yaşadığım köyde; gece adam-eşiyle birlikte yatağında yatarken ve diğer oda da askerliğini yapmış oğlu yatarken; adamın başucundaki elbiselerini ve ceplerindeki parayı çalacak kadar Allahtan korkmaz oldu insanlar. Adam uyanır bizi yakalar korkusu olmadan girdiklerine göre her şeyi göze almışlar demektir. Ölmeyi ve öldürmeyi göze almışlar demektir. En önemlisi Müslüman olduğunu söyleyen insanlar bunu yaptığına göre Allahın her türlü uyarılarına rağmen cehennemi göze almışlar demektir. Ya da Müslüman olduklarını söyleseler de kafirler gibi öldükten sonra her şeyin yok olup gideceğini ve çürüyüp toprak olacaklarını zannediyorlar demektir. Ya da kıyamet günü mahşer yerinden, boynuzlu koyunun boynuzsuz koyundan hakkını almadan hiç kimsenin yerinden ayrılamayacağını akıllarına bile getirmiyorlar demektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama maalesef hakikat budur. Allah ibadetlerinizde eksiklik olduğunda tövbe ederseniz, bana karşı yaptığınız hatalardan pişmanlık duyup tövbe ederseniz, kurtuluşunuz için dua ve niyazda bulunursanız sizleri affederim. Lakin kul hakkı müstesnadır. Size hakkı geçen, hakkını ve hukukunu gasp ettiğiniz kimseler hakkını helal etmedikçe ben bir yapamam buyuruyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kul hakkı deyince sadece kişilerin hakkı aklımıza geliyor olsa da; kişilerin kim olduğunu bilip bilinen haklar konusunda helalleşebiliriz. Kamu hakkından doğan bir kul hakkı vardır ki; bu tüm bir halkın, tüyü bitmedik yetimin hakkıdır. Bunda kimi bulup kiminle helalleşecek hak gasp eden insanlar. Vergi kaçırmaktan tutun, hazine arazisini sahiplenmek, kamu malını çalmaya varan hırsızlık çeşitleriyle üzerimize hakkı geçenlerle nasıl helalleşeceğiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaçırdığımız vergi, kaçak elektrik kullanma gibi yollarla kaçırdığımız paralardan dolayı, ödenek ayrılamadığı için; yapılamayan köprü, yol, vatandaşa götürülemeyen su, açılamayan okul, hizmet binası, zam verilemeyen emekli ve çalışanların maaşları, ödenemeyen garip ve yoksul insanların ilaç paraları, vs. bunlar tüm vatandaşların haklarının gaspı değil midir? Bunlar ülkemizin geleceği değil midir? Kendilerine kesim sahası açılsın diye orman yakma ve benzeri yollarla kamu malına zarar verilmiyor mu? Ormanlarımız ülkemizin geleceği değil mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesenlin bir başka yönü de herkes herkesi kendi gibi sanıyor. Bakıyorsun haramdan korkmayan, diğer insanların mallarını çaldığı bilinen insanlar, kapılarını kilitliyor. Hırsızlar ve arsızlar Allah korkusuyla hareket eden insanları iftira ve karalamalar yoluyla yaftalıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili kardeşlerim boynuzlu koyunun boynuzsuz koyundan hakkını alacağı günden ve dünyadayken yaptığımız her şeyden ve emir olunduğumuz halde yapmadığımız her şeyden sorguya ve hesaba çekileceğimizi unutmadan yaşamımızı devam ettirelim. Kul hakkına el uzatmayalım. Dedi kodu, iftira, yalancı şahitlik ve insanlara kötü isimler takmaktan dolayı da kul hakkı doğduğunu unutmayalım. Kamu malı deniz yemeyen domuz değildir. Yemeyene yemediğini bildiği halde sırf onu kötülemek için yedi-yiyor diyen, kamu malı deniz yemeyen domuz deyip yiyendir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-7808039304673295153?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/7808039304673295153/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/kul-hakkina-tecavuz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/7808039304673295153'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/7808039304673295153'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/kul-hakkina-tecavuz.html' title='KUL HAKKINA TECAVÜZ'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SvqqwmLUGuI/AAAAAAAAADw/HaoljG3Ed2U/s72-c/20fx1.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-1591201146528212885</id><published>2009-11-04T01:08:00.000-08:00</published><updated>2009-11-04T01:10:31.194-08:00</updated><title type='text'>İNSANLIĞIMIZI KAYBETMEYELİM</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SvFE-WlC2aI/AAAAAAAAADU/mL6ImKhAtgY/s1600-h/avu%C3%A7daku%C5%9F.bmp" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SvFE-WlC2aI/AAAAAAAAADU/mL6ImKhAtgY/s320/avu%C3%A7daku%C5%9F.bmp" vr="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Malum hasat mevsimimiz geldi. İnsanoğlu olarak bizde karıncalar misali rızıklarımızın peşinde koşuşturmaya başladık. Hepimiz çalışıp, çoluk çocuğumuzun rızkını kazanmak ve dünya nimetlerinden faydalanmak için çaba sarf ediyoruz. Helal yollardan rızkımızı kazanmaya gayret ediyoruz. Müslüman, Allah’tan korkan ve Allah’ın rızasını uman insanlar olarak öyle yapmak da zorundayız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bunu yaparken insanlığımızdan ve adamlığımızdan ödün vermeden yapmalıyız. Komşularımızla gereksiz hır gür edip, kargaşa ortamı yaratma malıyız. Üç kuruş menfaat için komşu ve akrabalarımızı huzursuz etmemeliyiz. Komşularımızla sınır sınıra olan tarlamızın sınırındaki ağacın kolları benim tarladan tarafa geçiyor; kestirmeye kalkıyoruz. Kendimize göre haklıyızdır da. Ancak yazın sıcakta da şu ağacın gölgesi biraz büyük olsa da gölgelensek diyoruz. Ağacın benden yana geçen kollarını kes diye dalaşırken, yazın sıcakta o sınırlara ağaç gölgesi aramaya hakkımız olmasa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine başkasının tarlasından kendi tarlamıza hadır haldır geçerken, kendi tarlasına bizim yerden başka geçecek yeri olmayan, yada geçmeye ern musait yer bizim tarlamızken; yok ben tarlamdan geçirmem deme hakkımız da olmasa gerek. Tabi bunda kadastro çalışması yapılırken her şahsın tarlasına geçecek yol belirlemeyen değerli kadastro memurlarımızın ve onlara bilir kişilik yapanlarında kusuru yok değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçme ve geçirmeme olayına gelecek olursak, mecburen kendi tarlamızı ekip dikebilmek için en müsait yerden ve mümkünse en müsait zamanda geçmek durumundayız. Hepimiz kıyıdan köşeden bir yerden geçiyoruz. Efendim ben geçmiyorum diyecek olursa, kuşlar bile gülerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlla da olmaz diyenlere de şunu söyleyeyim. Son çare mahkemeye gidilir. Men-i Müdahale getirilir. Zorda kalan kişinin tarlasına geçecek bir yol bulunur. Bununda usulü en müsait olan yerden 3 metrelik bir yasal yol vermek oluyor. Şahit olduğum bir kaç tane Men-i Müdahale olayında hep bunu gördüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun için tarlamızın bir kısmının yola ayrılmasını istemiyorsak, komşularımızı idare etmeliyiz. Kendi tarlalarına en müsait yerden geçmelerine müsaade etmeliyiz. Ama müsait yer varken, tarlanın ortasından geçen ya da tarlanın her tarafını yol yapana hepimizin söyleyecek sözü olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim tarlam, benim malım deyip, gururdan ve kibirden kasım kasım kasılıp yanına varılmayanlar; benim oğlum, benim kızım diye yanına varılmayanlara da şunu söylemeliyim. Hiçbir şey bizim değil, dünyadaki gördüğümüz her şey bize bir emanettir. Bedenimizden tutun da aldığımız nefese kadar her şey bir emanettir. Bizim olan tek bir şey var. O da ibadet ve salih amellerimizdir. Bu mallar benim diye, bu tarlalar benim diye yıllarca mahkemelerde sürünenler bugün aramızda yoklar. Ama o mallar hala varlar. Bir başkalarının ellerinde emanet olarak bulunmaktalar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazinelerinin anahtarlarını kırk deveye taşıtan Karun da, mallarının hesabını bilmeyen Vehbi Koç ta kefenden başka kirli çoraplarını bile götüremediler öbür aleme. Lakin Allah yolunda hayır ve hasenata harcadılarsa o başka. Peygamberimizin ‘‘ Kişiyi kabre kadar üç şey takip eder. İkisi geri gelir. Birisi onunla kalır. Malı ve akrabaları geri gelir. İbadetleri ve hayır hasenatları onunla kalır.’’ hadisi gereği kişinin amelinden başka her şey burada kalır. Ancak insanların kullanmaya devam ettiği bir hayır yaptıysa, insanlar ve canlılar onu kullanmaya devam ettiği müddetçe sevap yazılmaya devam eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rızık peşinde koşalım. Çalışalım ama bu bilincimizi hiç bir zaman kaybetmeyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komşularımızın hakkımızda iyi biriydi demelerine ihtiyacımız olacak. Şöyle bir bakalım; komşularımız bizimle şerrimizden korktuğu için mi iyi geçiniyorlar. Peyganberimiz ‘Komşusu, şerrinden emin olmayan kimse gerçek mü’min değildir(iman etmemiştir). [Bezzâr]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan yağmur gibi olmalı …, herkesi ıslatabilmeli… Rahmeti kuşanıp herkese, her şeye merhamet etmeli.. İnsan sözünü; yağmur gibi yumuşakça indirmeli kulaklara; Kırıp dökmemeli, damla damla söylemeli, ince ince sevmeli… Şefkatli olup kimseyi küçümsememeli, hor görmemeli, kimsenin dalını kırmamalı.. İnsan yağmur gibi, bir görünmeli bir saklanmalı… Öyle ince olmalı ki, ihtiyaç duyan onu dizi dibinde bulmalı, ihtiyaç bittiğinde hiç şikayetsiz ortalıktan kaybolmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalın sağlıcakla. Allahın selamı ve rahmeti üzerimize olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah KIRCA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-1591201146528212885?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/1591201146528212885/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/insanligimizi-kaybetmeyelim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/1591201146528212885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/1591201146528212885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/insanligimizi-kaybetmeyelim.html' title='İNSANLIĞIMIZI KAYBETMEYELİM'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/SvFE-WlC2aI/AAAAAAAAADU/mL6ImKhAtgY/s72-c/avu%C3%A7daku%C5%9F.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-872727078338934496</id><published>2009-11-03T04:17:00.000-08:00</published><updated>2009-11-03T04:17:17.305-08:00</updated><title type='text'>PENCEREYİ IŞIĞA AÇMAK</title><content type='html'>Işık ve karanlık zıt anlamlı ifadelerin geneli için kullanılabilecek anlam genişliğine sahip iki kavramdır. Genel olarak iyilik, hayır ve güzellikleri ışık temsil eder. Aydınlık temsil eder. Şerleri, melanetleri ve olumsuzlukları ise karanlık temsil eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu alem de soğuk-sıcak, gece-gündüz, yaz-kış, siyah-beyaz, sert-yumuşak ve erkek-dişi gibi madde alemi zıtlıklarının yanı sıra; iyilik-kötülük, güzellik-çirkinlik, emir-nehiy, kaybetmek-kazanmak, hayıt-şer, sevap-günah, iman-küfür gibi sayılarını çoğaltmanın mümkün olduğu zıtlıklar vardır. Bu zıtlıklar insanı maddi ve manevi boyutlarda, birçok açıdan ilgilendiren zıtlıklardır. Her toplumdaki böyle zıtlıkların ve kavramların genellikle hayatımıza şekil ve anlam kazandırmada etkilerini görmek mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaratılan alem içindeki benzerlik ve zıtlıkların arasındaki anlamlı ilişkilerin varlığı kendini hemen fark ettirmektedir. Bu anlamlı ilişki ‘gündüz geceye, bende sana muhtacım’ gibi dizelerde bile kendini göstermiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işık sadece dünyamızı gecenin karanlığından çıkaran güneş ve benzeri anlamlara gelmez. Aynı zamanda, insanın aklını aydınlığa çıkaran, bilgisini ve gönlünü aydınlatan iman nuru anlamına da gelmektedir. Buradan bakıldığında ışığın karanlıkla mücadelesi sadece maddi bir mücadele olmayıp, hayatın her alanını kapsayan bir mücadele halini almaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işıkla karanlığın mücadelesi ezelden beri sürmektedir. Zulüm ve adalet, hak ve batıl, iyi ve kötülerin mücadelesi tarih boyunca hep süre gelmiştir. İnsanlık tarihi boyunca ışığın, aydınlığın ve gelişmeni temsilcileri ile karanlığın ve kötülerin mücadelesi süre gelmiştir. Sonsuza kadarda sürüp gidecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dini anlamda bakıldığında ışık; her şeyin yüce Allah tarafından yaratıldığını; onu kudreti, bilgisi ve emriyle hareket ettiği gibi unsurların bilinçli olarak ve irademizle kabulünü temsil eder. Karanlık ise; bahsedilen iman esaslarının bilinçli olarak reddi anlamına gelen küfrü temsil etmektedir. Bazen imana ve ışığa yaklaşsa da; doğrudan ve güzellikten yana, hayır ve iyilikten yana davranışlarda bulunsa da; görünüşte inanıyormuş gibi yapan münafıklarda vardır. Onların durumu ise geceleyin ateş yakan insanların durumu gibidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işığın; gecenin karanlığında varlık alemini aydınlattığı gibi, ilim ve kültür de insanları cehaletin karanlığından kurtarır. Bilgi insanı ebedi aydınlığa, imana ve dolayısıyla kurtuluşa götüren unsurlardan biridir. Yani bilgi ve kültür insanı ilahi ve ebedi kurtuluşa götürmelidir. Bu çerçevede üzerinde durulması gereken konu şu olmalıdır. Bilginin üretilmesi ve elde edilmesi kadar, kullanılması ve elde edilen bilgiden faydalanılması da bir o kadar önemlidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu çağın imkanlarına rağmen, maddenin, para ve malın ötesine geçemeyip, her şeyi bunlardan ibaret saymak akıllıca olmayacaktır. Penceremizi imana, aydınlığa, gelişmeye, geleceğe, üretime ve değişime kapamak kendimizi karanlığa mahkum etmek olacaktır. Kendi yürüyeceğimiz yollara dikenler koymak, engeller koymak olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücudunda herhangi bir arızası olan yada zihinsel faaliyetlerinde kısıtlılık bulunan kişilere engelli diyoruz. Bize göre; asıl engellilik kalbin penceresini imana ve her türlü gelişmeye kapamaktır. Oysa mesele pencereyi ışığa açmaktır. Gelişmeye ve doğrulara kulak vermektir. Aydınlığa ve huzura giden yolda yürümeye çalışmaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işığın karanlıkları söküp attığı gibi, manevi anlamda penceresini ışığa açanların kalbindeki perdeleri söker atar. İnançsızlık ve cehalet oraya yol bulamaz. Ama ilahi ışığa ve aydınlığa penceresini tam anlamıyla açamayanlar, ne kadar bilgili olsalar da, onları hakiki anlamda kurtuluşa götürmediği için aldanmış olacaklardır. Tıpkı gece ateş yakıp, sönünce yine karanlıkta kalmaları gibi olacaktır. İmam hatip lisesi mezunu hatta ilahiyat mezunu olup; ezan olunca cami dibindeki kahveden kalkıp namaza gitmeyenleri, gidemeyenleri bilgileri ne kadar aydınlatmıştır. Bizce bunu sorgulamaları gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş bütün dünyaya doğar, ama ışığı penceresinin perdesini açanlar görebilir. Gerçek bilgi ve ilahi vahiyde bütün insanlığa tebliğ edilir, Onunda akıl ve kalp gözünü açanlar farkına varabilir. İdrak edebilir. Aksi takdirde; Allah’ım fayda vermeyen ilimden ve kurtuluşa götürmeyen imandan sana sığınırım demekten başka bir ifade ve dua aklımıza gelmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneşe doğru dönerek yürüyenlerin gölgeleri arkadan gelir, güneşe sırtını dönerek yürüyenler ise ancak ve ancak gölgelerini takip ederler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak ‘‘Pencereyi ışığa açmak’’ aslında bir düşünce şeklini, bir davranış şeklini, maddi ve manevi değerler karşısındaki bir duruşu, davranışı ve bakışı temsil etmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah Kırca&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-872727078338934496?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/872727078338934496/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/pencereyi-isiga-acmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/872727078338934496'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/872727078338934496'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/pencereyi-isiga-acmak.html' title='PENCEREYİ IŞIĞA AÇMAK'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6218421190860288333.post-954961643649016919</id><published>2009-11-03T01:41:00.000-08:00</published><updated>2009-11-03T01:41:05.398-08:00</updated><title type='text'>KARŞILIK BEKLEMEDEN İNSANLIK</title><content type='html'>İnsanlar yaratılış itibariyle toplu halde yaşama ihtiyacı duyarlar.Müslümanların meşru olan işlerde birbirlerine yardım etmelidirler. İnsanlara faydalı olmak inancımızın ve İslam ahlakının bir gereğidir. Peygamber efendimiz ‘içinizde en hayırlınız insanlara hayrı dokunanınızdır’ diye buyurarak, insanlara faydalı olmamızı istemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde biz insanlar öyle bir hale geldik ki; parasız diye yolda karşılaştığımız insanlara selam vermekten kaçınır olduk. Biz bukişiye selam verirsek bize ne gibi bir fayda gelir. Biz bu kişiye muhtaç olurmuyuz. Muhtaç olursak bize maddi olarak yardımı olur mu diyoruz. Selam verirken bile böyle bir kriter uyguluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa insanlık bumudur? İslamın gereği bumudur? Kesinlikle hayır.Ya nedir insanlık?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya nedir islamın gereği öyleyse; Mümkün olduğu kadar insanlara faydalı olmaktır. Sürekli iyilik etmektir. Ve hatta bize kötülük edilse bile iyilikle karşılık verebilmektir. Bize kötülük yapıldığında, çok kızmış olsak da, kodun mu oturtacak kadar güçlüyken sabredip affedici olabilmektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlık; yoldan geçene takılmasın biye bir taşı kenara koymaktır.Keğıt, poşet, petşişe ve benzeri dönüştürülebilen çöpleri alıp çöpe; hata dönüştürülebilme imkanı varsa dönüştürme kutularına koymaktır.Tarlasındaki bir taşı yuvarlamakta zorlanan kişiye bir el atıvermektir. Eşeğini yüklerken bir tarafındaki yüke destek olmaktır. Yolda kalan bir kişiyi arabana almaktır. Yada yanımızdaki tarlasında çalışan kişileri traktörümüze bindirerek köye getirmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlık; yoldan geçene zarar verecek bir taş ve benzeri şeyleri alıp kenara koymak koymak kadar, o şeyleri yola koymamaktır. Bir ihtiyacımızdan dolayı koysak bile işimiz bittiğinde tekrar onları kenara koymaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlık;yolda kalmışa, dara düşmüşe, aç ve açıkta kalmışa, muhtaç düşmüşe yardımcı olmaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlık; yolda karşıdan karşıya geçerken yardıma ihtiyacı olsun veya olmasın yaşlı birine yardım etmektir.Yada engelli bir kardeşimize aynı şekilde yardım etmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlık; Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır. Ama kahvenin hatırını düşünmeden bir bardak çay ikram etmektir. İhtiyaç sahiplerine maddi ve manevi olarak yardım etmektir. Hiç olmasa kullanmadığımız elbise ve eşyalarımızı ihtiyaç sahiplerine vererek onların ihtiyaçlarını gidermektir. Pişirdiğimiz yemeklerden özellikle ihtiyar ve tek başına kalmış erkekler olmak üzere muhtaç olanlara bir tabak yemek verebilmektir. Yada evine davet edip yedirebilmektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bizler hep kendimizi düşünüyoruz. Ücretini ve bedelini almadan çekirdek tanesi büyüklüğünde bir iyilik etmeye yanaşmıyoruz. Atalarımız ‘yaralı parmağa işemez’ deyimini kullanmışlar böyle insanlar için. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa peygamberimiz (s.a.v.) ‘‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir.’’ Ve ‘‘Kardeşine tebessüm etmen sadakadır.İyiliği emredip kötülükten sakındırman bir sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır.Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için bir sadakadır.’’ buyurmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyiliğin derecesi ve sınırı olmaz. İhtiyac duyulan her alanda iyilik yapmaya çalışalım. Hem gençlere ve küçüklere örnek olalım, hemde insanlık görevlerimizi yerine getirelim. Böylece insanların memnuniyetinin yanında, en önemlisi Allah’ın hoşnutluğunu kazanalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyzullah KIRCA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akbaşlar Köyü / Dursunbey&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6218421190860288333-954961643649016919?l=feyzullah924.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://feyzullah924.blogspot.com/feeds/954961643649016919/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/karsilik-beklemeden-insanlik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/954961643649016919'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6218421190860288333/posts/default/954961643649016919'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://feyzullah924.blogspot.com/2009/11/karsilik-beklemeden-insanlik.html' title='KARŞILIK BEKLEMEDEN İNSANLIK'/><author><name>feyzullah kırca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15806523014410968605</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_LEC1IDmM9Co/Sus9vs-mN4I/AAAAAAAAAAM/eUkqxsL5RCw/S220/admin.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
